Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2024 Perşembe

Patronun Adı Yok!

İki yabancı uyruklu işçinin, ikamet izinsiz olarak adada bulunmaları gerekçesiyle mahkeme önüne çıkarılmaları sonrası yaşananlar, dün gündemde yer buldu. Davaya bakan yargıç işçileri dinlerken; her iki işçi de farklı yerlerde çalıştıklarını, çalışma izinlerinin yapılmadığını, maaşlarını alamadıklarını ve patronları tarafından bu duruma düşürüldüklerini ifade ettiler!

Polise işçilerin iddiaları konusunda bir tahkikat yapıp yapmadığını soran yargıç, böyle bir araştırma yapılmadığını öğrenince, “işverenler” hakkında soruşturma başlatılması emir verdi. Mahkemenin bu kararı birçok gazetede ön sayfalardan verilirken, gündem hakkında yorum yapan çeşitli kanallarda uzun uzun aktarıldı.

27 Haziran 2024 Perşembe

Bir Davanın Düşündürdükleri

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aday olan Salih Oğuzhan Karahan (Nam-ı diğer Oz Karahan), Serdinç Maypa’nın gerçekleştirdiği bir canlı yayında Bağımsızlık Yolu için; “TC Elçiliğinden fonlanıyorlar” dedi! Bu asılsız iddiayı kanıtlaması istendiğinde ise “bu zaten biliniyor” diye yanıt verdi.

Benzer bir asılsız iddia İzzet İzcan tarafından da Radyo Mayıs’ta katıldığı “Onuncu Köy” isimli programda dile getirilmişti. Bağımsızlık Yolu yetkilileri bu asılsız iddiaları ısrarla dile getirmeye devam eden, kanıt sorulduğu zaman da tpu taca atan Kıbrıs milliyetçilerini, iddialarını kanıtlamaya zorlamak için hukuk davası açmaya karar verince kızılca kıyamet koptu!

11 Mart 2019 Pazartesi

Teşvik Sendikacılığının Yaldızları Dökülüyor

Basın-Sen bugün bir bildiri yayınlayarak, teşvik yardımı ile Toplu İş Sözleşmesi imzaladığı bazı iş yerlerinde tüm çabalarına rağmen Asgari Ücret’in dahi ödenmediğini ve disiplin kurulu kararı olmadan işten durdurmalar yaşandığını duyurdu. Bu konuda dava yoluna gideceklerini belirten sendika, aynı zamanda da kendileri ile imzalanan sözleşme sayesinde Çalışma Bakanlığı’nın bu iş yerlerine tüm sigorta-ihtiyat sandığı yatırımlarını ödemekte olduğunu hatırlattı.
Basın-Sen tarafından ortaya konan olgu, yıllardan beridir partimiz Bağımsızlık Yolu tarafından ifade edilen ve kamuoyunun da gayet iyi bildiği vahşi sömürüyü bir kez daha teyit etmiş oldu. Ancak olgunun teyit ettiği şey, sadece bu değil; teşvik yolu ile imzalanan toplu iş sözleşmelerinin kağıt üzerinde kalmaya mahkum olduğu gerçeğidir…

24 Aralık 2018 Pazartesi

Tufan Erhürman Yasası Yürürlükte

Tufan Erhürman’a “bağlı” kktc Polis Teşkilatı, Kıbrıs TV’de kameraman olarak çalışan bir basın emekçisini, fotoğraf çektiği için 4 saat gözaltında tuttu. Özel Hayatın Gizliliği Yasası tahtında dava okudu ve sonra serbest bıraktı. Tufan Erhürman’ın bu mesele ile tek ilgisi, Polis Teşkilatı ile yakın olması değil, aynı zamanda davaya ve gözaltına konu olan Yasa da kendisinin marifeti…
Özel Hayatın Gizliliği Yasası 2014 yılında Tufan Erhürman tarafından hazırlanmış, önerilmiş ve Meclis’ten geçmişti.

29 Kasım 2018 Perşembe

Ücretli Emek ve Çelişkiler!

Ülkemizde devlette çalışan insanların solcu olamayacağını, kamu emekçilerinin devleti sorgulayamayacağını, işgal karşıtı bir tutum takınamayacağını, bunu yapmanın bir çelişki olduğunu düşünen ve solcu sayılan sendikacılar var. Onlara göre: “Devlette çalışıyorsan devleti savunacaksın; devleti savunmayacaksan, devlette çalışmayacaksın!” Bu noktadan “ya sev ya terk et” durağına sadece bir adım vardır!
Bu sığ düşüncenin hiçbir orijinal tarafı yok. Dünyadaki her ülkede, her patronun birörnek düşüncesidir bu: “Şirketimde çalışacaksan şirketimi savunacaksın; şirketimi savunmayacaksan, şirketimde çalışmayacaksın!”

10 Nisan 2018 Salı

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu, Genç TV’de Aysu Basri Akter’in konuğu oldu

Akter Rahvancıoğlu’na, İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars’a yapılan ziyaret kapsamında, gece kulüplerinin kapatılması, ülkemizdeki ‘AKP temsilcilikleri’ ve Fasıl 32’nin kaldırılması talepleri hakkında sorular yöneltti.

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Karikatür Tartışması Hakkında

6 Mayıs 2017 tarihinde Kıbrıs gazetesinde bir karikatür yayınlanıyor… Bu tarihten Ağustos ayına kadar bu konu ile ilgili hiçbir şey yaşanmıyor. Aynı karikatür 18 Ağustos 2017 tarihinde bu kez sosyal medyada yayınlıyor. Ve kıyamet kopuyor…

9 Ocak 2017 Pazartesi

Viva Meksika

"Dünyayı Sarsan On Gün"ü okuyanlar John Reed'i bilecektir. 33 yıllık yaşamına dünya tarihini değiştiren 2 müthiş devrime (Meksika ve Rusya) tanıklık etmeyi sığdırmış ve Kızıl Meydan'a gömülen eşsiz bir ABD'li gazeteci... 

7 Aralık 2016 Çarşamba

ALİHAN PEHLİVAN BENİ YAZMIŞ

Bunca toplumsal mesele varken, kendi şahsi konularımla kimseyi meşgul etmek istemem. Ama belirtmeden geçemeyeceğim bir noktacık var; Alihan Pehlivan beni yazmış... Dün BRT'de bugün de Kanal T'de ismimi vermeden aşağıdaki linkte yazdıklarını tekrarlıyormuş...
Özetle, kayıt dışı çalıştırılan tır şöförünü ben "enseleyemediğim" için bu kazanın meydana geldiğini, işimi yapmak için maaş aldığımı ama işimi yapmadığımı, Başbakanlık kapısını benim kırdığımı, benim gibi kişileri istihdam eden hükümetin gerçekten de istifa etmesi gerektiğini, işe gitmediğimi, gitsem de iş yapmadığımı ve devleti yönetenlere küfür ettiğimi öne sürüyor Alihan Pehlivan...

26 Aralık 2015 Cumartesi

Bakın Yine Tartışamıyorlar

Gaile Dergisi’nin 349. sayısında yayınlanan “Kudret Özersay’ın Önlenebilir Yükselişi” isimli Hasan Yıkıcı imzalı makale çevresinde dönen tartış(ama)ma halini, devrimciler olarak dikkatle takip ediyoruz. Bu tartışmanın taraflarını tahlil etmek ve bugüne kadar postmodern tartışma kültürüne ilişkin yapmış olduğumuz tespitleri sınamak açısından öğretici oluyor.
Brecht’in Hitler ile paralelliklerini ifade ettiği bir mafya üyesini anlatan “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi” oyununa gönderme yapan; yani Kudret Özersay’a başlıktan ve Gaile’nin kapağından açıkça faşist diyen Hasan Yıkıcı’nın yazısı; CTP’li ve CTP etki alanındaki kişi ve örgütlerce coşkuyla karşılandı. Yazıya göre CTP yanlışlar yapan bir sol partiydi. Kudret Özersay’ın örgütlemekte olduğu siyasi girişim ise “yeni sağ” hatta faşist bir oluşumdu...
Peki gerçekten öyle mi?

17 Haziran 2015 Çarşamba

Yasaya Neden “GÖÇ Yasası” İsmi Verilir?

Yenidüzen Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Cenk Mutluyakalı, “GÖÇ demeyiniz şu yasaya, ne olur!” isimli yazısı ile emekten yana çevrelerden birçok tepki aldı. Ancak tartışma çok boyutlu bir tartışma olduğundan ve Cenk Mutluyakalı’nın yazım tarzı ise bütünlüksüz değinmelere dayalı bir imalar toplamı olduğundan tartışmada eksik kalan bir çok nokta var…
Ne yazık ki, bu durum ülkemizdeki tartışma kültürünün doğal bir sonucu: İfade edilen fikir olabildiğince muğlak, parçalı ve duygulara dayalı olarak ortaya konuyor… Ardından gelen yanıtların belli bir bölümü üzerinden manipülasyon yapılarak, bir noktadan sonra “kırılıp susma” yolu ile konu kapanıyor. Ta ki, sonuca bağlanmaması özenle sağlanan tartışma aynı argümanlarla tekrar açılana kadar…

1 Nisan 2015 Çarşamba

Gündeme Kafa Tutmak

Bu yazı yazılırken Cumhurbaşkanlığı seçimleri henüz yapılmamış, gündem yeni olaylara yelken açmamıştı. Herkes sadece Cumhurbaşkanı’nın kim olması gerektiğini konuşmaktayı. Bu yazı okunurken, muhtemelen Cumhurbaşkanı seçilmiş, gündem de değişmiş olacak. Hepimiz medyanın ve egemenlerin önümüze sürdüğü başka “önemli” meseleler konusunda anlık heyecanlar yaşıyor olacağız...

14 Ocak 2015 Çarşamba

Yüzleştik? Tamamdır?



Hiç başı yeni kesilmiş tavuk gördünüz mü?
“Başı kesik tavuk gibi” deyimini duymuşsunuzdur da, hiç gerçekten başı yeni kesilmiş tavuk gördünüz mü?
Ben daha deyimi öğrenmeden, tavuğu görmüştüm... Bu yüzden de deyimi ilk kez duyduğum zaman anlamını kavramam zor olmadı...
Başı yeni kesilmiş, yani gövdesinin üzerinde herhangi bir baş olmayan tavuk; koşar...
Oradan oraya, çarpa çarpa, düşe kalka ve nereye gittiğini görmeden, bilmeden koşar...
Bir süre sonra da yığılıp kalır...
Bu olaya bir kez şahit oldum, küçüktüm ve hiç aklımdan çıkmadı... Hiç hoş bir deneyim değildi açıkçası ve bir süre tavuk yemeyi reddetmemle sonuçlandı...
Ama şimdi konumuz bu değil.
Konu şu ki; baş olmadan da organlar hareket edebiliyorlar bir süre...
Ama amaçsız, faydasız ve sonuçsuz hareketler olarak kalıyor bunlar...
Tıpkı başı yeni kesilmiş tavukta olduğu gibi...

15 Ocak 2014 Çarşamba

Aile Meselesi Değil, Erkek Şiddeti



Bu ülkede her türlü şiddet var; ekonomik, ekolojik, sosyal, psikolojik, fiziksel şiddet...
Bu ülkede elinde en ufak bir erk bulunduran her odak şiddet uyguluyor; asker, polis, müdür, patron, koca...
Bu ülkede şiddete maruz kalmayan canlı cansız kimse yok gibi; ağaçlar, hayvanlar, çocuklar, kadınlar, işçiler, memurlar, yaşlılar, dağlar, taşlar, denizler...
Ama her her olayda; şiddete maruz kalanı sözle de olsa savunan, şiddet uygulayanı kınayan bir toplumsal yapı da var bu ülkede...
Bunun istisnası, “kocanın karısına” uyguladığı şiddet sadece...

9 Ekim 2013 Çarşamba

Sinan Dirlik’e Açık Mektup: “Yetti mi Sayın Dirlik?”



Sinan Bey,
Siz beni tanımazsınız, ancak Kıbrıslı Türkler “adına” yazdığınız köşe yazıları nedeniyle ben sizi bir nebze tanıyorum...
Benim açımdan ilk tanışmamız “Nankör Şu Kıbrıslılar Nankör” isimli yazınız vesilesiyleydi... Çevremde büyük bir beğeni ve coşku ile karşılanmıştı bu yazınız...
Üslubunuz, cümleleri kullanma biçiminiz, yumuşak ama kararlı tarzınız ve duygulara hitap etmeyi becerebilmeniz gerçekten de etkilenilmeyecek gibi değil...

24 Ekim 2012 Çarşamba

UBP’nin Tüzüğü



UBP kurultayı gündemden bir türlü inmiyor...
UBP içerisinde kamplaşan iki taraf açısından, gündemin kurultay üzerinden şekillenmesi gayet anlaşılır...
Ne İrsen Küçük, ne Ahmet Kaşif ne de bu iki adayı destekleyenler; halkın gerçek gündemi olan zamlar, eğitim, sağlık, belediye sorunları, asimilasyon, petrol dolum tesisi ve özelleştirmelerden yana kaygı taşımıyor...
Halkın dertleri ile onların dertleri farklı...
Dertler farklı olunca dermanın da gündemin de farklı olması gayet normal...

15 Ekim 2011 Cumartesi

Gelecek Gazetesi'nin Röportajı



Gelecek: Dünyada ve ülkemizde ilerici demokrat kesimlere karşı giderek artan baskılar yaşanıyor. Ülkemizde demokrasi daha iyi bir gelecek kurulması için mücadele eden bir örgüt olarak süreci kısaca nasıl değerlendiriyorsunuz?

M.R. Gerek dünyanın çeşitli ülkelerinde gerekse de ülkemizde yaşanan anti-demokratik uygulamalar, sistemin içerisinde bulunduğu krizden ayrı düşünülemez. 1990’lı yıllarda reel sosyalist ülkelerin ortadan kalkmasıyla birlikte, sistem; “Başka Alternatif Yok” sloganını yükseltti. “Taarihin Sonu” ideolojisi şeklinde de bilinen bu yaklaşım ise 1990’ların ortalarından itibaren sarsılmaya başladı.

12 Ocak 2011 Çarşamba

Bir Otobiyografi Denemesi (Baraka)



Baraka’nın kuruluş tarihi nedir? Bu soruyu bir defada yanıtlamak neredeyse imkansız gibi… İki ay süren buluşmalarına son noktayı 4 Temmuz 2001 tarihinde koyan bir grup genç, Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği bahçesinde kahve içerken ortak bir metin hazırlayıp imzaladıklarında kurulmuştu belki Baraka. Ama daha ismi yoktu, binası yoktu, gerçi hiçbir zaman ciddiye alınan bir tüzüğü olmadı ama tüzüğü de yoktu. Bu kararın hemen ardından maddi sıkıntıların aşılması için bir dizi faaliyet örgütlendi. Bunların en önemlisi S.O.S. ve Çıkmaz Sokak grupları ile Alkapon ve Emre’nin bedelsiz sahne aldıkları 29 Ağustos 2001’de gerçekleşen dayanışma konseridir. Böylece Baraka’nın artık bir logosu, ilk afişi ve ilk etkinliği vardı ama acaba Baraka kurulmuş muydu? Yoksa bağış makbuzlarının basılması ve bir bina kiralanabilmesi için kampanya başlatılmasıyla mı kuruldu Baraka? Belki de Baraka’nın kuruluş tarihini 1 Nisan 2002’de tamire muhtaç ilk dernek lokalinin kiralanması olarak kabul etmeliyiz. Ya da bu binada 3 Haziran 2002’de gerçekleşen Nazım Hikmet Anması da olabilir kuruluş tarihi.

1 Temmuz 2008 Salı

Üç Kalem Bir Kafa



Sermayenin emekçilere yönelik neo-liberal saldırısı sadece gündelik sömürüde karşılığını bulmuyor. Bu saldırı en önemli desteğini ideolojik boyuttan alıyor. Günlük gazetelerin köşelerine yerleşmiş emekçi düşmanı, sermaye dostu kalemler; cicili bicili, bilimsel görünümlü cümleleri ile ideolojik bir saldırı yürütüyorlar. Halkın, emekçilerin ve emeğin yanında saf tutan tüm insanların zihnini bulandırmak, neo-liberal ideolojiyi beyinlerimizin içine sokmak için mesai yapıyorlar.

10 Ekim 1998 Cumartesi

Medya ve Etik


Medya ve Etik konulu panelimizde benim üzerinde önemle durmak istediğim konu TARAFSIZLIK konusudur. Gazetelerin, Televizyonların, kısaca iletişim araçlarının tarafsız olması gerektiği, özellikle de içerisinde yaşadığımız iddia edilen “Bilgi Çağı”nda bunun daha bir gerekli olduğu neredeyse global bir mutabakat halindedir.