Feminizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Feminizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Mart 2025 Salı
Kölelik, İşçilik, Fuhuş
Gece kulüplerinde yaşanan "seks köleliği" ve bunun sonlandırılması için gece kulüplerinin kapatılması tartışılırken; konuya "öğrenciler de para karşılığı seks yapıyor" maddesini eklemek bence birçok açıdan yanlıştır...
23 Kasım 2018 Cuma
Sokağı Teslim Alamayacaksınız
Kadına yönelik şiddeti birlikte protesto etmek için bize çağrı yapan üst düzey devlet bürokrasisi sizce samimi olabilir mi? Bu ülkede şiddet önleme merkezleri kurmayan kimdir? Bu ülkede devlet tarafından yürütülen tek bir sığınma evi olmayışının sorumlusu kimdir? Bu ülkede din işleri dairesinin bütçesinin, sosyal hizmetler dairesi’nin bütçesini kat kat aşmasının sorumlusu kimdir? Bu ülkede seks köleliğine göz yuman hatta bundan para kazanan kimdir?
10 Nisan 2018 Salı
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu, Genç TV’de Aysu Basri Akter’in konuğu oldu
Akter Rahvancıoğlu’na, İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars’a yapılan ziyaret kapsamında, gece kulüplerinin kapatılması, ülkemizdeki ‘AKP temsilcilikleri’ ve Fasıl 32’nin kaldırılması talepleri hakkında sorular yöneltti.
13 Kasım 2017 Pazartesi
Siyasi Etik ve Milletvekilliği Adaylığı Üzerine
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreterliğine aday olmaya karar verdiğim gün, Baraka'daki yöneticilik görevimden ayrıldım. Genel Sekreter olacağım garanti değildi, ama benim yönüm, ilgim, hedefim, kararım belliydi...
Neden ayrıldım peki? İki örgüt birbirine zıt görüşleri savunduğu için mi? Elbette hayır!!!
İktidarı hedefleyen siyasal örgütlerle, ekonomik-demokratik mücadele yürüten alan örgütlerinin yöntem ve stratejilerindeki doğal fark yüzünden... Sendikalarda, derneklerde, demokratik kitle örgütlerinde yürütülen mücadele ile siyasi partilerde yürütülen mücadelenin farklı yöntemlerle yürütülmesi gerektiğine inancımdan...
Koordinasyon, ilişki, dayanışma... Elbette... Ama iki yapıda da yönetici aynı kişi olunca, kişinin kendi kendisi ile dayanışma ve koordinasyon yürütmesi beklenemez herhalde...
Neden ayrıldım peki? İki örgüt birbirine zıt görüşleri savunduğu için mi? Elbette hayır!!!
İktidarı hedefleyen siyasal örgütlerle, ekonomik-demokratik mücadele yürüten alan örgütlerinin yöntem ve stratejilerindeki doğal fark yüzünden... Sendikalarda, derneklerde, demokratik kitle örgütlerinde yürütülen mücadele ile siyasi partilerde yürütülen mücadelenin farklı yöntemlerle yürütülmesi gerektiğine inancımdan...
Koordinasyon, ilişki, dayanışma... Elbette... Ama iki yapıda da yönetici aynı kişi olunca, kişinin kendi kendisi ile dayanışma ve koordinasyon yürütmesi beklenemez herhalde...
27 Eylül 2017 Çarşamba
Ödenmeyen Maaşlar, Zavallı Patronlar ve Kırılan Tabaklar
Kamerunlu bir kadın 3-4 aydan beridir çalıştığı
restoranda hiç maaş alamıyor, defalarca darp edildiğini söylüyor, sosyal
güvenlik ile ilgili hiçbir kaydı yapılmıyor ve en sonunda isyan ediyor. Kaydını
yapmayan ve maaşını vermeyen patronun tabaklarını kırıp, çatallarını yerlere
atan kadın, olay yerine gelen polis tarafından “suçüstü” yakalanarak,
“rahatsızlık, uygunsuz tavır, hakaret ve izinsiz ikamet” suçlamasıyla gözaltına
alınarak mahkeme karşısına çıkarılıyor...
İşte ülkemizin son durumu böyle: Ülkesinden uzakta,
okumak amacıyla adaya gelmiş ancak yeterli parası olmadığı için çalışmak
durumunda kalan bir kadını darp edip, maaşını vermeyerek kalkınma yolunda bir
devlet! Göçmen bir kadın emekçiyi darp edip sömürerek zengin olmayı hedefleyen
bir özel sektör sermayesi. Ve mağduru yakalayıp faili koruyan kolluk güçleri...
26 Eylül 2017 Salı
Güvencesiz tek bir iş yeri, sigortasız tek bir emekçi, hakkı yenen tek bir işçi kalmayıncaya kadar durmayacağız...
İlk bakışta birbiri ile ilgisiz gibi görünen iki olay,
ülkemizde özel sektörde sömürünün ulaştığı boyutlara ışık tutmaktadır.
Mağusa’da göçmen bir kadın emekçi, aylarca kayıt dışı
çalıştırıldığı işyerinde maaşını alamadığı için isyan edince, polis tarafından
gözaltına alınmış ve “huzursuzluk vermek” iddiasıyla mahkemeye çıkarılmıştır.
Bu olay yaşanırken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile görüşen Sanayi Odası
başkanı; üçüncü ülkelerde ücretler 50-60 dolar olduğu halde bu emekçilern bizim
ülkemizde 500 dolar asgari ücret aldıklarından şikayet etmiş ve daha az maaş
ödemek için Bakanlar Kurulu’ndan düzenleme istemiştir. Çalışan insanların
sosyal güvenliğinden sorumlu bakan ise, yürürlükte olan Asgari Ücretler
Yasası’na açıkça aykırı olan bu talebe sempati ile yaklaşarak, konuyu Bakanlar
Kurulu’nda görüşeceklerini ifade etmiştir.
24 Mayıs 2017 Çarşamba
İşgücü Anlaşması ve “Sol”umuzun Hal-i Pürmelali
TC ve kktc arasında imzalanan İşgücü Anlaşması’na dair
“sol”dan gelen eleştiriler; ne yazık ki ülkemizdeki birçok sıkıntının neden
kangrenleşerek devam ettiğini, onca sızlanmaya rağmen bir türlü çözüm yoluna
giremediğini özetler nitelikte.
İşgücü anlaşması ile ilgili koparılan fırtınada sürekli
tekrar edilen ve asla dile getirilmeyen noktalara baktığımızda bu durum daha da
netlik kazanıyor...
1 Mayıs 2017 Pazartesi
“Gün Gelir, Gün Gelir Zorbalar Kalmaz Gider”
“Günlerin bugün
getirdiği, baskı zulüm ve kandır...”
Özel sektörde her gün insanlık onuruna yakışmayan
muameleler altında, uzun saatler ve her türlü güvenceden yoksun çalışan
emekçiler bunu çok iyi biliyor... Patronun iki dudağı arasında devam eden iş
yaşamı, artık her yıl yeniden kırılan rekorlarla iş cinayetlerinin de odağı olmuş
durumda...
15 Mart 2017 Çarşamba
8 Mart’ın Ardından: Sokak Yolu Gösteriyor
Bir ülkede
emek hareketin durumunu analiz etmek istiyorsanız, sokağa bakmanız gerekir. Her
ne kadar normal bir ülke olmasak da, bu genel yaklaşım bizim için de geçerli...
Çünkü emek hareketinin ne oranda örgütlü olduğu, özgüveninin durumu, kitlelerle
ilişki derecesi, kitlelerin emek hareketine dönük beklenti ve inancı; sokakta
sınanır... Genel söylem düzeyinde kurulan onayın gerçeklik derecesi de ancak
sokakta görülebilir...
Sokağı
kabaca iki anlamda analiz nesnesi yapabiliriz:
Birincisi
örgütsüz kitlelerin genel tepkileri ve nabzı; ülkedeki olumlu/olumsuz
icraatlara yönelik kendiliğinden reflekslerle, psikolojik direniş
mekanizmalarıdır.
İkincisi
ise örgütlü halk kesimlerinin, kitleleri mobilize edebilme dinamizmi ve kendi
aralarındaki diyalog, etkileşim ve dayanışma sürecinin ne kadar sağlıklı
olduğudur.
Kıbrıs’ın
kuzeyinde yaşanan son 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü eylemleri, bize her iki
anlamda da üzerinde düşünecek malzeme sunmaktadır.
13 Ocak 2017 Cuma
Femnizm Herkes İçindir
1 Nisan 2016 Cuma
Hükümetin Gündemi: Korku
2016’nın ilk üç ayına, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden
ve kktc’nin varlığından beslenen iki “büyük” partinin korkusu hakim oldu. Bir
yanda Halkın Partisi isimli yeni partinin siyasal arenaya dahil olması, diğer
yandan Lefkoşa Türk Belediyesi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yükselişini
gösteren sol ittifak bileşenlerinin yarattığı tedirginlik; UBP ve CTP için
artık yolun sonuna işaret etmekte. Ne sokakta ne de sandıkta direnebilen
“hükümet”, bu sebeple elinden gelen en karanlık yöntemlerle muhalefetin
dengesini bozmaya, kendini de koruma altına almaya çalışıyor.
kktc’nin iki kadim partisi ve hükümet ortağı konumundaki
UBP ve CTP, son şanslarını kullandıklarının bilinciyle, temel bir davranış
pratiği geliştiridiler: Gizlilik, yalan ve muhalefeti bölme girişimleri.
9 Mart 2016 Çarşamba
Gece Kulüpleri, Seks İşçiliği ve LTB
Lefkoşa Türk Belediyesi Belediye Meclisi’nin, 2017 yılından itibaren Lefkoşa sınırları içerisindeki gece kulüplerine izin vermeyeceğini duyurması, feministler arasındaki eski bir tartışmanın yeniden gündeme gelmesine vesile oldu. Gelin önce tartışma neydi kabaca onu hatırlayalım…
25 Kasım 2015 Çarşamba
25 Kasım ve 8 Mart
Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele
Günü…
8 Mart ve 25 Kasım tarihlerinin her
ikisi de ortak bir noktayı paylaşıyor…
Bu iki tarihin kadın mücadelesinde
önemli günler arasında sayılmalarına ve her yıl hatırlanmalarına vesile olan
olaylar; bugün liberal feministlerin kendilerine mesele ettikleri türden
olaylar değil…
8 Mart emekçi kadınların sendikal
mücadeleleri nedeniyle maruz kaldıkları şiddet sonucunda, sosyalist hareket
içerisinden doğdu…
25 Kasım ise, ulusal baskı,
yeni-sömürgecilik ve diktatörlük şartlarına direnen üç kız kardeşin tecavüze
uğrayarak öldürülmesi üzerine ulusal kurtuluş mücadelelerinin gündeminden şekillendi…
11 Şubat 2015 Çarşamba
Sibel Siber Kadın mıdır?
Cumhurbaşkanlığı
seçim yarışı ilerlerken Sibel Siber’in “erkekten
alâ iş yapan kadın” ve “hanımefendi”
olmak ile ilgili iddiaları sosyal medyada epey tartışıldı...
Özellikle
feminist çevrelerden bu ‘üslup’a yönelik ciddi eleştiriler geldi.
Feministler
açısından konu sadece ‘üslup’tan ibaret değildi elbette, üslubun ardında yatan ‘zihniyet’
esas konuydu...
Bir
kişi “erkekten alâ” olmakla övünüyorsa, o kişinin başarı kriterinin ‘erkek
olmak’ üzerinden şekillendiği açıktır. Oysa ‘erkek’ olmak toplumda çeşitli
ayrıcalıklara sahip olmayı getirse de, bu ayrıcalıkların varlığı erkeklerin
doğuştan başarılı olmalarından değil toplumun erkeklere sunduğu adaletsiz
avantajlardan kaynaklanmaktadır. Ve ‘erkek olmak’ durumunu otomatik olarak
‘başarılı olmak’ olarak anlayan ve olumlayan bir ‘zihniyet’, “kadın”ın başarılı
olmasını ‘sevinilecek bir istisna’ noktasından öte bir yere koymuyor
demektir...
30 Temmuz 2014 Çarşamba
Gülmek Devrimci Bir Eylemdir
Bülent Arınç şöyle buyurmuş: “İffet çok önemli. Sadece bir isim değil, kadın için de bir süstür
iffet. Erkek için de bir süstür. İffetli olacak. Erkek de olacak. Zampara
olmayacak. Eşine bağlı olacak. Kadın ise o da iffetli olacak. Mahrem- namahrem
bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar
olmayacak, iffetini koruyacaksın."
9 Nisan 2014 Çarşamba
ÜLKÜCÜLER, KÜRTLER VE SİBEL SİBER
Mart ayının ilk haftası kktc Ülkü Ocakları’ndan bir heyet “Dünya
Emekçi Kadınlar Günü”nü vesile ederek, Meclis Başkanı Sibel Siber’i
ziyaret etmiş ve kendisine bir buket çiçek vermişti.
Basına yansıyan haberlere göre; ziyaret sırasında Ülkü Ocakları Derneği Genel Başkanı sıfatıyla konuşan Adem Yurdagül, “geçmişte olduğu gibi birçok derneğe katkı yaptıklarını, sürdürdükleri sosyal sorumluluk görevlerine devam edeceklerini” söylerken, CTP milletvekili Sibel Siber de “bu anlamlı günde yapılan ziyaretin kendisini memnun ettiğini” ifade etmişti.
Basına yansıyan haberlere göre; ziyaret sırasında Ülkü Ocakları Derneği Genel Başkanı sıfatıyla konuşan Adem Yurdagül, “geçmişte olduğu gibi birçok derneğe katkı yaptıklarını, sürdürdükleri sosyal sorumluluk görevlerine devam edeceklerini” söylerken, CTP milletvekili Sibel Siber de “bu anlamlı günde yapılan ziyaretin kendisini memnun ettiğini” ifade etmişti.
15 Ocak 2014 Çarşamba
Aile Meselesi Değil, Erkek Şiddeti
Bu ülkede her türlü şiddet var; ekonomik, ekolojik,
sosyal, psikolojik, fiziksel şiddet...
Bu ülkede elinde en ufak bir erk bulunduran her odak
şiddet uyguluyor; asker, polis, müdür, patron, koca...
Bu ülkede şiddete maruz kalmayan canlı cansız kimse yok
gibi; ağaçlar, hayvanlar, çocuklar, kadınlar, işçiler, memurlar, yaşlılar,
dağlar, taşlar, denizler...
Ama her her olayda; şiddete maruz kalanı sözle de olsa
savunan, şiddet uygulayanı kınayan bir toplumsal yapı da var bu ülkede...
Bunun istisnası, “kocanın karısına” uyguladığı şiddet
sadece...
1 Nisan 2013 Pazartesi
Feminizm(ler)
Konu feminizm olunca rahatlıkla
görülebilen iki yaklaşım vardır: Feminizmi redden, duymak dahi istemeyen
yaklaşım ile feminizm dışında bir şey duymak, düşünmek istemeyen yaklaşım.
Bu iki yaklaşım, ilk bakışta birbirine
zıt, birbiri ile çatışır gibi de görünse aslında belirli bir karşılıklılığa
sahiptirler. En temel ortak noktaları ise, “ya-yada”cı durağan düşünme
yöntemleri, mutlakçılıkları ve diyalektikten yoksun olmalarıdır. Oysa, hem sosyalizmi
hem de feminizmi benimseyen ve bu benimseyişini mutlak kategorilerle yaşama
geçirmeyen diyalektik bir algıdan da söz edebilmek mümkündür. Ne yazık ki
düşman kardeşler, böyle bir şeyin olabilirliğini kabul etmemekte ısrar
etmektedirler...
14 Mart 2012 Çarşamba
Kişilerle Uğraşmak
Sadece Kıbrıs’a özgü bir davranış değildir politik
meselelerde fikirler, örgütler ve kişileri birbirine karıştırmak... Örneklerine
dünyanın başka ülkelerinde de bol bol rastlanabilir... Örneğin İkinci Paylaşım
Savaşı’nın nedeni olarak Hitler’in akıl hastası olmasını gören tarihçiler bile
var hala...
Ekonomik koşullar, bu koşulların yarattığı ihtiyaçlar, bu
ihtiyaçların beslediği hareketler ve bu hareketlerin doğurduğu kişiler şeklinde
anlamak gerçekten de zordur tarihi. Derin bir düşünce ve kısa yoldan
vazgeçebilme kararlılığı gerektirir böyle bir düşünme tarzı.
3 Ocak 2012 Salı
Emek ve Doğa
Kıbrıslı
Türk halkı olarak toplumsal varoluş mücadelesi yürütüyoruz. Ancak aynı zamanda
dünya üzerinde yaşayan biz insanlar dahil birçok tür için de bir varoluş sorunu
tüm yakıcılığı ile gündemde. Bu öyle bir sorun ki, Kıbrıslı Türkler dahil tüm
dünya insanlarını eşit derecede ilgilendirmesine rağmen, içinde yaşadığımız
sermaye düzeni tarafından önemsiz gösterilmekte, uzmanların çözeceği ufak bir
sorun gibi algılamamız istenmektedir.
Oysa, “Burjuvazi sadece insan emeğini değil
doğayı da acımasız bir sömürüye tabi kılarak ekolojik sistemi; yani tüm
canlıların biyolojik olarak varolması için gereken doğal koşulları ortadan
kaldırmak, imha etmek üzeredir.(1)”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















