Birlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Birlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2024 Pazartesi

Bir Ezberi Sorgulamak: Solda Birlik!

 

Kıbrıs’ın kuzeyinde sol siyasete dair en sık rastlanan cümleler; “sol bölünme hastalığından muzdariptir!”, ve “tüm sol partiler birleşmelidir!” olsa gerek! Çoğu zaman üzerinde düşünülmeden tekrar edilen ve hemen herkesin onaylayacağı bu sözler, gerçeği ne kadar yansıtmaktadır? Sol gerçekten de bölünme hastalığından mı muzdariptir ve tüm sol partilerin bireşmesi gerçekten de iyi bir şey midir?

14 Eylül 2023 Perşembe

1984 Türkiye’sinden 2023 Kıbrıs’ına: Aydınlar Neye Yarar?

Basın-Sen Başkanı ve gazeteci Ali Kişmir’e 15 Ağustos 2020 tarihinde yayınlanan “Genel Ev” başlıklı yazısı nedeniyle Savcılık tarafından açılan dava, ülke gündemini birazcık takip eden herkesin malumudur(1). Söz konusu dava 6 Ekim 2023 tarihinde görüşülmeye başlayacak ve Ağır Ceza’ya havale edilmesi durumunda Ali Kişmir’in 10 yıla kadar hapis istemiyle tutuklu olarak yargılanması söz konusu(2).

Fikir, düşünce ve ifade özgürlüğüne açık bir saldırı olan bu dava süreci toplumumuzun hemen her kesimi tarafından tepkiyle karşılanmış durumdadır. İlk günden itibaren birçok kurum, kuruluş ve birey bu davayı kınamış, Ali Kişmir ile dayanışmasını ifade etmiş ve bu sürecin Ali Kişmir şahsında tüm toplumu susturmaya yönelik bir girişim olduğunu vurgulamıştır.

1 Şubat 2022 Salı

Demokrasi, Boykot ve Seçimler


Son seçim süreci boyunca, özellikle ilerici kesimlerde gözlemlediğim yanlış bir düşünceyi tartışmak istiyorum. Yaygın yanlış kanının aksine; demokrasi ve hükümetin meşruiyeti, “vatandaşların sandığa gitmesine” dayanmaz. Yani demokrasi, vatandaşların sandığa giderek hükümeti seçmesi ve hükümetin de meşruluğunu vatandaşların katılımından almasına dayalı bir sistem değildir! Hükümetin meşruluğunu vatandaşlardan alması gerektiğini düşünebiliriz ama bizim böyle düşünmemiz ve hatta hükümetin kendisinin böyle iddia etmesi, gerçeğin de bu yönde olduğu anlamına gelmiyor! Bunu daha iyi anlamak için adına demokrasi denilen yönetim biçiminin tarihsel süreç içerisindeki gelişimine bakmamız gerekiyor!

23 Mart 2020 Pazartesi

Kamu Görevlilerine Maaş Kesintisi Tamam! Zenginlere Ne Zaman?

Corona Virüs salgını nedeniyle toplum olarak zor ve sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Salgın riskine karşı uygulanmak zorunda kalınan sosyal izolasyon önlemleri nedeniyle ekonomik yaşamımız da sarsılmış durumdadır. Özellikle özel sektör çalışanlarının toplu işten durdurma, ödeneksiz izne gönderilme ve maaş kesintisi gibi zorluklarla yüzleşmekte olduğu bilinen bir gerçek. Bunun yanında küçük esnaf da iflas etme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Elbette önce sağlığımız gelmeli ve sosyal izolasyon tedbirleri devam etmelidir. Ancak sosyal devletin gereği olarak, zor durumdaki özel sektör çalışanları ve esnaf için de politikalar geliştirilmesi şarttır.

1 Nisan 2018 Pazar

Ülke ve Özgürlük

Ülke ve Özgürlük, Ken Loach’ın en çok bilinen filimlerinden biri. Hareketli kurgusu, güçlü diyalogları ve duygu yoğun sahneleri ile de bunu fazlasıyla hak ediyor.
Çağdaş İngiliz sinemasının en önemli ismi olan Loach’un filmini ilk kez, 1990’lı yılların ikinci yarısında izledim. Filmi izlediğim bağlam, dünya çapında sosyalizmin “bittiğinin” davul zurna ile ilan edildiği tam bir yenilgi atmosferiydi. Buna karşın yenilgiye rağmen başı dik kalabilme motivasyonunu veya Shakespeare’in dediği gibi “sen kazandın ama ben haklıydım” duygusunu hiç de romantik olmayan yöntemlerle aşılayan bir yapısı vardı filmin.

2 Haziran 2017 Cuma

Yaşananlar iflas etmiş bir sistemin olağan sonuçlarıdır.

Yanan ormanları çaresizce izleyen bir idare, cübbe almadı diye mezuniyet törenine kabul edilmeyen öğrenci, iş cinayetleri, trafik kazaları, kadına yönelik şiddet ve dökülen hastaneler yıllardır uygulanan politik tercihlerin sonucudur…
Bu ülkede kaynaklar Cratos’un elektrik borcunu ödemeye, özel okul ve hastanelere teşvik vermeye, cami yapımına, hükümet edenlerin yakınlarına ve bizzat kendilerine ayrılıyor. Orman Dairesine personel almayan, Çalışma Dairesini atıl bırakan, yangın helikopterini lüks gören, yol güvenliğini önemsemeyen, kamu okulları ve hastanelerini atıl bırakan bir düzen bu… Orasını, burasını düzeltmekle değişmeyecek bir düzen…

1 Mayıs 2017 Pazartesi

“Gün Gelir, Gün Gelir Zorbalar Kalmaz Gider”

“Günlerin bugün getirdiği, baskı zulüm ve kandır...”
Özel sektörde her gün insanlık onuruna yakışmayan muameleler altında, uzun saatler ve her türlü güvenceden yoksun çalışan emekçiler bunu çok iyi biliyor... Patronun iki dudağı arasında devam eden iş yaşamı, artık her yıl yeniden kırılan rekorlarla iş cinayetlerinin de odağı olmuş durumda...

26 Nisan 2017 Çarşamba

1 Mayıs'a Neden Katılmalıyız?

Hiç düşündünüz mü, yılın neredeyse her günü tarihteki birden fazla anılacak, kutlanacak, sevinecek, üzülecek, hatırlanacak olayla dolu… Bir şairin doğum veya ölüm günü; bir savaşın başlangıcı veya bitişi; bir ülkenin kuruluşu, yokoluşu; doğayla, uzayla, bilimle, sanatla, savaşla, barışla, erkeklerle, kadınlarla, çocuklarla, yaşlılarla ilgili en az bir olayın yıl dönümü gelip geçiyor her gün…
Bunların içinde sevgililer günü gibi salt alışveriş çılgınlığı yaratmaya yönelik olanlar da var, Çernobil faciasının yıl dönümü gibi geçmişteki bir felaketi hatırda tutarak bizi uyarmaya çalışanlar da…
Peki 1 Mayıs’ın tüm bu günlerden ne farkı var? Tüm diğer günler gibi olan bu günde neden hepimiz sokakta olmalıyız? Neden 1 Mayıs’a katılmalıyız?

1 Şubat 2017 Çarşamba

Başka Bir Sendikacılık Bizim İstediğimiz


1958 kuşağı sendikacılarından Kamil Tuncel, yıllar önce kendisi ile yaptığımız bir röportajında şöyle diyordu: “Eğer bir işçi işini düzgün yapmıyorsa, kaytarıyorsa, onun cezasını önce sendika verir. Bizim bildiğimiz sendikacılık böyledir. İşyerinin verimi, her işçinin işini düzgün yapması sendikanın öncelikli işidir. Böyle şeylere göz yumulursa; işçiler de, iş yeri de, sendika da zarar görür. Onun için patrondan önce sendikalar, işini düzgün yapmayanı cezalandırmalıdır.”

4 Ocak 2017 Çarşamba

Faşizme İnat: Yaşasın Hayat

2017 yılının ilk saatleri Türkiye’de Reina saldırısı ile başladı. Daha bu saldırının şoku atlatılamadan, yaşanan olayların etkisiyle oluşan linç kültüründen Kıbrıs’ta da uzak durulamayacağı ortaya çıktı...
Barbaros Şansal’ın keyfi bir kararla sınır dışı edilmesi, aslında olayların hiç de uzağında olmadığımızı hatırlatırcasına gerçeği yüzümüze vuruverdi...
Örgütlü kötülük ile yüzyüzeyiz...

2 Kasım 2016 Çarşamba

#Reddediyoruz Nasıl Kazandı?

Geçtiğimiz cuma gün Meclis’ten gelen haberle yaz başından beridir yürütülen #Reddediyoruz sürecinin kazanım ile sonuçlandığı tescillenmiş oldu. Aslında Anayasa Mahkemesi’nin kararını açıladığı günden beridir Reddediyoruz bileşenleri, bunun bir başarı olduğunu ifade ediyorlardı. Dahası, mahkeme kararı bu yönde olmasaydı dahi; toplumun ezici bir çoğunluğu tarafından reddedilmekte olan bir ofisin gerçek hayatta uzun süre tutunması da mümkün olmayacaktı zaten. Ancak zaferin kesinleşebilmesi için, Meclis’teki işbirlikçi kesimin de teslim bayrağını çekmesi beklendi ve ancak o zaman Kıbrıslı Türkler derin bir “ohh” çekerek rahatladı…
Peki, kendi emeğimiz ile inşa ettiğimiz bu önemli direnişin hedefine ulaştığından emin olmak için neden bunca tereddüt ettik? Reddediyoruz’un Ağustos’tan beridir “Ofisçiler kaybetti” yönündeki açıklamalarına rağmen, neden bir yanımız hep şüphe ile yaklaştı buna?

1 Ekim 2016 Cumartesi

Göçmen İşçiler

Çalışma hayatımızın düzenli, adil, örgütlü ve tatmin edici olduğu söylenemez. Bu durum özellikle emekçiler tarafından bakıldığında böyledir. Ancak dünya ile kıyaslandığında, belki de uluslararası standartlara en yakın uygulamamız; bu adaletsiz durumu değiştirmek için mücadele etmesi beklenen emekçilerin özenle bölünmüş olması bakımından gösterilen “başarı”dır.

21 Eylül 2016 Çarşamba

Bir Kampanyanın Düşündürdükleri


“10 Kişiden Fazla Çalışanı Olan Patronların Sendikasız İşçi Çalıştırması Yasaklansın” talebi ile yürütülen kampanyayı duymuşsunuzdur. Bağımsızlık Yolu bir yılı aşkın bir süre önce bu taleple sokağa çıkmış ve birçok sendika, siyasi parti ve örgütün desteğini almıştı. En önemlisi de ülkemizdeki binlerce özel sektör çalışanının gönlünü fetheden bu talep, halktan beklenmedik bir onay görmüştü.
Zamanla kampanya özel sektördeki sıkıntıların çeşitli boyutları ile tartışıldığı bir zemine dönüştü. İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının patronlar tarafından maliyet düşürmek maksadıyla yerine getirilmemesi ve iş kazaları ile iş cinayetlerindeki artış derinlemesine konuşuldu. Medyada da bu konu kendine hatırı sayılır bir yer buldu.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Umudunuz Var mı?

Umut, gerek kişisel gerekse de toplumsal yaşamımızda en çok suistimal edilen, üstelik çoğu zaman başka kavramlar yerine yanlış da kullanılan bir kelime...
Kolay değil, son zamanlarda en çok ihtiyacımız olan şey umut...
Kıbrıs sorununun çözülmesini umuyoruz... Yıllardır çözümsüzlüğü ile yaşamımızı belirsizlik ve bekleyişten ibaret bir hale sokan bu büyük düğüm artık çözülsün diye bekliyoruz.
Özel sektörde yaşanan haksızlıkların bitmesini umuyoruz... İnsanca bir maaş, saygı gördüğümüz bir çalışma ortamı, güvenceli bir iş ve huzurlu bir emekliliğe ulaşmak istiyoruz.

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Türkiye Solunda Üç Tarz-ı Siyaset

Bir olguyu anlamak için, onun köküne inmek, doğuş ve gelişim koşullarını tahlil etmek gerekir. Türkiye solunun bugününü anlamak da, onun 1960'lı yıllarda ilk kez "iktidarı ele geçirme" iddiasıyla ortaya çıktığı dönemki kuruluşunu anlamakla mümkün... 

1 Nisan 2016 Cuma

Hükümetin Gündemi: Korku

2016’nın ilk üç ayına, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden ve kktc’nin varlığından beslenen iki “büyük” partinin korkusu hakim oldu. Bir yanda Halkın Partisi isimli yeni partinin siyasal arenaya dahil olması, diğer yandan Lefkoşa Türk Belediyesi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yükselişini gösteren sol ittifak bileşenlerinin yarattığı tedirginlik; UBP ve CTP için artık yolun sonuna işaret etmekte. Ne sokakta ne de sandıkta direnebilen “hükümet”, bu sebeple elinden gelen en karanlık yöntemlerle muhalefetin dengesini bozmaya, kendini de koruma altına almaya çalışıyor.
kktc’nin iki kadim partisi ve hükümet ortağı konumundaki UBP ve CTP, son şanslarını kullandıklarının bilinciyle, temel bir davranış pratiği geliştiridiler: Gizlilik, yalan ve muhalefeti bölme girişimleri.

20 Ocak 2016 Çarşamba

İki, Üç, Daha Fazla Lefkoşa

Siyasete güvensizliğin alabildiğine yaygın, siyasetçilerin itibar kaybının dorukta olduğu günlerden geçiyoruz. Mecliste en çok milletvekili ile temsil edilen iki hükümet partisi; UBP ve CTP ‘nin sokaktan aldıkları onay neredeyse yok hükmünde…
TC ile yürütülen su görüşmelerinde, giderek yaygınlaşan kadın cinayetlerinde, mahkum kılındığımız üretimsizlik sarmalında veya son AKSA örneğinde yansımasını bulan kişilikli siyaset yapma sınavlarında sürekli sınıfta kalan bir bürokratik soğukluk yayılıyor hükümeten…

25 Kasım 2015 Çarşamba

25 Kasım ve 8 Mart

Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü…
8 Mart ve 25 Kasım tarihlerinin her ikisi de ortak bir noktayı paylaşıyor…
Bu iki tarihin kadın mücadelesinde önemli günler arasında sayılmalarına ve her yıl hatırlanmalarına vesile olan olaylar; bugün liberal feministlerin kendilerine mesele ettikleri türden olaylar değil…
8 Mart emekçi kadınların sendikal mücadeleleri nedeniyle maruz kaldıkları şiddet sonucunda, sosyalist hareket içerisinden doğdu…
25 Kasım ise, ulusal baskı, yeni-sömürgecilik ve diktatörlük şartlarına direnen üç kız kardeşin tecavüze uğrayarak öldürülmesi üzerine ulusal kurtuluş mücadelelerinin gündeminden şekillendi…

8 Temmuz 2015 Çarşamba

ASGARİ ÜCRET, ÖZEL SEKTÖR VE SENDİKALAR

Özellikle sendikasız çalışan ve maaşı konusunda patron ile pazarlık yapma şansına sahip olmayan özel sektör çalışanları için yaşamsal önemi bulunan Asgari Ücret son altı yıldır yerinde sayıyor.
Brüt rakamlara kısaca bir göz atalım…
2003: 440 TL, 2004: 627 TL, 2005: 720 TL, 2006: 860 TL, 2007: 950 TL, 2008: 1190 TL, 2009: 1237 TL, 2011: 1300 TL, 2013: 1415 TL, 2014: 1560 TL ve 2015: 1675 TL.
İki yıllık periyotlar halinde gerçekleşen artış ise şöyle:
2003-2005:%63.63, 2005-2007: %31.97, 2007-2009: %30.21, 2009-2011: %5.09, 2011-2013: %8.84, 2013-2015: %18.37
Bu tabloya baktığımızda 2009’dan beridir neredeyse hiçbir artışın yaşanmadığı söylenebilir.

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Birlik: “Che Kıbrıs’ta Yaşasaydı!”-Münür Rahvancıoğlu

Birlik, sol için kuru bir slogandan ibaret değil; sosyalist pratiğin üzerine kurulduğu, yüzlerce yıldır milyonlarca insanın uğruna bedel ödediği yaşamsal ve vazgeçilmez bir değerdir. Başarıya ulaştığında, sonucu devrimdir…
Komünist Manifesto “dünyanın bütün işçileri birleşin” sloganıyla biter…
Sosyalistler her tarihsel dönemde ve her coğrafyada halkın parçalanmış, birbirine kırdırılmış, düşmanlaştırılmış kesimlerinin birliği için çabalamış, egemenlerin bölücü girişimlerinin karşısında durmuştur.
Faşizm karşısında “birleşik cephe”, ikinci paylaşım savaşında “savaşan güçlerin birliği” olmuştur çağrımız; gençlik mücadelesinde “gençliğin devrimci eyleminin birliği.”
Milliyetçilik karşısında “halkların kardeşliği”ni savunan soldur; çünkü egemenlerin birbirlerine kırdırmaya çalıştığı halklar ancak birlikte olurlarsa güçlüdürler…
Çağdaş feminist hareket tarih sahnesine çıkmadan önce, kadın-erkek eşitliği için kıyasıya mücadele eden; kadınların oy hakkı, eşit vatandaş olarak tanınması ve anayasal yurttaşlık hakkı için hareketi sürükleyen soldur. Çünkü insanlığın yarısı ezilirken, kimse için kurtuluş olamayacağını bilir sosyalistler…
Gençlerin, kadınların, köylülerin, işçilerin, kamu emekçilerinin, ezilen halkların, yaşlıların ve dünyanın tüm lanetlilerinin birliği, solun hedefi egemenlerin kabusudur…