Dikkatinizi çekmiş olabileceği gibi, yazının başlığı F. Engels’in 1845 yılında kaleme aldığı “İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu” isimli kitabına selam gönderiyor. Engels bu kitabı yazdığında, dönemin sosyalist aydınları toplumsal kurtuluşun eğitimli ve hali vakti yerinde orta sınıfın (burjuvazi) vicdani uyanışı ile mümkün olacağı düşüncesindeydi. Avrupa sosyalist hareketinde (Blanquie’yi saymazsak) ayak takımı olarak görülen işçi ve emekçilere acımak dışında bir yönelimi olan siyasal akım yok gibiydi. O tarihlerde sosyalizm bir tür edebi girişim, siyasaldan çok retorik bir tutumdu: Felsefe, akademik kürsü, gazetecilik, roman, şiir ve hayırseverliğin karışımı denilebilecek bir tür aydın yüce gönüllülüğünden ibaretti!
Gaile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gaile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 Mayıs 2022 Pazar
10 Haziran 2017 Cumartesi
Din İşleri (Değişiklik) Yasa Tasarısı’nın Düşündürdükleri
Geçtiğimiz haftanın yoğun gündeminde kendine hızla yer
açan ve halkın büyük bir çoğunluğu tarafından kaygıyla takip edilen bir yasal
değişiklik söz konusu: Din İşleri (Değişiklik) Yasa Tasarısı. Tasarı bir
süreden beridir ilgili Meclis Komitesi’nde görüşülmekte olduğu halde ne yazık
ki bu süre zarfında kamuoyunun bilgisine gelmemiş ve ancak ilgili Komite’de oy
birliği ile onaylandıktan sonra Meclis dışı muhalefetin çabaları sonucu gündem
olabilmiştir. Sadece bu olgu bile, Meclis içinde halkın konulara müdahil
olabilmesi kaygısı ile hareket eden bir öznenin eksikliğinin göstergesidir.
Halkımızın sadece bugününü değil, çocuklarımızın geleceğini de yakından
ilgilendiren böylesi bir konunun; yeterince tartışılmadan apar topar ve oy
birliği ile Genel Kurul gündemine alınabilmesi kaygı vericidir.
Peki bu Değişiklik Yasası’nda neler var, gelin yakından
bakalım...
27 Haziran 2015 Cumartesi
Kitap Eylem Yapar mı? Şiddet Mevsiminin Saklı Tarihi
Niyazi Kızılyürek’in Heterotopia Yayınları’ndan çıkan son
kitabı “Şiddet Mevsiminin Saklı Tarihi”, daha bitirmeden size bir eyleme
katılmış hissi uyandıran ender eserlerden birisi. Niyazi Kızılyürek, Kıbrıs ve
şiddet üzerine çalıştığı daha büyük bir projenin özel bir bölümünü işlemiş bu
kitapta; böylece hem tarihimizin saklı kalan önemli bir boyutunu önümüze
sermiş, hem de samimi bir yüzleşme için önemli bir tartışma zemini sunmuş...
15 Mayıs 2015 Cuma
Kıbrıs Söylevleri - Türkçe Baskıya Önsöz (Coğrafya Kaderdir)
M.Ö. 4.
yüzyılda eski Yunanca dili ile yazılmış bir eserin Kıbrıs’ta geçiyor olması
bugün bir çok kişi için şaşırtıcı olabilir. Üstelik bu eserin yazarı Isokrates;
antik Avrupa felsefesinin kurucusu kabul edilen Sokrates’in bir dostu,
Platon’un eserlerinde övgü dolu cümlelerle ismi geçen ve Attik dönemin on büyük
hatibinden dördüncüsü sayılan önemli bir kişidir. Böylesi bir kalem tarafından
yazılmakta olduğuna göre Kıbrıs, daha o dönemlerde uygarlığın önemli
coğrafyalarından biridir.27 Haziran 2014 Cuma
CTP Tabanı Neden Hayır Demeli?
1985’te sekiz
yaşımdaydım...
Benim ve
ablamın çok sevdiğimiz on iki keçimiz vardı. Keçiler aynı köyde kaldığımız
nenemin evinin geniş bahçesinde otlarlar, arasıra babam ve bizimle ovalarda gezmeye
çıkarlardı...
Keçi
doğurttuğum, biberonla beslediğim, dolaştırdığım oldu... “Ağız” da yedim,
sütlerini de içtim ama bir tekini bile kesilirken görmedim. Çünkü onlar benim arkadaşlarımdı...
Bir çoban
kavalı ve bir de dağarcıkla birlikte çeşitli zamanlarda armağan edilmiş 4-5
keçiden türemişti ufak sürümüz...
3 Ağustos 2013 Cumartesi
Acısıyla Tatlısıyla Bir Ada - Türkçe Baskıya Önsöz
Kıbrıs
adası, tarihi boyunca istilalara uğradı, dış güçler tarafından yönetildi ve
kendi bağımsız gelişme dinamiğine sahip olamadı. Bunun sebebinin, adanın Doğu
Akdeniz’in stratejik bir bölgesinde bulunması ve her dönemin hegemon gücü için
yaşamsal çıkarlara sahip coğrafi konumu olduğu biliniyor. Kıbrıs üzerinde Fenike,
Roma, Arap, Ceneviz, Bizans, Venedik, Lüzinyan, Osmanlı ve İngiliz
hakimiyetleri biribirini takip ederken; adaya egemen olan güçlerin sırası ile
bölgede hegemonyasını pekiştiren güçlerin sırasının örtüşmesi tesadüften ibaret
değildir. Ada öylesine stratejik önem arzetmektedir ki, bölgeye hükmetmek
isteyenin Kıbrıs’ı elde bulundurması neredeyse kaçınılmaz bir zorunluluktur.
15 Aralık 2012 Cumartesi
Bir Faşistin Anıları (GRİVAS HAYATIM Kitabının Türkçe Baskısına Önsöz)
İkinci Paylaşım Savaşı’nın sona ermesi ile dünya
emperyalist sistemi yeni bir sürece giriyordu. O güne kadar emperyalist
sistemin hegomon gücü olan İngiltere, Almanya ile girişilen uzun savaştan hayli
yıpranmış bir biçimde çıkmıştı. SSCB Avrupa’nın içlerine kadar sokulmuş, Yalta Anlaşması
ile Sovyet nüfuz alanının dışında kalan Fransa ve Yunanistan’da dahi komünist
güçlerin geriletilmesi zaman almıştı. Savaştan büyük bir ekonomik yıkım ve
faşizme direnişin moral avantajına sahip komünist partizanların varlığı ile
çıkan Batı Avrupa’da dengelerin yeniden kurulması Marshall ve Truman yardımları
aracılığı ile ve ABD sayesinde mümkün olabilmişti. Diğer yanda Asya ve Afrika
halkları ulusal bağımsızlık talebi ile ayağa kalkmış, emperyalist zincirleri
zorlamaktaydı. Emperyalist sistem, bir yandan komünizmin, diğer yandan ise
ulusal kurtuluş mücadelelerinin tehdidi arasında sıkışmış durumdaydı.
“Birleşik Kıbrıs” Hala Mümkün Mü?
Kıbrıs’ta Son Durum
Kıbrıs’ta
işler hiç de iç açıcı görünmüyor. Adanın bölünmüşlüğü gün geçtikçe daha da
kalıcı hale gelirken, bu bölünmüşlüğü aşacak herhangi bir hareketlenmeye dair pek
bir umut da görünmüyor ufukta...
Yaklaşık
elli yıldır sürmekte olan “toplumlararası görüşmeler” monoton ve sıkıcı bir
ritüele dönüştü, Kıbrıs’ın fiziki bölünmüşlüğü yollar, elektrik şebekesi, su,
kanalizasyon ve yerleşim planlaması anlamında giderek kalıcı hale geliyor,
bundan da öte iki halkın zihninde bölünmüşlük normal bir olgu...
Her
iki halk arasında da şöven ve milliyetçi siyasetler yükselişte, her iki halk da
birbirine güvenmiyor ve geçmişe ilişkin birbirini suçlamaya devam ediyor.
Kısacası Kıbrıs’ta bölünmüşlüğü aşmak, sadece hukuki bir prosedürden ibaret
değil...
15 Mayıs 2012 Salı
Kıbrıs Komplosu Kitabının Türkçe Baskısına Önsöz
Kıbrıs
sorunu uzun yıllardan beridir gerek ada halklarının yaşamlarını gerekse de
bölge ülkelerini meşgul ediyor. Birleşmiş Milletler’den Avrupa Birliği’ne,
NATO’dan artık geçmişe ait bir anı haline gelen Varşova Paktı’na hatta
Bağlantısızlar Hareketi’ne kadar bir çok uluslararası güç odağının çeşitli
zamanlarda, çeşitli biçimlerde müdahil olduğu bu sorun, en çok Kıbrıs’ta
konuşulmasına rağmen gene en az Kıbrıs halkları tarafından bilinmektedir.
Kıbrıs
halkları, sorunun ayrıntılarına ilişkin o kadar çok detay ile uğraşmaktadır ve
her biri kendi çıkarını maksimize etmeye uğraşan o kadar çok öznenin basıncı
altındadır ki; hem resmin bütününü göremez hem de sorunun kendi açısından ne
ifade ettiğini çözümleyemez duruma getirilmiştir. Kıbrıs halkları içinde sorunu
Türkiye Cumhuriyeti’nin, Yunanistan’ın, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, AB’nin,
(geçmişte) SSCB’nin vs. çıkarları temelinde anlayan, çözmeye çalışan kesimler
her zaman oldu, bugün hala var ve muhtemelen gelecekte de olacak.
4 Eylül 2011 Pazar
Anlaşılma ve Anlaşmama Üzerine
Sayın
Ferdi Sabit Soyer’in Gaile sayı 125/126’da yayınlanan yazılarını keyifle
okudum. Bir süreden beridir Gaile Dergisi sayfalarında sürmekte olan tartışma
bağlamında birçok fikir, görüş yazıldı. Bu bağlamda Ferdi Sabit Soyer de
tartışmada aktarılan tarihsel değerlendirmelere ilişkin katkı yapmak
istemiştir. En önemlisi de hem yazısının başlığında hem de giriş ve sonuç
bölümlerinde “anlaşılma”, “anlaşmama”/ “anlaşma” ayrımlarına vurgu yaparak;
yürekten katıldığım “sol tartışmalarda
her şeyden önce anlaşılma meselesi önem taşımalıdır. Tartışmanın diğer ayağı
olan anlaşma veya anlaşmama meselesi ise olayın diğer boyutu olmalıdır”
noktasının altını çizmiştir.1 Ağustos 2011 Pazartesi
Kıbrıs’ta Sosyalizmin Evrenselliği ve Yerelliği
Gaile
Dergisi’nin 122. Sayısında Cemal Mert imzası ile yayınlanan “Kıbrıs’ta
Sosyalist Mücadele Geleneği ve İthal Sosyalist Kültür” başlıklı yazı, ülkemiz
solunun kendi tarihini öğrenmesi ve köklerini bulması noktasında önemli bir
uyarı içeriyor. Tüm dünyada tarih bilinci sol açısından salt bir bilgi yığılmasından
öte bir anlama sahip olmuştur. Tarih, geçmiş deneyimlerden çıkarılan dersler ve
geleceğe dair bir çıkarsamalar alanı sunması bakımından her zaman bugüne dair
bir olgudur. Bu yüzden de ne zaman nerede ne olduğundan öte bir geçmiş
değerlendirmesi boyutu taşır. Sol açısından geçmişin değerlendirilmesi,
geleceğin inşasından ayrı düşünülemez. Ve elbette, akademik kaygılar bir yana,
geleceği kurma iddiası olmadan geçmişi bilme kaygısı ortaya çıkmaz. İşte tüm bu
sebeplerle Kıbrıs’ta sol iddia taşıyan her kişi ve örgütün, dünya devrimci
pratiği kadar Kıbrıs devrimci, sosyalist, demokrat pratiğini de bilme çabası
içinde olması beklenir, istenir bir durumdur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




