1 Ekim 2011 Cumartesi

KDYÖG Yayın Organı SOMUT



Kıbrıs Devrimci Yüksek Öğrenim Gençliği (KDYÖG) yayın organı SOMUT 1988 yılının ekim ayında yayınlanmaya başlamıştır. KDYÖG; Ankara, İstanbul, Eskişehir ve İzmir başta olmak üzere Türkiye’deki çeşitli şehirlerde yüksek öğrenimini devam ettiren devrimci gençlerin örgütü idi. Ekim 1988’den Kasım 1990’a kadar toplam dört sayı yayınlanmış olan Somut isimli dergi, bugün KDYÖG’den geriye kalan en derli toplu kaynaktır.

Barış ve Şiddet



Barış için yürütülen bir mücadele şiddet içerebilir mi? Huzur, mutluluk ve refah için yola çıkan insanların, şiddet içeren yöntemleri kullanması amaçları ile çelişir mi?
Amaçlar ve araçlar arasında yakın bir ilişki olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Belli bir amaca varmak isteyen kişilerin bu amaçlarına ancak doğru araçları kullanarak varabilecekleri yadsınamaz. Üstelik konu doğru aracı kullanmanın ötesinde anlamlar da barındırır. Hemen her aracın kendisine içkin olan özellikleri vardır. Bu yüzden de bazı araçlar bizi istediğimiz amaçlara götürmemenin ötesinde istemediğimiz sonuçlara da vardırabilirler. Bu noktada “şiddet”in bir araç olarak “barış”a hizmet edip etmeyeceği sorusu ciddiyet kazanmaktadır.

Dosya: Barış



Argasdi 24. sayısında dosya konusunu barış olarak belirledi. Elli yıldan fazladır ülke gündeminin değişmez ilk sıra konusu olan barışın dosya konusu olarak seçilmesi belki de bugünlerde hem savaşa hem de barışa en yakın durumda olmamızla da bağlantılıdır. Recep Tayyip Erdoğan’ın son Kıbrıs çıkartmasında esip yağmasından; Maraş, Omorfo gibi yerleşim yerlerinin “verilmeyeceği”, iki devletli çözümün gündeme gelebileceği gibi açıklamalarından sonra şimdi de bir yandan İsrail bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilileri ile yaşanmakta olan diplomatik “it dalaşı”, ciddi bir gerilim ortamının varlığına işaret ediyor.

Rekabet Değil Dayanışma (Argasdi Hammaliye Kurulu Sayı 24)



Meclisin açılması ile birlikte ülke siyaseti yeniden canlanıyor. Geleneksel muhalefet bileşenleri, yine ve yeniden hareketleniyor. Meclis gündemine gelmesi beklenen iki önemli yasa etrafında şekillenecek yeni bir toplumsal hareketlilik ve yeni eylemler, yeni polis saldırıları, yeni gerilimler bizleri bekliyor.
Söz konusu iki yasa; Özelleştirme Yasası ve Sosyal Sigortalar Değişiklik Yasası bir süreden beridir kamuoyunun gündeminde bulunuyordu. Her iki yasa da TC Devleti tarafından dayatılan ekonomik paketin parçası, aynı zamanda da ülkemizde emekçilerin birikimlerinden son kalan değerleri de silip süpürecek birer içeriğe sahipler. Birisi kamuya ait elde kalan son kırıntıları satılığa çıkarırken, diğeri de emeğin kazanılmış haklarına yeni darbeler indirecek olan bu yasalara karşı, Sendikal Platform ve destekleyen örgütler tarafından dişe diş bir direniş yürütüleceği söyleniyor.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Direnenler De Var Bu Havalarda



Lisede okumak için köyünden yola çıkan bir öğrenci günde ortalama 10-15 TL’yi baslara (otobüs) veriyor. Bu rakam ayda 300 TL’yi aşabiliyor.
Gün içinde kantinde yapılan harcamalar, kırtasiye masrafları, kıyafet gibi giderler ve özel ihtiyaçları, harçlığı da düşünüldüğünde bir öğrencinin aylık gideri neredeyse asgari ücrete eşdeğer...
Daha okullara eğitimden bütçe ayrılmamasından kaynaklı olarak yaratılan bilet, bağış vb. soygunculuk yöntemlerini saymıyoruz bile... Geçtiğimiz yıllarda yaşadık, bağışını vermeyen okula kayıt yaptıramadı, biletini satmayan karnesini alamadı.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Ya Bir De Petrol Bulurlarsa



Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ABD menşeli bir şirketle anlaşarak Kıbrıs’ın güney sahillerinde petrol ve doğalgaz arama çalışmaları başlatması bir süreden beridir gündemin ilk sıralarındaki yerini koruyor.
TC’nin Akdeniz’de ne olup bittiğine hoyratça karışan arsız tavrı uzun süre konuşuldu. Bu o kadar utanmaz ve çelişkili bir tavır ki, kendi dış politika yetkilileri bile bu tavrı izah etmekte zorlanıyorlar.
Kendini bölgenin ağası ilan eden, önüne gelene posta koyan, delikanlı TC; ABD’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne verdiği güvenceden sonra yan çizip bayrağı yarıya indirdi. Şimdi sümüklerini çeke çeke, “biz de kktc ile kendi münhasır alanımızı ilan edip aramalar yapacağız” diyor.
Eh tabii, uluslararası emperyalizm arenası Hamitköy Roundabout’una benzemiyor. Kıbrıslı Türklere yaptığın muameleyi de Ortadoğu’nun bölgesel güçlerine yapmak mümkün değil...

14 Eylül 2011 Çarşamba

Gözlerinizde Korkuyu Gördük



Her yer yine polis doluydu...
Silahlısından coplusuna, üniformalısından siviline, gencinden yaşlısına çeşit çeşit polis.
KTHY Direniş Çadırı sabahın erken saatlerinde dizi dizi dizilmiş polisler tarafından işgal edildi...
Ve tabii Elektrik Kurumu önü, Girne Kapısı, Kuğulu Park, Yenişehir’deki roudabout...
Gönyeli’den Ercan’a kadar gergin bir hareketlilik vardı kolluk kuvvetlerinde...
Öğlene doğru gerginlik arttı...
Yollar kesildi, alanlar sarıldı...

7 Eylül 2011 Çarşamba

1 Eylül ve BM



1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Kıbrıs’ın her iki yanından yaklaşık dört yüz kişinin katılımıyla bir yürüyüş ve protesto gerçekleştirildi. Çeşitli kesimler bu protestoya katılmadılar. Böylece bir süreden beridir 1 Eylül eylemleri ve bu eylemlerin biçimine dair alttan alta devam eden sıkıntılar ilk kez bu yıl görünür hale gelmiş oldu.
Bilindiği gibi geçmiş yıllarda 1 Mayıs’ların bölünmesi ile paralel olarak 1 Eylül’lerde de bölünme yaşanmıştı. Ancak çoğu zaman bu iki olayın aynı kaynaktan beslendiği sanılıyor olmasına rağmen gerçekliğin böyle olmadığını belirtmek gerek.
1 Mayıs’ların bölünmesi, emek politikaları çerçevesinde yaşanan fikir ayrılıklarından kaynaklanıyordu. Bu fikir ayrılıklarını görmezden gelip herkesi “Tertip Komitesi”nin biçtiği şekle sokmak isteyenler olunca da 2008 yılında ortaya iki farklı 1 Mayıs çıkmıştı.

4 Eylül 2011 Pazar

Anlaşılma ve Anlaşmama Üzerine



Sayın Ferdi Sabit Soyer’in Gaile sayı 125/126’da yayınlanan yazılarını keyifle okudum. Bir süreden beridir Gaile Dergisi sayfalarında sürmekte olan tartışma bağlamında birçok fikir, görüş yazıldı. Bu bağlamda Ferdi Sabit Soyer de tartışmada aktarılan tarihsel değerlendirmelere ilişkin katkı yapmak istemiştir. En önemlisi de hem yazısının başlığında hem de giriş ve sonuç bölümlerinde “anlaşılma”, “anlaşmama”/ “anlaşma” ayrımlarına vurgu yaparak; yürekten katıldığım “sol tartışmalarda her şeyden önce anlaşılma meselesi önem taşımalıdır. Tartışmanın diğer ayağı olan anlaşma veya anlaşmama meselesi ise olayın diğer boyutu olmalıdır” noktasının altını çizmiştir.

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Bayram Coşkusu



İki “bayram” birden yaşadık dün... Biri “milli bayram”, diğeri “dini bayram”...
Hem tanklar yürüdü hem dualar okundu.
Hem silahlar sergilendi hem İslam’ın huzur ve barış dini olduğu anlatıldı.
Hem paşalar gururlandı hem hocalar onurlandı.
Tam Türk-İslam sentezine uygun bir gün geçirdik kısacası...
İsteyen Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’na koştu elinde bayrağı, isteyen bayram namazına...
Kimsecikler kıskanmadı kimsecikleri herkes mutlu oldu!
Bırakın iki bayramı, siz içinizde tek bayramlık olsun coşku hissettiniz mi?

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Şimdi Bir Yola Daha Giriyoruz



Bir grup arkadaştık. Bazı şeylerden rahatsızdık. Bir şeyler yapmak istiyorduk. Farklı bir şeyler... Gün aşırı bir bildiri, senede üç dört eylem ve her dakika hamaset bize hitap etmiyordu.
Şimdi yalan söylemeye gerek yok... Kendimizi de pek bir beğeniyorduk. Etrafımızdakilerin çoğu ya “pasifist”, ya “reformist”, ya “AB’ci”, ya “sekter” ya da “parlementocu”ydu!
Şimdi yalan söylemeye gerek yok... Gerçekten de öyleydiler. Ama nedendir bilmem, belki gençliktendir belki beğenmediklerimize benzediğimizden, biz buna üzülmüyorduk, seviniyorduk!

17 Ağustos 2011 Çarşamba

19 Temmuz ve Hukuk!



Kıbrıslı Türkler demokrasiyi içselleştirmiş, yasalara saygılı ve barışçıl yollardan kendilerini ifade etmeyi bir kültür haline getirmiş insanlardır.
Bunun istisnası yok mu? Elbette vardır. Ama özellikle politik/siyasal meselelerde, farklı fikirlerin barışçıl bir şekilde yan yana bulunabilmesi açısından dünyada ender bulunan bir noktada olduğumuz da gerçek.
Ancak bilindiği gibi son zamanlarda Polis Teşkilatı, bu durumu değiştirmek için kolları sıvamış durumda.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Perde Aralığından



İbrahim Aziz’in iki dilli olarak basılan yeni kitabı “Perde Aralığından”ı okudunuz mu? Eğer okumadıysanız, bir solukta okunacak bu kitabı mutlaka okumanız gerekiyor.
İbrahim Aziz, Kıbrıslı Türk solunun mücadele tarihindeki önemli bir boşluğu doldurarak, Derviş Ali Kavazoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi yazarları ile olan ilişkilerinin üzerine ışık tutuyor.
Esas itinbariyle kişisel tanıklıklara dayalı olan kitapta, ilk kez gün yüzüne çıkan bazı belgeler de bulunuyor.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Kıbrıs Türkü Ne Demektir?



Dil, insan toplumlarının uygarlık safhasında geliştirdikleri en önemli sosyalleşme araçlarından birisidir. Çeşitli toplumların kullandığı kelimeler, kavramlar, cümle kalıpları aynı zamanda o toplumların düşünme biçiminin, yaşam şeklinin bir yansımasıdır.
Denilebilir ki; toplumlar nasıl yaşarlarsa öyle konuşurlar. Örneğin Eskimo dilinde kar yağışının çeşitli biçimleri için yüzlerce kelime vardır. Oysa Türkçe’de tipi, lapa vs. diye saysak saysak en fazla 15-20 kelime bulabiliriz. Eskimolar açısından yaşadıkları iklim, evlerinin yapısı, sosyal hayat, ekonomi vs. için merkezi önem arz eden kar yağışı, bizim için bu kadar merkezi olmadığından yağan karın biçimlerindeki farklılıkları algılamamız da bunu ifade etmemiz de daha sınırlıdır. Kısacası dil, toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası, toplumsal pratiğin net bir yansısıdır.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Kıbrıs’ta Sosyalizmin Evrenselliği ve Yerelliği



Gaile Dergisi’nin 122. Sayısında Cemal Mert imzası ile yayınlanan “Kıbrıs’ta Sosyalist Mücadele Geleneği ve İthal Sosyalist Kültür” başlıklı yazı, ülkemiz solunun kendi tarihini öğrenmesi ve köklerini bulması noktasında önemli bir uyarı içeriyor. Tüm dünyada tarih bilinci sol açısından salt bir bilgi yığılmasından öte bir anlama sahip olmuştur. Tarih, geçmiş deneyimlerden çıkarılan dersler ve geleceğe dair bir çıkarsamalar alanı sunması bakımından her zaman bugüne dair bir olgudur. Bu yüzden de ne zaman nerede ne olduğundan öte bir geçmiş değerlendirmesi boyutu taşır. Sol açısından geçmişin değerlendirilmesi, geleceğin inşasından ayrı düşünülemez. Ve elbette, akademik kaygılar bir yana, geleceği kurma iddiası olmadan geçmişi bilme kaygısı ortaya çıkmaz. İşte tüm bu sebeplerle Kıbrıs’ta sol iddia taşıyan her kişi ve örgütün, dünya devrimci pratiği kadar Kıbrıs devrimci, sosyalist, demokrat pratiğini de bilme çabası içinde olması beklenir, istenir bir durumdur.