Emek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2024 Çarşamba

Çiğ Köfte, Adana Kebap, İşgal ve Irkçılık

Haftasonu Boğaz Piknik Alanı’nda “Çiğ Köfte”, Pergama’da da “Adana Kebabı ve Şalgam” festivalleri düzenlendi. Söz konusu iki festival, farklı siyasi görüşlerden ve ülkedeki sorunları çeşitli bakış açılarından yorumlayan kişiler arasında tartışmalara neden oldu!

Her durumda apolitik takılan, dünya yansa alevler kendi kapısının önünde gelmeden konuya duyarsız kalan ve kendi “yeme-içme, selfi-story”si dışında hiçbir şeyle ilgilenmeyen geniş kitleyi bir kenara bırakırsak, bu festivallere ilişkin fikir yürüten kabaca üç gruptan söz edebiliriz.

2 Ekim 2024 Çarşamba

Türkiye Kökenli Kıbrıslı Türkler

Bağımsızlık Yolu’nun günahları her geçen gün biraz daha çoğalıyor! Kıbrıs’ta iki halkın varlığından bahsettiği yetmezmiş gibi, bir de Türkiye kökenli insanları Kıbrıslı Türk’ten sayıyor. Ve ne yazık ki bilimsel tartışma etiğini uzun zaman önce yitirmiş  çevreler, bu “kabul edilemez” günahla açıktan açığa tartışmak yerine, dedikodu, yalan, saptırma ve abartma yoluyla mücadeleyi tercih ediyorlar!

7 Aralık 2023 Perşembe

Asgari Ücret’i Arttırmak veya Hayatı Ucuzlatmak

Enflasyonun son beş ayda %40,85 olarak yaşanması ile birlikte, yoksulluk sınırının altına düşen Asgari Ücret’in yeniden belirlenmesi gerektiği toplumun gündemine bomba gibi düştü. Hiçbir özel sektör emekçisinin temsil edilmediği, özel sektör emekçileri adına kamuda en çok işçiyi çalıştıran sendikanın bulunduğu, Asgari Ücret Tespit Komisyonu yine gündemin odağına yerleşti.

30 Kasım 2023 Perşembe

“kktc Meclisi”nin Sınıfsal Analizi


Marx ve Engels Komünist Manifesto’da “Bugüne kadarki tüm toplumların tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir” demiştir. Bu söz Kıbrıs’ta pek önemsenmese de, bizim için de geçerlidir. Çünkü ekonomik, kültürel ve ideolojik bir ilişki biçimi olarak sınıf; toplumsal yapının temel bir bileşeni, siyasal süreçlerin temel sürükleyicisidir.

13 Temmuz 2023 Perşembe

Karma Evlilikler: Cem Karaca, Nazım Hikmet ve Oz Karahan


Kendini “Kıbrıs milliyetçisi” olarak tanımlayan ve Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitliğini reddeden Kıbrıslılar Birliği(1) adına kalem oynatan bir isim Oz Karahan. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşü savunması ve federal bir Kıbrıs isteyenleri (AKEL dahil) “vatana ihanet”le suçlaması yanında, karma evliliklerden doğan çocukların Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’ndan kaynaklanan haklarını inkar etmek konusunda da epey sivrilmiş bir karakter...

5 Temmuz 2023 Çarşamba

Asgari Ücret: “Öyle Zannetsinler”


CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, Sim TV’de Damla Dabiş’in konuğu olarak katıldığı programda Asgari Ücret’in en düşük kamu maaşına eşitlenmesi talebini vurgulayan bir yorum karşısında öfkeden kendini kaybetti. Aynen şöyle dedi Tufan Bey:

1 Temmuz 2021 Perşembe

Bu Düzen Değişir


Bağımsızlık Yolu olarak yola çıktığımız ilk günden beridir, sık sık duyduğumuz bir cümle var: “Boşuna uğraşıyorsunuz, bu düzen değişmez!” Bu sözleri bize söyleyenler, çoğunlukla mücadelemize sempati besleyen kişiler oluyor. Ancak bu kişiler yaşanan tüm olumsuzlukların farkında olsalar da, çeşitli sebeplerle bu düzenin değişmeyeceğini ve bizim de çabamızın boşuna olduğunu dile getiriyorlar. Aynı sebeplerle bazıları istisna olmak kaydıyla bu kişilerin büyük çoğunluğu, değişmeyecek bir düzen için mücadele etmeyi de “boşa harcanan zaman” olarak görüyor ve pasif kalmayı yeğliyor.

1 Mayıs 2021 Cumartesi

1 Mayıs Özel Sektör Emekçileri İçin Yeni Bir Başlangıç Olsun


İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs, 150 yıla yaklaşan bir tarihe sahiptir. İlk olarak sekiz saatlik iş günü talebiyle küresel ölçekte başlayan 1 Mayıs gösterileri, sonraki yıllarda emekçi sınıfların iş güvenliğinden yıllık ücretli izin hakkına kadar yüzlerce talebinin haykırıldığı ortak gün olmuştur.

Ülkemize baktığımızda emekçilerin en çok ezilen kesimi olan özel sektör emekçileri, henüz 1 Mayıs’ın en asgari anlamı olan sekiz saatlik iş gününden bile yararlanamamaktadır. Sekiz saatlik iş günü ve kırk saatlik çalışma haftası, yasal olarak kazanılmış gibi görünmektedir ancak özel sektörde bu kurala uyan iş yerlerinin sayısı çok azdır. Bunun yanında ek mesai, yıllık ücretli izin hakkından yararlanma, iş garantisini patronların iki dudağı arasından kurtarma, sigorta yatırımlarının gerçek maaş üzerinden yapılması gibi en temel çalışan hakları bile yoktur.

29 Nisan 2021 Perşembe

Özel Sektör Emekçilerine Çizilen Yeni Gelecek: Ya Kırık Katır, Ya Kırk Satır!


Özel sektör emekçileri bu ülkeden üvey evlat konumundadır. Özel sektörde çalışan insanlar ücret, izin, iş güvencesi, sigorta aklınıza ne gelirse her konuda mağdurdurlar. Bu mağduriyetlerin giderilmesi için örgütlülük gerektiği kadar, mevcut yasaların uygulanması, devlet kurumlarının işçilere yönelik ayrımcı davranışlarını sonlandırması, iş mahkemelerinin kurulması ve yeni yasal iyileştirmelerin yapılması gerekir.

14 Nisan 2021 Çarşamba

Bir Hayat Pahalılığı Hikayesi: Erhürman’ın Muhalefet Stratejisi


Hayat Pahalılığı ödeneğinin üç ay süreyle kaldırılması için UBP-DP-YDP azınlık hükümetinin yürürlüğe koyduğu Yasa Gücünde Kararname, bir süreden beridir toplumun gündemindeki yerini koruyor. HP’nin kaldırılması neredeyse her boyutuyla konuşulmuş durumda. “Neredeyse” diyorum çünkü bu konunun hiç konuşulmayan bir boyutu daha var! Konuşulmayan boyutunu iyice anlayabilmek için gelin konuşulmuş noktaların üzerinden hızlıca bir geçelim:

1 Nisan 2021 Perşembe

Tembellik Hakkı


Tembellik Hakkı altmış sayfalık incecik bir kitap. Ancak kısalığına bakılarak küçümsenmemeli, bazı kaynaklara göre Komünist Manifesto’dan sonra tüm Avrupa dillerine en çok çevrilmiş kitap olma onurunu taşıyor. Marx’ın damadı Paul Lafargue’nin bu eserinin bir sosyalist klasik olduğundan ise kimsenin şüphesi yok.

İlk bakışta kitabın isminin çağrıştırdığı şey, sanki Marksizm ile bir çelişki içerisindeymiş izlenimi bırakabilir. Tembelliği savunmak, bunu bir hak olarak yüceltmek sanki çalışmayı reddeden bir tutumu onaylamak, üretmeye karşı olmakmış gibi algılanabilir. Özellikle de Marksizm’in çalışan sınıfları, proletaryayı mücadelesinin merkezine koyan bir dünya görüşü olması ile “tembelliği savunmanın” birbirine ters şeyler olduğu düşünülebilir. Oysa gerçek bunların tam tersi!

25 Mart 2021 Perşembe

Sağlık Emekçilerinin Yemeği ve Servet Vergisi

Pandemi ile mücadelede en ön safta ve hayatını riske atmak pahasına mücadele edenlerin sağlık emekçileri olduğundan kimsenin şüphesi yoktur herhalde. Bunu uzun uzun kanıtlamaya gerek yok bu yüzden!

Birçok insan evinden dahi çıkmaya çekinirken, sağlık emekçileri ilk temas hattında çalışıyor. Hastalığın tespit edilmesi, toplumun geri kalanından izole edilmesi ve tedavi edilmesi için kendi sağlıklarının bozulması pahasına çalışıyorlar. Dahası pandemi dışındaki herhangi bir hastalık ile ilgili de yakın temas kurduklarından, yine benzer bir riske maruz kalıyorlar.

Pandeminin bize gösterdiği en çarpıcı gerçeklerden birisi, kamusal ve nitelikli sağlık hizmetlerinin devletler eli ile yürütülmesi gerektiğidir. Sağlık kâr amacı güdülerek yürütülemeyecek kadar yaşamsal ve yatırım yapılırken zarar kaygısı güdülemeyecek kadar önemli bir alandır.

18 Mart 2021 Perşembe

Ahmet Neden Vatandaş Olmak İstiyor?

 


"Çalışma iznim yenilenmişti. Garson olarak çalışıyordum. 28 Ocak tarihinde her yer kapanana kadar da çalıştım. Sonra evde beklemeye başladık. Paket servisler açılınca patronumla konuştum. Bana ‘sen bekle, garsonlara şimdilik ihtiyacımız yok’ dedi. Ben de bekledim! Bazı arkadaşlarım uyardığı için 5 Mart’ta Sigorta’ya gittim ve işten duruşum verilip verilmediğini kontrol ettim. Duruşum verilmemişti. Sonra bugün öğrendim ki, patron 8 Mart’ta gidip benim duruşumu vermiş. Hem de 15 Ocak tarihine vermiş duruşumu. Oysa ben 28 Ocak’a kadar çalışmıştım. Şimdi işten durdurulduğum yetmiyormuş gibi bir de cezalı duruma düştüm. Duruş tarihimden itibaren 40 gün içinde ülkeden çıkmam gerekiyormuş, ama ben 60 günden fazladır buradaymışım. On iki bin Türk lirası para istiyor devlet benden. Benim suçum ne?”

5 Mart 2021 Cuma

İşgal Altında Neler Olmaz!


Toplumsal muhalefetin kendini sol olarak tanımlayan ama esasen Kıbrıs milliyetçiliğinden öte bir ufku da bulunmayan bir kesiminde, her pratik tutuma itiraz olarak kullanılan yaygın bir ifade var: “İşgal altında bu dediğin olmaz!”

Başta “işgal altında seçim olmaz” şeklinde başlayan, giderek neredeyse yaşamın her alanına dair vecizeye dönüşen bir ifadedir bu. “İşgal altında demokrasi olmaz”, “işgal altında sendikacılık olmaz”, “işgal altında kadın sığınma evi olmaz”, “işgal altında sınıf mücadelesi olmaz”, “işgal altında halkların kardeşliği olmaz”, “işgal altında servet vergisi olmaz” ve en son duyumlarımıza göre de “işgal altında basın özgürlüğü olmaz!”

18 Şubat 2021 Perşembe

Pazartesi Açılıyoruz, Başladığımız Yere mi Dönüyoruz?


26 Ocak’tan beridir yaklaşık bir aydır devam eden kısmi kapanma süreci, 22 Şubat pazartesi gün sona erecek gibi görünüyor. Toplumun en geniş kesimi olan özel sektör emekçileri ve esnaf açısından ciddi bir ekonomik bedele mal olan bu sürecin, sağlık alanında ne gibi bir kazanım getirdiği ciddi bir muamma olarak gözlerimizin önünde duruyor. Toplumun yaygın aşılamasının yapılamadığı, pandemi hastanesinin doluluğunun azaltılamadığı, vaka sayısının sıfırlanamadığı herkesçe bilinen gerçekler. Belki ironik bir dille ifade ederek, bu kapanmayla “zarardan kar” ettiğimizi söyleyebiliriz. Yani kapanmasaydık oluşacak kitlesel ölümleri, bu kapanma sayesinde yaşamadık. Bir kazanımımız olmadı ama çok daha ciddi sonuçlarla yüzleşmekten kaçınabildik. Bu açıdan bakıldığında mükemmel olmasa da zorunlu kabul edebileceğimiz “kapanma”nın bir de ekonomik yanı var. Gelin bir de işin bu yanına bakalım.

19 Ocak 2021 Salı

Servet Vergisi, Memurlar ve Mutluyakalı

 

Sayın Cenk Mutluyakalı, bugünkü Yenidüzen’de yayınlanan yazısında Servet Vergisi ile ilgili fikirlerini ifade etti. Yazısının başında ve sonunda tekrar ettiği ana fikri ve kendince “somut” bulmadığı için servet vergisine alternatif olarak öne sürdüğü yaklaşımı ben de buraya koyayım: “Ortak gelirimizi ayrımsız tüm çalışanlara paylaştırarak olağanüstü günleri dayanışma ile atlatabiliriz.”

Önce Cenk Mutluyakalı’nın, Servet Vergisi talebine yönelttiği eleştirilere bakalım:

14 Aralık 2020 Pazartesi

HODRİ MEYDAN

Bugün Meclis’te güvenoyu almak için bulunan UBP-YDP-DP azınlık hükümeti; yıllardan beridir Kıbrıslı Türk halkı üzerinde sürdürülen müdahalelerin, son zamanlarda açık açık gerçekleşmesinin bir ürünüdür. Cumhurbaşkanlığı seçiminde baskı, usulsüzlük ve dış müdahale ile gözümüze soka soka yaşananlar; UBP kurultayının yaptırılmaması, HP’li vekillerin istifa ettirilmesi, DP içerisinde sürdürülen ayak oyunları gibi biçimler aldı. Tüm bunların sonucunda da UBP-YDP-DP azınlık hükümeti kurdurulma aşamasına geldi.

1 Kasım 2020 Pazar

Halk Olmadan Bir Şey Olmaz!

 Büyük ozan Ruhi Su bir şarkısında şöyle diyordu “Annem beni yetiştirdi, halkı uyandır dedi. Halk olmadan bir şey olmaz, halkı uyandır dedi. Bu kavga halkın kavgası, halkı uyandır dedi. Yoksul halkı, emekçiyi, kaldır uyandır dedi.”

Devrimciliği en radikal sloganı, en keskin argümanı sabah akşam tekrarlamaktan ibaret zannedenler; Bağımsızlık Yolu’nu reformist olmakla suçluyorlar. Onlara kalırsa “sendikasız işçi çalıştırmanın yasaklanması”nı savunmak, “servet vergisi” istemek, “asgari ücret’in en düşük kamu maaşına endekslenmesi” gerektiğini dile getirmek reformistliktir! Yapılması gereken ise, geviş getirir gibi “sömürgeci, işgalci TC devleti” sözünü tekrarlayıp, başka da hiçbir şey yapmamaktır. Bu kişilerin görüşüne göre halk bu cümleyi duyacak ve devrim yapacaktır!

20 Eylül 2020 Pazar

KARANTİNA NEDENİYLE İŞE GİDEMEYEN ÖZEL SEKTÖR ÇALIŞANLARI NE YAPMALI?


Son haftalarda gerek özel sektör çalışanlarından gerekse de bazı işyeri sahipleri ile muhasiplerden sıkça karşılaştığım bir sorunun kendimce yanıtını buradan sizinle paylaşmak istiyorum. Soru şöyle: “Corona bulaşan veya temaslı olması nedeniyle işe gidemeyip karantinada kalan özel sektör çalışanlarına maaş ödenmeli midir?”

7 Eylül 2020 Pazartesi

Bu Davet Bizim!


Ülkemiz siyasal arenasında bugüne kadar “sol” ve “sağ” arasındaki ayrım; hep Kıbrıs sorunu endeksili bir şekilde kurgulandı. Çözüm ve barıştan yana olanlar “solcu”, çözüm sürecine dair tedirginliği olanlar “sağcı” sayıldı. Ancak bu her anlamda yanlış bir düşünce tarzıydı!

Öncelikle çözüm ve barıştan yana olan tüm insanların, “çözüm adına yapılan her şeyi” desteklediği söylenemez. Üstelik çözüm sürecine dair somut konularda tedirginliğini ifade etmek, illa ki barışa karşı olmak anlamına gelmiyor! Tüm bunlara rağmen, “çözümcüler solcu, sağcılar çözüm düşmanı” kalıplaşmış ezberi on yıllardan beridir ülkemizde yerleşmiş bir düşünce tarzı oldu.