Bildiğiniz gibi özelde Bağımsızlık Yolu, genelde devrimci hareketimiz; Kıbrıs’ın kuzeyinde esas iktidarın büyük sermaye ve TC egemenlerinden oluşan bir Egemen Blok’ta yoğunlaştığını ifade etmektedir. Bu nedenle belediyeler, hükümet veya cumhurbaşkanlığının bir iktidar odağı olmadığını her fırsatta hatırlatıyoruz. “Hükümete Değil Muhalefete Talibiz” slogan ile de vurguladığımız bu gerçek, şu anlama gelmektedir: Kıbrıs’ın kuzeyinde seçimle talip olunan tüm makamlar, esas iktidar odaklarına karşı bir muhalefet mevzisi olarak anlamlıdırlar.
Kâğıt üstünde dahi olsa belirli
bir icra görevi bulunan belediyeler ve hükümet makamlarında bu stratejinin
nasıl uygulanacağını yıllardan beridir anlatıyoruz. Peki neredeyse hiçbir icra
pratiği olmayan cumhurbaşkanlığı makamı, nasıl olacaktır da bir muhalefet
mevzisi olarak kullanılacaktır? Gelin bunu biraz düşünelim.
***
Kıbrıs’ın kuzeyinde cumhurbaşkanlığı makamı iki ana
işleve sahiptir. Bunlardan birisi Kıbrıs sorunu ile ilgili müzakereleri yürüten
görüşmecilik, diğeri ise klasik parlamenter demokrasideki yasama ve yürütme
işlevleridir. Parlamenter demokrasi ile ilgili işlevleri neredeyse sembolik
düzeyde olduğundan, Cumhurbaşkanlığı neredeyse tamamen görüşmecilik boyutu
üzerinden anlamlandırılmakta ve bu çerçevede tartışılmaktadır.
Bilindiği gibi Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili
yürütülen görüşmelerde “toplum lideri” pozisyonu ile her iki halkın
cumhurbaşkanları rol almaktadırlar. Ancak garantör ülkeler sıfatıyla Türkiye,
Yunanistan ve İngiltere de zaman zaman perde gerisinden zaman zaman masada
soruna taraf olmaktadırlar. Ve BM, AB gibi uluslararası kurumlarla, ABD gibi
emperyalist güçler de ihtiyaç hissettikleri oranda “masaya” müdahale
etmektedirler. Kısacası Kıbrıs sorunu çok katmanlı, çok boyutlu bir uluslararası
sorundur. Böyle bir sorunda nasıl muhalefet yapılır?
Aslında bu sorunun yanıtını Mustafa Akıncı’nın
Cumhurbaşkanlığı sürecinin son iki yılında kısmen de olsa pratikte deneyimleme
fırsatı bulduk. Crans Montana ve Mont Pellerin süreçleri çöktükten sonra,
Türkiye Cumhuriyeti tarafından “iki devlet ve eşit egemenlik” tezleri
geliştirilmesine rağmen, Mustafa Akıncı bu tezlere uyum sağlamadı. Akıncı’nın
“halkım beni federasyon görüşmem için seçti” diyerek, TC’deki iktidar
tarafından dayatılan çerçeveye girmeyi reddetmesi, bizim “muhalefete talibiz”
yaklaşımımızın kısmi bir pratik örneğidir.
“Kısmi bir örnek” diyorum çünkü bu deneyim, sadece
çözüm modeline ilişkindir ve sadece TC’deki irade ile sınırlıdır. Oysa Kıbrıs
sorununda muhalefet imkânları, Kıbrıs sorununun tarafı olan özneler kadar
geniştir. Şöyle ki eğer devrimci bir perspektiften bakıyor ve “Kıbrıs sorunu,
Kıbrıs halklarının söz, yetki, karar, iktidar sorunudur” diyorsak, kabul
etmeliyiz ki karşısında muhalefet edilmesi gereken güçler Türkiye’den ibaret
değildir. Kıbrıslı Türk halkının siyasal eşitliğini kabul etmeyen Kıbrıslı Elen
yöneticiler, bu sorunda pay sahibidirler. Adamızın ikiye değil üçe bölünmesinden
fayda sağlayan Britanya emperyalistleri bu sorunda pay sahibidirler.
Limanlarımızı kullanarak Orta Doğu’yu sömüren Fransız ve ABD emperyalistleri bu
sorunda pay sahibidirler. Petrol ve doğal gaz araştırmaları ile ekolojik
yapımızı yağmalayan tüm uluslararası şirketler ve onların hami devletleri, bu
sorunda pay sahibidirler.
Cumhurbaşkanlığı makamı, “toplum lideri” sıfatıyla,
bu başlıklardan her birine ilişkin halkı bilgilendiren, tartışmalara dahil eden
ve gerçek iktidar odaklarını rahatsız ederek gerilimi yükselten bir mücadele
sürecinin koç başı yapılabilir.
***
Sembolik de olsa Cumhurbaşkanlığının parlamenter
işlevleri, halkı özne kıacak bir muhalefet stratejisinde çok kıymetli bir yer
tutar. Meclis’ten geçen her yasa aynı zamanda Cumhurbaşkanı’nın da onayına
sunulur. Cumhurbaşkanı yasaları Meclis’e geri göndermeye veya Anayasa
Mahkemesi’ne havale etmeye karar verme şansına sahiptir.
Meclis tarafından önüne koyulan her yasayı, halkın
tartışmasına sunan, imzalamadan önce ilgili kurumlarla istişareler yürüten,
gerekiyorsa bu süreci sokakta bir hareketliliğe çeviren bir Cumhurbaşkanlığı
pratiği hayal edin. Her meseye halktan yana bakan, sağlıkla ilgili bir yasada
ücretsiz sağlık hakkının ihlalini, ulaşımla ilgili bir yasada toplu taşıma
eksikliğini, sermayeyi ilgilendiren her yasada asgari ücretlinin sıkıntılarını
hatırlatarak kamuoyunu uyaran bir cumhurbaşkanı, pratik bir muhalefet merkezi
kılınabilir. Üstelik ilgili yasaların geri gönderilmesi, bu tartışmaları daha
da alevlendirip halkı hareketlendirecektir.
Güncel meselelerle de ilgilenen, kadın
cinayetlerinde Sığınma Evi’ni, iş cinayetlerinde sendikalaşmayı, trafik
kazalarında toplu taşımayı dile getirmek üzere olay yerinde bulunan, halkın
içinden geçenleri kelimesi kelimesine dile getiren, eylemlerde, basın
açıklamalarında boy gösteren bir Cumhurbaşkanlığı pratiği imkânsız değildir.
Denilebilir ki icra yetkisi olmayan bir makamın bu
pratiği neye yarayacak? Elbette halkın sorunları, yalnızca halkın kendisi
tarafından çözülebilir. Ancak halkın bu sorunları çözebilmesi için, önce
sorunların farkına varması, sonra doğru bir zeminde bu sorunları tartışabilmesi
gerektir. İşte Cumhurbaşkanlığı makamı bu fırsatı yaratarak, zaten politik
duyarlılığı yüksek olan halkımız için etrafında toplanılacak bir bayrak haline
getirilebilir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder