Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2018 Perşembe

Sn. Bakan Bakıyor, Ama Göremiyor!


Çalışma Bakanı Bilmiyor ve Bilmediğini de Bilmiyor

Lefkoşa’da Çalışma İzin Merkezi karşısında yürütülen dokuz katlı inşaatın dokuzuncu katında çalışan işçiye dair fotoğraflara, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler tarafından getirilen “güvenlik önlemleri alınmış” yorumu, görenleri hayretler içinde bıraktı.
Zeki Çeler’in Bakanlığını yürüttüğü kurumun yasal mevzuatı ile ilgili hiçbir bilgi sahibi olmaması yanında, bilgi sahibi olmadığını dahi bilmiyor olması; ülkenin neden bu halde olduğunun en net göstergesi oldu. Toplum, patronların kar hırsı nedeniye alınmayan önlemler sonucunda inşaatlar başta olmak üzere özel sektörde gerçekleşen kaza ve cinayetlerden bıkmış durumda.

11 Ekim 2018 Perşembe

Artış Yok, Patronlara Teşvik Verelim!


Kriz giderek şiddetlenir ve tepeden tırnağa her şey zamlanırken, gözler zaten yetersiz olan Asgari Ücret’e çevrilmiş durumda. Asgari Ücret’in artması yönündeki baskıların çoğalması üzerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler, yeni bir kandırmacaya başvurarak bu baskıyı savuşturma girişimide bulundu.
Asgari Ücret ile ilgili açıklama yapan Çeler, Asgari Ücret’in artmayacağını ifade etti. Asgari Ücret’in yükseltilmesi konusunda Maliye’de bazı sıkıntılar olduğunu iddia eden Çeler, “önlerine çıkan bu prüzü aşmak için farklı yöntemler denediklerini” söyledi. “Bunu yapamıyorsak o zaman biz özel sektör çalışanına ek maaş desteği verelim” diyen Çeler, Bakan olduğu günden beridir yaptığı gibi patronlara yine para dağıtacağını duyurdu.

10 Kasım 2012 Cumartesi

Baraka Yılmadan Yoluna Devam Edecek



Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Baraka Kültür Merkezi’ne gerçekleştirilen saldırı sonrasında İstanbul’da bulunan Baraka aktivisti Münür Rahvancıoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Rahvancıoğlu mücadeleye yılmadan devam edeceklerini ifade ediyor…

21 Temmuz 2011 Perşembe

Kıbrıs Erdoğan'ın yavru vatanı değil




Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 61'inci hükümetin Başbakan'ı olarak ilk resmi yurtdışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdi. Erdoğan'ın gezisi süresince sıkıyönetim uygulanan Ada'da, sendikacılar gözaltına alındı, çok sayıda protestocu yaralandı. Bu gelişmelerin yanı sıra, Erdoğan ziyaretinin Kıbrıs müzakerelerinde krizler yaşandığı bir döneme denk gelmesi de önem kazanıyordu. Başbakan Erdoğan, Kuzey Kıbrıs ziyaretinde Avrupa Birliği'ne (AB) sert mesajlar verdi. Erdoğan, "Rum yönetimi dönem başkanı olursa, AB'yle ilişkileri dondururuz" açıklamasını yinelerken, "Türkiye, önceki dönem Kıbrıs politikasına mı dönülüyor?" sorusunu akıllara getiren ifadeler de kullandı.

Baraka Kültür Merkezi Temsilcisi Münür Rahvancıoğlu Kıbrıs'ta yaşanan gelişmeleri, gazetemize değerlendirdi.

8 Şubat 2011 Salı

Baraka: 'Ankara elini yakamızdan çek'


Baraka Kültür Merkezi, Kıbrıs’ın kuzeyinde, “halk olma hakkı ihlal edilmiş bir halkın hakları” için neoliberalizme karşı mücadele ediyor. Kıbrıs’taki son mitinge “Ankara elini yakamızdan çek!” pankartıyla katıldı ve mitingin mesajını özetleyen bu pankart faşist saldırı girişimlerinin ve Ankara’nın hışmının hedefine oturdu. Baraka’dan Münür Rahvancıoğlu ile son eylemlerin gerçek dinamiklerini, hedeflerini, öznelerini ve Tayyip Erdoğan’ın sert çıkışının Kıbrıs’taki karşılığını konuştuk

14 Mayıs 2010 Cuma

Annem de Bana Lokum Alayım Sana



12 Mart 2010 tarihinde Ankara’da, Türkiye Cumhuriyeti adına TC Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı ÖZGÜR PEHLİVAN ve “KKTC” adına KKTC Büyükelçisi NAMIK KORHAN tarafından bir Kredi Anlaşması imzalandı.
Söz konusu Kredi Anlaşmasının daha ilk paragrafında TC devletinin bundan sonra KREDİTÖR, “KKTC” devletinin ise BORÇLU olarak isimlendirildiği ve söz konusu borcun 500,000,000 USD (Beş Yüz Milyon Amerikan Doları) olduğu düzenleniyor. Biz ise bu yazı boyunca KREDİTÖR kelimesi yerine Türkçe sözlükten bulduğumuz ve bu anlaşmanın koşullarına daha uygun düşecek olan TEFECİ sözcüğünü kullanacağız.

1 Nisan 2010 Perşembe

Kıb-Tek’te Kazalar Durmuyor

Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (Kıb-Tek)’te kazalar durmuyor. Geçtiğimiz Şubat ayının son günlerinde Haspolatlı elektrik teknisyeni, 28 yaşındaki Özkan Gürler elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmişti. Lefkoşa Surlariçi’nde Gençlik Gücü Spor Kulübü yakınındaki bir elektrik direğinde meydana gelen arızayı gidermeye çalışan Özkan arkadaşımız elektrik akımına kapılmıştı. Daha bu olayın acısı sıcaklığını korurken, 30 Mart 2010 günü yine Kıb-Tek emekçilerinden İbrahim Esmer, Dikmen Trafo Merkezi’nde bakım-onarım çalışması yaptığı sırada elektrik akımına kapıldı. 66 bin voltluk elektrik akımın etkisinde kalan ve ağır yaralanan İbrahim Esmer’in vücudu, yüzde 50 oranında yandı. Yanıkların, ikinci ve üçüncü derece olduğu öğrenildi.

Cumhurbaşkanlığı ve Bağımsız Sendikacılık

Nisan ayında gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça sendikal mücadelenin seyri de seçimlere endeksli olarak değişmeler gösteriyor. Bu süreçte muhaliflerden yana sendikalar daha “mücadeleci” bir görünüm arz ederken, hükümete yakın sendikalar iyice sessizleşip gürünmez oluyor...

Eğitim Haktır, Satılamaz


Mart ayı boyunca, Atatürk Öğretmen Akademisi öğrencileri tarafından yürütülen mücadelenin iyi anlaşılması gerekmektedir.
Bu mücadele, ne bir grup öğrencinin kendi şahsi menfaatlerinden ibaret bir mesele ne de sırf hükümet karşıtı olduğumuz için iş ola desteklenmesi gereken bir eylemlilik değildir. Bu mücadele, planlı, kamusal, eşit, ücretsiz ve bilimsel bir kamu hizmeti mücadelesinin önemli bir parçasıdır.

8 Mart ve Sendikalarımızın Hali

Bir 8 Mart daha geride kaldı. Ne yazık ki 8 Mart, hem sendikalar açısından hem de bazı kadın örgütleri açısından Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gölgesinde kaldı. Bir çok kadın örgütü, 8 Mart dolayısıyla gerçekleştirdiği etkinliklerde açıkca cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik hareket etti. Ve bir çok sendika 8 Mart’ta etkinlik dahi gerçekleştirmedi! Düzenlenen etkinliklerden bir çoğu, erkek egemen sistemin bakış açısına ve kadına biçtiği role uygun bir şekilde “Evlilikte Mutluluk”, “Aile”, “Çocuk” vs. temalarından öteye gidemedi. 

30 Mart 2010 Salı

1 Mayıs ve Kamu-Sen

1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü ile ilgili hazırlıklar yoğunlaşıyor. Edindiğimiz bilgilere göre bu yıl, akşam üzeri ve tek bir eylem şeklinde gerçekleşecek olan 1 Mayıs organizasyonuna Kamu-Sen ve Kamu-İş gibi sendikalar katılmıyorlar.

1 Mart 2010 Pazartesi

KTAMS’ta Neler Oluyor?

Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS)’ın bazı yöneticilerinin bağımsız yayınımız Kamu Emekçisi’nden rahatsız olduğu gözlemleniyor. Bilindiği gibi Kamu Emekçisi sendikalı - sendikasız tüm kamu emekçilerine yönelik olarak hazırlanan aylık bağımsız bir yayındır. Kamu Emekçisi özel olarak hiçbir sendikanın aleyhine olmadığı gibi taraftarın da değildir. Ancak sendikal mücadeleye dair Toplumsal Hareket Sendikacılığı fikriyatı doğrultusunda fikir, düşünce ve eleştirilerimizi bu yayın aracılığı ile tüm emekçilere iletmekteyiz.

UBP'nin Geçici Kıyımı

UBP’nin hükümete gelmesinden sonra geçici çalıştırılan kamu emekçilerinin kitleler halinde işten durdurulması da hiç gündemden düşmedi. Şubat ayı içinde yaşanan son durdurma dalgası ile birlikte toplamda 300’ü aşkın geçicinin işini kaybettiği söyleniyor.

1 Şubat 2010 Pazartesi

İşbirlikçiler İşbaşında

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile KKTC Hükümeti arasında  imzalanan “Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü” geçtiğimiz ay en az tartışılan konulardan birisi oldu.
Protokol genel yapısı itibariyle, ülkemizin TC’ye entegre edilmesi, bu entegrasyonun neo-liberal piyasalaştırma süreçleri ile beraber yürütülmesi ve böylesi bir hak yitimine karşı çıkması muhtemel en örgütlü kesim olan kamu emekçilerinin baskı altına alınarak geriletilmesi hedeflerine sahip.

Sel Felaketi ve Kamu

Güzelyurt bölgesinde yaşanan son sel felaketi kamusal hizmetlerin önemini bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır. Felaketten etkilenen insanlara insani yardımın ulaştırılmasında canla başla çalışan kamu emekçileri, emekçilerin tembelliğine dair bolca laf yapmayı marifet sayanları utandırmış mıdır bilinmez ama; bu tarz felaketlerde KAR MANTIĞI ile çalışan özel sektörün değil; TOPLUMSAL FAYDA için çalışan kamu sektörünün hayati bir nitelik taşıdığı ortaya çıkmıştır.

Şimdi Kararlılık Zamanı

Göç Yasası’na karşı sendikalar tarafından yürütülen mücadele özellikle 28 Ekim ve 23 Kasım tarihlerinde hiç kimsenin beklemediği bir kitle eylemliliğine sahne oldu. Kitleler, Göç Yasası’na ve onun simgelediği neo-liberal yoksullaştırma, güvencesizleştirme ve iradesizleştirme saldırısına karşı olduklarını net birşekilde gösterdiler.

Ben De Ordaydım

Egemenlerin dava sürecini ilerletmesi kitle örgütlerinin de hareketlenmesine neden oldu.
Göç Yasası’nın geçirilmesinden sonra sessizliğe bürünen örgütler, bilindiği gibi 23 Kasım’da yaşanan orantısız polis şiddetine, coplamalara, tutuklamalara ve biber gazlı saldırıya rağmen herhangi bir eylem yapmamışlardı.
28 Ekim eylemi nedeniyle on dokuz, 23 Kasım eylemi nedeniyle on altı eylemciye dava okunması; örgütlerin Ocak ayı içinde iki toplantı yapmasına sebep oldu. Bu toplantılarda hukusal ve eylemsel süreçlerin ortak yürütülmesine karar verildi.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Biz Bu Karanlık Yolun Sonunda Doğacak Güneşi Görüyoruz

2009 yılı geride kaldı. “Kamu Emekçisi”nin yayın hayatına “merhaba” dediği yıl olan 2009 aynı zamanda biz emekçiler açısından önemli bazı gelişmelere de sahne oldu:
Öncelikle sermaye çevreleri ile içli-dışlı neo-liberal bir parti olan CTP; emekçi kesimlerde yarattığı hayal kırıklığının da etkisi ile hükümetçilik oyununda devre dışı bırakıldı. Ancak yerine getirilen parti olan UBP; aynı neo-liberal siyaseti daha sert araçlarla uygulayan bir faşist parti olduğunu kısa sürede gösterdi.

1 Aralık 2009 Salı

Sendikal Bürokrasi ve Göç Yasası

23 Kasım’da yaşanan grev, miting ve eylemlerde sendikal bürokrasiden kaynaklı sıkıntılar bir kez daha gün yüzüne çıktı. Açıktır ki, üye ile bütünleşmiş demokratik ve bağımsız bir sendikal yapı söz konusu olsaydı, Göç Yasası’na çok daha yüksek katılımlı ve çok daha militan bir karşılık verilecekti. Bir çok emekçi yasaya karşı olmalarına rağmen sendikalara güvenmedikleri için eylemlere katılmadılar.

Göç Yasası Yetmez

Göç Yasası’nın Meclis’ten geçirilmesinden hemen sonra (ertesi gün) sermaye örgütleri bir açıklama yaparak, yasadan memnun olduklarını ancak “özel sektörün kalkınması için” daha bir çok kararlı uygulamanın hayat bulması gerektiğini ve sadece bu yasanın kendileri için yeterli olmadığını duyurdular.