Argasdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Argasdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2025 Salı

Arif Hasan Tahsin Desem

 

“Hani komünist deller ya bana, ben komünist değilim aslında... Komünistler emek, çalışma falan deller, ben tembelim... Hayatta hiçbir şeyi kendi gönlümnan yapmadım. Lefkoşa’ya bir tel çekti İngiliz, sonra çatışmalar başladı... Ahali birbirine girdi. Çocuklar, kadınlar ölürdü. Gencidik, ‘birilerinin koruması lazım ahaliyi’ dediler, aldık elimize silahı mücahit olduk...

1 Ocak 2025 Çarşamba

Rosa Luxemburg Bir Kartaldı

 5 Mart 1871’de doğan Rosa Luxemburg, Paris Komünü ile yaşıttır. 15 Ocak 1919’da Alman Devrimi ile beraber, dipçik darbeleri altında öldürülmüştür. Doğumu da, ölümü de, yaşamı da devrimin damgasını taşıyan Rosa, her şeyden önce önce Marksisttir. Muhteşem bir hatip, kalemi keskin bir yazar, kararlı bir enternasyonalist, tavizsiz bir devrimcidir.

1 Ocak 2024 Pazartesi

Bir Ezberi Sorgulamak: Solda Birlik!

 

Kıbrıs’ın kuzeyinde sol siyasete dair en sık rastlanan cümleler; “sol bölünme hastalığından muzdariptir!”, ve “tüm sol partiler birleşmelidir!” olsa gerek! Çoğu zaman üzerinde düşünülmeden tekrar edilen ve hemen herkesin onaylayacağı bu sözler, gerçeği ne kadar yansıtmaktadır? Sol gerçekten de bölünme hastalığından mı muzdariptir ve tüm sol partilerin bireşmesi gerçekten de iyi bir şey midir?

1 Ekim 2023 Pazar

Kökten Bir Değişim Mümkün mü?

Tarih boyunca muhalif insanlara musallat olmuş ve mücadelelerine hiçbir katkı sunmayan iki gerçek dışı düşünceden söz edebiliriz: Bunlardan birincisi hiçbir şeyin asla değişmeyeceği ve tüm yapılanların boşa olduğuna dair karamsarlıktır. İkincisi ise her şeyin bir anda değişebileceği, değişmesi gerektiği ve değişmesi için şu an şimdi, hemen bir şey yapmak gerektiğine dair beklentidir! İkincisi için yürek hoplatan kişilerin bir çoğunun, bir süre sonra birincisine kapıldığı da sık görülen bir durumdur. Peki bu iki düşünce gerçek dışıysa, hakikat nedir? Değişim nasıl gerçekleşir? Ve Kökten bir değişim mümkün müdür?

1 Nisan 2023 Cumartesi

Bu Bahar Türkiye ve Seçimler


Bu bahar Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimleri gerçekleştiriliyor. Hem Türkiye’de hem de Kıbrıs’ın kuzeyinde birçok insan, bu seçimlerden umutlu. Tüm muhalif kesimlerde, yirmi yılı aşkın bir süredir Türkiye’yi yöneten AKP ve giderek tek adam rejimine dönüşen Tayyip Erdoğan diktatörlüğünün bu defa biteceğine dair bir beklenti var. Özellikle Altılı Masa’nın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı etrafında uzlaşıya varması, deprem sonrası halkta ortaya çıkan öfke ve 2018’den beridir hız kesmeden devam eden ekonomik sıkıntılar göz önünde bulundurulduğunda; bu defa AKP ve Tayyip Erdoğan’ın seçimden yenilgi ile çıkmasının gerçek bir olasılık olarak belirdiği söylenebilir.

1 Ekim 2022 Cumartesi

Belediyeler, Verimlilik, Demokrasi


Son ayların gündemi belediyelerin birleştirilmesi tartışmaları ekseninde şekillendi. Ancak bu tartışmalar öylesine yüzeysel ve öylesine seçim odaklı gerçekleşti ki; özünde tartışılanın ne olduğu bile halkın önemli bir çoğunluğu tarafından anlaşılamadı. Gelin süreci en baştan alarak bir gözden geçirelim…

1 Temmuz 2022 Cuma

Devrimci Mücadele Bir Sanattır


Bu yazıyı yazmak üzere bilgisayarın başına oturduğumda, dünyada sanatsal direniş örneklerini aktararak, yaratıcılığın direnişteki rolünü vurgulamak niyetindeydim. Bu amaçla dünyadan müzikli, danslı, şarkılı, şiirli, teatral mücadele örneklerini sıralayacak, siz okuyuculara bu yöntemlerle direnmekte yanlış hiçbir şey olmadığını aktaracaktım. Sonra kendi kendime şu soruyu sordum: “Sanatsal boyutu olmayan bir direniş var mıdır?”

1 Nisan 2022 Cuma

İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu?

Nazım Hikmet kimdir? Birçok insan bu sorunun yanıtını çok iyi bildiğini düşünür! Oysa bu çoğu zaman yüzeysel düşüncelere dayanan bir yanılgıdır. Bugün ona ait olduğu iddia edilen o kadar çok klişe ifade sosyal medyada dolaşıyor ki, komünist kimliği ile gerçek Nazım’ı bütün bu çerçöpün arasından eşeleyerek bulup çıkarmak neredeyse imkansız gibidir! Üstelik bu karartma öylesine etkindir ki, geçmişte Nazım’a uygulanan sansürden kat kat daha kalın bir sis perdesi yaratabilmiştir.

1 Ocak 2022 Cumartesi

Aklı Savunmak

Hepimizin lise tarih kitaplarından aşina olduğumuz Reform, sanatla biraz ilgisi olan kişilerin mutlaka duymuş olduğu Rönesans, günümüzün post modern ikliminde yoğun olarak sorgulanmakta olan bilim ve demokrasi… Bu kavramların ifade ettiği değerler sanki insanlık tarihi boyunca yaşamın bir parçasıymış, her zaman var olmuş gibi davranıyoruz. Oysa en eskisinin tarihi taş çatlasa 500 yıl önceye dayandırılabilecek, nispeten yeni kavramlardır bunlar. Ve toplumsal hayata girişleri ile birlikte öylesine köklü bir dönüşüme sebep olmuşlardır ki, bugün bu kavramlardan önceki yaşam hayal dahi edilemiyor! Bu kavramların ifade ettiği değerlere yöneltilmiş her türden haksız eleştiri ise, “nasıl olsa ona bir şey olmaz” düşüncesiyle görmezden gelinebiliyor!

1 Temmuz 2021 Perşembe

“Baraka’yı Kurmak, Bıçağa Yumruk Atmakla Eşdeğer Bir İşti”


Dernekçiliğe nasıl bakılmalı?

Toplumsal yaşamın şekillenmesinde derneklerin çok büyük bir önemi vardır. Parti, sendika ve dernek tipi örgütlenmeler içinden en etkisizi, en önemsizi derneklermiş gibi algılanır. Oysa derneklerin tarihi partilerden ve sendikalardan öncelere uzanır. Sendikalar 19. Yüzyılda işçi sınıfının gelişmesinin ürünüdürler. Partiler ise 20. Yüzyılda bildiğimiz şekline gelmiş nispeten yeni oluşumlardır. Dernekleri ise 18. Yüzyıldan itibaren görebiliyoruz. Özellikle 1789 Fransız Devrimi’nde dernekler çok büyük rol oynamışlardır. Kısacası demokrasi, kitle örgütlenmesi, hak mücadelesi ve fikir üretiminde dernekler tarih sahnesine partilerden de sendikalardan da önce çıkmışlardır. Özü itibariyle derneklerin, sendikaların ve partilerin ortak noktası kitlesel bir insan grubunun, demokratik prensipler çerçevesinde bir araya gelerek bir hedef doğrultusunda birlikte hareket ettikleri örgütler olmalarıdır.

1 Nisan 2021 Perşembe

Tembellik Hakkı


Tembellik Hakkı altmış sayfalık incecik bir kitap. Ancak kısalığına bakılarak küçümsenmemeli, bazı kaynaklara göre Komünist Manifesto’dan sonra tüm Avrupa dillerine en çok çevrilmiş kitap olma onurunu taşıyor. Marx’ın damadı Paul Lafargue’nin bu eserinin bir sosyalist klasik olduğundan ise kimsenin şüphesi yok.

İlk bakışta kitabın isminin çağrıştırdığı şey, sanki Marksizm ile bir çelişki içerisindeymiş izlenimi bırakabilir. Tembelliği savunmak, bunu bir hak olarak yüceltmek sanki çalışmayı reddeden bir tutumu onaylamak, üretmeye karşı olmakmış gibi algılanabilir. Özellikle de Marksizm’in çalışan sınıfları, proletaryayı mücadelesinin merkezine koyan bir dünya görüşü olması ile “tembelliği savunmanın” birbirine ters şeyler olduğu düşünülebilir. Oysa gerçek bunların tam tersi!

1 Ocak 2021 Cuma

Nazım, Umut ve Mücadele

Usta şair Nazım Hikmet Ran’ın, Kuvayi Milliye Destanı’nda geçen bir mısra vardır. Destan’ın Büyük Taarruz bölümünde anlatılan İzmirli Ali Onbaşı’dan bahsederken şöyle der Nazım; “Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.”

2 Temmuz 2020 Perşembe

Seçimler ve Devrimciler


“Genel oy hakkı ile elinizde nasıl harika bir silah tuttuğunuzu şimdi anlıyor musun? Keşke insanlar o silahı kullanmayı bilseler! Bu, devrim çağrısından daha yavaş ve daha sıkıcı, ama on misli daha kesin ve daha da iyisi, silahlı bir devrim çağrısının yapılması gereken günü en kusursuz doğrulukla gösteriyor.(1)”

Marksizm; toplumsal dönüşümü hedefleyen ve bu uğurda mevcut düzene karşı mücadele eden onlarca politik yaklaşımdan sadece birisidir. Üstelik Marksistler, işçi sınıfını odağına alarak hareket eden siyasetler içerisinde bile tek değildirler. Daha Marx ve Engels doğmadan, Komünist Manifesto yazılmadan önce birçok farklı akım, işçi sınıfının koşullarının olumsuzluğu, ülkeler içerisinde demokratik gelişimin yetersizliği, sosyal adaletsizliğin sıkıntıları ile ilgili tespitlerde bulunuyor, mücadele yöntemleri geliştiriyordu. Marksizm tüm bu siyasetlerden ayrılan kendine has felsefi, politik, ekonomik çözümlemeleri ile ve bu çözümlemelere bağlı mücadele taktikleri ile ayırt edilir.

1 Ekim 2019 Salı

Siyasete Siyaset Bulaştırmamak: Teknokrat Hükümetler

“Spora siyaset bulaştırmayın”, “sanata siyaset bulaştırmayın” gibi cümleleri  sık duyup okuduğumuz bir çağda yaşıyoruz. Herhangi bir şeye “siyaset bulaştırmamak” öylesine yaygın kabul gören bir klişe haline gelmiş ki; seçilmiş milletvekillerinin muhataplarını “siyasi” olmakla eleştirdiğine bile tanık oluyoruz.

1 Temmuz 2018 Pazar

Kaşıntı, Merak, Ölüm ve Yaşam

Yıllar önce yeni doğmuş kızım mışıl mışıl uyurken, aklıma gelen “ya şimdi bir yerleri kaşınır da kendi kendini kaşıyamazsa” şeklindeki düşünceyle irkildiğimi hatırlıyorum... İnsan herhangi bir sebepten kaşınabilir; sinek ısırığı, bir organını sürekli aynı şekilde tutmak veya toz, ter gibi en doğal sebepler kaşıntıya neden olabilir. Kaşındığımızda, elimizi kaşınan yere götürür ve tırnaklarımızı cildimizin üzerinde hareket ettiririz. O ne hoş bir rahatlama hissidir, nasıl güzel bir duygudur... Kaşınma ihtiyacı duyduğumuz halde  kaşınamasaydık kim bilir bizim için nasıl bir kabus olurdu...

1 Nisan 2018 Pazar

Ülke ve Özgürlük

Ülke ve Özgürlük, Ken Loach’ın en çok bilinen filimlerinden biri. Hareketli kurgusu, güçlü diyalogları ve duygu yoğun sahneleri ile de bunu fazlasıyla hak ediyor.
Çağdaş İngiliz sinemasının en önemli ismi olan Loach’un filmini ilk kez, 1990’lı yılların ikinci yarısında izledim. Filmi izlediğim bağlam, dünya çapında sosyalizmin “bittiğinin” davul zurna ile ilan edildiği tam bir yenilgi atmosferiydi. Buna karşın yenilgiye rağmen başı dik kalabilme motivasyonunu veya Shakespeare’in dediği gibi “sen kazandın ama ben haklıydım” duygusunu hiç de romantik olmayan yöntemlerle aşılayan bir yapısı vardı filmin.

1 Ocak 2018 Pazartesi

Sokakta Ölü Bir Devrimci: Karl Liebknecht

Sosyalist mücadelelerin tarihi yüzeysel olarak okunduğunda, Karl Liebknecht’in ismi sadece iki yerde geçer: 1914 yılında savaş bütçesine “hayır” oyu veren tek parlamenter olarak Alman Reichstag’ında  ve Rosa Luxemburg ile birlikte sokak ortasında öldürüldükleri 1919 Alman Devrimi’nde...
Partisinin tüm vekilleri Alman militarizmine “evet” oyu verirken “hayır” diyerek sosyalist ilkelere gösterdiği adanmışlık da, Rosa ile birlikte “sonuna” kadar yürüttükleri mücadeledeki cesaret de eşsiz bir insan yapıyor onu. Ancak Liebknecht’in bize miras bıraktıkları bunlardan ibaret değildir... Bu anılanlar yeterince önemli olsa bile, o bunlardan çok daha fazlasıdır.

1 Ekim 2017 Pazar

Sapiens

Kolektif Kitap tarafından basılan ve Yuval Noah Harari tarafından yazılmış olan "Hayvanlardan Tanrılara Sapiens", 2015 yılında basılmış. Basımının hemen ardından fenomen haline gelen kitap, 412 sayfalık ebatına ve inceleme iddiasında bulunduğu konunun bilimsel ağırlığına rağmen otuz baskıdan fazla yaparak bestseller haliine gelmiş durumda.
Bir kitabın bestseller olması, çok fazla okunduğu veya çokça tartışmaya neden olduğu anlamına gelmiyor; adı üstüne “bestseller” yani çok satıyor. Satınalanların bazıları elbette kitabı okuyor, birçoğu ise bir süre elinde gezdirip fotoğraf çekiyor. Bu konuda azıcık iddialıysa da kütüpanesinde sergiliyor ve kişisel imajını ktap ile cilalıyor. Sapiens tam buna göre bir kitap, tam bir imaj imalatçısı...

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Kıbrıs Sorununda Değişmeyen ne?

Değişim evrensel bir olgudur ve hareket yaşamın temelidir. Her şey değişir, başlayan her şey biter ve biten her şeyden yeni bir şeyler başlar. Olaylar, anlarla değil süreçlerle tarif edilebilir ve süreçler birbirlerinin içine geçerek doğar, gelişir, sona erer ve başka biçimlerdeki yeni süreçlerin başlangıcına vesile olur.
Ortaçağın bitişinden ve bilimsel düşünme yönteminin egemen olmasından bu yana bildiğimiz ve kabul edilegelen gerçekler bunlar.
Peki üç kuşak insanımızın hayatını zehir eden, en az altmış yıldır sürdüğünü bildiğimiz Kıbrıs sorunu niye değişmiyor?

1 Nisan 2017 Cumartesi

Zaman ve Sınıf Mücadelesi

Bugün neredeyse tüm çalışan insanların üzerinde uzalaşabilecekleri bir talep var: “Daha fazla boş zaman.” Ama belki de “sonsuz” bir boş zaman anlamına gelen “işsizlik”, yukardaki talepte buluşan hiç kimsenin arzuladığı bir durum değil! Günümüzde bir yandan “çalışma hakkı” için mücadele edilirken, diğer yandan da çalışma saatlerinin azaltılarak “boş zaman”ın arttırılması talebi yükseltiliyor. Bu durum bir çelişki midir? Gelin “çalışma ve boş zaman” olgularına daha yakından bakarak bunu düşünelim...