Tüm zamanını çalışarak geçirmek insanı sefil bir duruma sürükleyecektir. Böyle bir insanı hayal ettiğimizde aklımıza kölelik veya toplama kamplarının gelmesi boşuna değildir. Ancak bunun tam tersi, yani tüm zamanını boş geçirmek de insani kapasitemizi çürüten bir etkiye sahiptir. Bu nedenle de boş zaman ile çalışmanın belirli bir şekilde dengelenmesi şarttır.
Bu hem bireysel hem de toplumsal olarak böyledir.
Bir toplumda sonsuz boş zaman ayrıcalığına sahip olanlarla, tüm vaktini
çalışarak geçirmek zorunda olanların birlikte yaşaması kaçınılmaz sürtüşmelere
yol açacaktır. Zaten tarihsel olarak boş zaman kavramının ortaya çıkması da bu
sürtüşmelerin sonucudur.
***
Kölecilik, köle sahiplerinin çalışmadığı onların
yerine de kölelerin çalıştığı bir toplum biçimidir. Köle isyanları ve köle
sahiplerinin içerisine düştüğü çürüme sonucunda yıkılan bu toplum biçimi; tarih
içerisinde yerini çalışan sınıfların daha fazla boş zaman elde ettiği sistemler
tarafından doldurulmuştur.
Bugün içerisinde yaşadığımız sistem; bir yandan
işsiz insanların kendilerine iş bulmaya çalıştığı, diğer yandan haftalık iş
saatlerinin altmış saatlere ulaştığı çelişkilerle damgalı. Ancak hem çalışma
zamanımız hem de boş zamanımız egemenler tarafından titizlikle kontrol altında
tutuluyor.
Çalışan insanlar, iş yerlerinde geçirdikleri
sürelerde “zaman yönetimi” adı altında yaratıcılıktan yoksun bir kontrol
mekanizmasının hükmü altındadırlar. Çoğumuz bu durumun farkında olsak da, boş
zamanlarımızın da bize ait olmadığı gözden kaçabilmektedir.
Emekçilerin boş zamanlarında ne yaptıkları egemen sınıfları yakından ilgilendirir.
Kölelerin boş zamanı olmadığından, o tarihlerdeki egemen sınıfların bu alanı
manipüle etmek gibi bir ihtiyacı da yoktu. Ancak sınıf mücadeleleri sonucunda
çalışma saatlerinin azaltılması, egemen sınıflar açısından fırsat ve
tehlikelerin iç içe geçtiği yeni bir durum yarattı.
***
Emekçi insanların boş zamanları, hem egemenler aleyhine
bilinçlenme riski barındıran hem de onlara yeni ürünlerin pazarlanması fırsat
içeren bir alandır. Spor, sanat, seyahat, oyun gibi tarihsel olarak ezilenlerin
örgütlü mücadelesine hizmet eden alanların içinin boşaltılması egemenler
açısından hayati önemdedir. Egemenler bu alanların sınıf bilinci oluşturmadaki
rolünü baltalamak zorundadırlar. Üstelik bu alanlarda yaratılacak niteliksiz
ürünlerin satışı da kâr imkanı sunar.
Çalışan sınıfları, çalışmadıkları zamanlarda da
kontrol altında tutabilmek için bugün muazzam bir endüstri geliştirilmiş
durumdadır. Niteliksiz ve popüler müzik, bilgisayar oyunları, başta futbol
olmak üzere endüstriyel spor ve kitle turizmi gibi olgulara baktığımızda;
bunların her birinin eğlence ve vakit geçirme kadar tarihsel olarak ezilenler
açısından sınıf bilincine hizmet eden unsurları olduğunu da görürüz.
Futbol işçi sınıfının sporu olarak doğmuş, hem
fiziksel hem de sosyal olarak işçilerin gelişimine hizmet etmiş önemli bir
spordur. Ancak bugün seyirlik bir nesneye dönüşmüş, çoğu zaman da sınıfsal
ayrımların görünmez olması ve emekçilerin birbirlerine husumet geliştirmelerine
neden olacak gerilimlere hizmet etmektedir. Benzer bir durum sanatın tüm
dalları, turizm, oyunlar ve edebiyat için de geçerlidir.
***
Boş zaman faaliyeti olarak sistem tarafından
bizlere sunulan ve birçok kişinin kendi tercihi olduğunu düşünerek veya bir
statü sembolü olarak sarıldığı faaliyetlerin ortak yönlerine baktığımızda;
kendimizi faaliyetin üreticisi değil tüketicisi olarak konumlandırmak zorunda
kaldığımızı görürüz. Kitle turizmi gibi erişilebilirliği daha kısıtlı olanlar;
statü sembolü olarak işlev görürken dahi, yaşamı daha iyi anlamamıza ve günlük
hayatımıza döndüğümüzde bir değişime hizmet etmemekte; sadece buzdolabının
üstündeki magnet sayısını arttırmaya yaramaktadır. Orta sınıf bir bireyin
buzdolabındaki magnet sayısı, bir generalin göğsündeki madalya sayısının
yarattığı etkiyi yaratmaktadır!
Boş zaman faaliyetlerinin bir yandan bizlerin
bireysel bilgi ve yeteneklerini arttırması diğer yandan da sosyal ilişkilerde
bilinç düzeyinde bir değişime hizmet etmesi beklentisi; bunun kendiliğinden
gerçekleşmesi beklentisi kapitalizmin bu alanlara eğilmesinden önceki
zamanlardan kalan yanlış bir beklentidir. Bugün kendi haline bırakılmış tüm
faaliyetlerde olduğu gibi boş zaman faaliyetleri de sermayedarlara kâr,
bireylere yozlaşma olarak dönmektedir. Ülkemizde bunun günlük yaşamda en sık
rastlanan örneği, özel sektördeyken çok daha kaliteli ve yapıcı pratikler
içerisinde olan insanların, kamuya geçip boş zaman kazandıktan sonra, sadece iş
yaşamlarında değil özel hayatlarında da gerilemeye başlamalarıdır.
Bunun çözümü elbette boş zamanın ortadan
kaldırılması değildir. Tam aksine işyerinde geçen zamanın patronun kontrolünde
olduğu bilincinin, boş zamanımız için de geçerli olduğunun farkına varmak
gerekmektedir. Böylesi bir farkındalık; bireylerin üretken ilişkilere
girebileceği alternatif boş zaman faaliyetlerini örgütlemek ve bu tür
faaliyetleri günlük hayatın parçası kılacak nitelikte insanlar olabilmeye
çalışmak anlamına gelir. Bu sanıldığı kadar kolay da değildir çünkü sistem
bunun ne kadar tehlikeli olduğunun bilinciyle organize olmuştur.
İnsan kendi kendini yaratan hayvandır. Yaptığımız
şeye dönüştüğümüz gerçeği, tarihten çıkaracağımız en önemli derslerden
birisidir. Boş zamanımızı, boş faaliyetlerle geçirdiğimizde biz de boş
insanlara dönüşüyoruz. Bunu kimse yüzümüze söylemese de, gerçek budur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder