Kadına yönelik şiddeti birlikte protesto etmek için bize çağrı yapan üst düzey devlet bürokrasisi sizce samimi olabilir mi? Bu ülkede şiddet önleme merkezleri kurmayan kimdir? Bu ülkede devlet tarafından yürütülen tek bir sığınma evi olmayışının sorumlusu kimdir? Bu ülkede din işleri dairesinin bütçesinin, sosyal hizmetler dairesi’nin bütçesini kat kat aşmasının sorumlusu kimdir? Bu ülkede seks köleliğine göz yuman hatta bundan para kazanan kimdir?
Fonculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fonculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Kasım 2018 Cuma
5 Temmuz 2018 Perşembe
Teşvik Sendikacılığı Çözüm mü?
Özel sektörde çalışan emekçilerin günlük sıkıntları uzun
zamandır halının altına süpürülemeyecek noktaya gelmiş bulunuyor. En bilinen ve
dile getirilen sorun iş cinayetleridir. Bunun bir sebebi de iş cinayetlerinin
gizlenemeyecek kadar büyük bir olgu olması elbette, ancak ortalama yıllık 5-6
iş cinayetinden son dört yıldır 9-10 cinayete doğru yükselen ivme de bunda
büyük bir etkendir. Gene de özel sektörde tek sorunun işçi sağlığı ve güvenliği
olmadığını bilmek gerek. İş cinayetleri, tüm diğer cinayet biçimlerinde olduğu
gibi sadece çalışma yaşamının ne durumda olduğunu gösteren bir sonuç olarak
görülmelidir. Çalışma yaşamında güvencesiz çalışma, yıllık ücretli izin
kullanamamak, mobbing, maaşların gününde ödenmemesi, sigortasız çalıştırılma, ek
mesai ödenmemesi, resmi tatillere uyulmaması, yatırımların gerçek maaş üzerinden
yapılmaması gibi yüzlerce kanayan yara vardır. Ve iş cinayetleri bu sorunların
oluşturduğu buz dağının sadece görünen yüzüdür.
26 Temmuz 2017 Çarşamba
Fonculuk, Akıncı ve Özeleştiri
Geçtiğimiz hafta yazdığım “Gerçeğin Çölüne Hoşgeldiniz: Çöken Sadece Müzakere Süreci mi?”
başlıklı yazı sonrası, bazı dostlardan gelen çeşitli sorularla karşılaştım.
Buradan bu soruların yanıtlarını tartışmamız, benzer soru işaretleri olan
kişilere de ulaşmak için sağlıklı olabilir.
Öncelikle, okuma fırsatı bulamayanlar için özet olarak
geçtiğimiz hafta ne yazdığıma değinelim: Yazı Crans Montana sürecinin çökmesi
ile birlikte, “bütünlüklü çözüm” adına toplumsal muhalefeti baskılayan
kesimlerin yaşadığı travmaya odaklanıyordu.
10 Mayıs 2017 Çarşamba
Serdar Denktaş’ın Davası
Geçen hafta gazetelerde bir haber gördüm. Başbakan
Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, “kendisi ve oğlu Rauf Denktaş’ı
hedef alan yayını” nedeniyle Yeni Bakış gazetesi aleyhine “zem ve kadih” davası
açmış...
Serdar Beyin mahkemede dava dosyalandığı sırada imza
atarken görüntülendiği haberde bakın nasıl bir açıklamasına yer verilmiş: “Hiçbir belgeye dayandırmadan Denktaş
ailesini hedef alan yayınların yargı önünde mahkum olması gerekir. Fütursuzca
ve zarar verme amacıyla yapılan yayınlara müsamaha göstermem mümkün değildir.
Kişileri hedef alan bu tip karalayıcı yayınlar basın özgürlüğü kapsamında
değerlendirilemez. Bugün dava açan benim, ama bu tip yayınlara her vatandaş maruz
kalabilir. Umarım açtığım bu davanın sonucunda tüm vatandaşlarımızı bu tür
asılsız yayınlardan koruyacak emsal bir sonuç elde ederiz.”
Ne kadar da güzel
şeyler söylemiş Serdar Bey...
7 Eylül 2016 Çarşamba
Serdar Denktaş’a Nasıl Yanıt Vermeli?
Ülkemizde bir TC Koordinasyon Ofisi kurulması ve bu
koordinasyon ofisine karşı Reddediyoruz Platformu tarafından yürütülen
muhalefet ile ilgili gelişmeler durmak bilmiyor.
Söz konusu Ofis’in baş müsebibi, CTP-DP hükümeti
döneminde TC’ye giderek Ofis’in kurucu protokolünü imzalayan ve meclisin
bilgisine dahi getirmeden bakanlar kurulu kararı ile yürürlüğe sokmaya çalışan
Serdar Denktaş, yine sahnede...
10 Ekim 2012 Çarşamba
Zaten Esarete Zor Dayanıyoruz
Şöyle kolaycacık, kendiliğinden ve hiç zahmet harcamadan
oluveren...
Uğraştırmayan, düşündürmeyen, sıkıntı vermeyen bir iş...
Hani “iş” dedikse aldanmayın...
“İş”ten kastım, maaş için yapılan mesai değil...
“İş” derken kasıt, gerçekleşmesini istediğimiz herhangi
bir “şey”...
Sevdiğiniz tarafından sevilmek mesela, çocuğunuzun
büyümesi yada...
Yemek yapmak, ayakkabı bağlamak veya çamaşır asmak...
Aklınıza gelebilecek her şey yani...
Kolay yoldan çözülebileni var mı bunların?
3 Ekim 2012 Çarşamba
Sivil Toplum Örgütleri
1990’lı yılların ortalarında Sivil Toplum Örgütü tabirini
duymak neredeyse mümkün değildi.
O zamanlar Demokratik Kitle Örgütlerini bilirdik...
Örgütlü oldukları alanın ekonomik-demokratik boyutlu
sorunları çerçevesinde mücadele ederlerdi bu DKÖ’ler.
Bu alanlardan hala bilineni çalışma alanı hani sendikaların
örgütlü olduğu alan. Eskiden de en geniş tabana sahip ve en mücadeleci DKÖ’ler
çalışma alanından çıkardı...
1 Ekim 2012 Pazartesi
Sol Liberalizm ve Mücadele
Bu
coğrafyada bağımsız ve halkları kardeş bir Kıbrıs yaratma mücadelesi Baraka ile
başlamadı. “Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir” sloganı çerçevesinde bir
siyasal mücadele hattı ören yüzlerce devrimci ve birçok örgüt vardır Kıbrıs’ın
tarihinde. 1970’li yıllarda Devrimci Grup ve Halk-Der; 1980’li yıllarda
Özgürlük, Kıbrıs Devrimci Yüksek Öğrenim Gençliği, Kıbrıs Halk-Der ve 1990’lı
yıllarda Demokratik Gençlik Hareketi, Bağımsız Gençlik Platformu gibi yapılar
Kıbrıs’ın bağğımsızlık bayrağını hep yükseklerde tuttular. Ancak geçmiş dönemin
siyasal sorunları, ideolojik atmosferi ve kültürel imkanları ile bugünküler bir
ve aynı değildir. Aynı siyasal hattı devam ettiriyor olmamız, geçmişin
ezberleri ile yola devam edebileceğimiz ve bugünün koşullarını tahlil
etmeyeceğimiz anlamına gelmez.
28 Aralık 2011 Çarşamba
Kültür Dairesi ve Baraka
Çok önemli
bir mesele değil aslında...
Yani
önemli bir meseledir de, onca yaşanan içinde çok da önemli değil...
Yani
önemsiz bir meseledir de, onca yaşananın güzel bir örneği olduğu için önemli...
Önemsiz
insanlar, önemsiz mevkilerde bu ülkede.
Önemsiz
mevkilere çok önem veriliyor bu ükede.
Böyle
olunca da, önemli sanıyor kendilerini önemsiz insanlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






