Bir süreden beridir çeşitli bölgelerde şubeler açmakta
olan ve halkımız tarafından da yasal statüsü merak edilen AKP Kıbrıs
Temsilciliği ve Gençlik Kolları’nın, 22 Ocak olayları sırasında da faal olduğu
bilinmektedir. Bu sebeple Bağımsızlık Yolu olarak, AKP Temsilciliği ve Gençlik Kolları’nın
ülkemizde yasal olarak kurulup kurulmadığı, hangi mevzuat uyarınca kurulduğu ve
faaliyetlerinin ilgili Bakanlıkça denetlenip denetlenmediği konusunda 12/2006
sayılı Bilgi Edinme Hakkı Yasası uyarınca 9 Şubat 2018 tarihinde İçişleri
Bakanlığı’na bilgi edinme başvurusunda bulunmuş ve alacağımız yanıtı da kamuoyu
ile paylaşacağımızı duyurmuştuk.
26 Mart 2018 Pazartesi
3 Mart 2018 Cumartesi
Kıbrıslı Türkiyeli Gerilimi Yaratmaya Çalışan Sözde Sol ve Faşist Yaklaşımları Kınıyoruz
Kıbrıslı Türk toplumunu etnik
köken veya doğum yerine göre bölerek siyasal alanda genişlemeye çalışan
YDP’nin, son seçimlerde Meclis’e girmesiyle kendisine “Kıbrıslı” diyen bazı
çevrelerin bu durumu daha da olumsuzlaştıracak çıkışlarda bulunduğunu
gözlemliyoruz.
19 Şubat 2018 Pazartesi
Bağımsızlık Yolu Meclisi: Yükselen Faşizm Bağlamında Dörtlü Koalisyon’un Görevlerini Değerlendirdi
Ülkemizde 7 Ocak genel seçimleri ile birlikte giderek
tırmanmakta olan gerilim ve çatışma atmosferini kaygıyla takip etmekteyiz.
Bağımsızlık Yolu Meclisi, etnik kökene dayalı bir ayrımcılıktan beslenen YDP’nin
aldığı oy oranının; tek başına dış güçlerin politikaları ile izah
edilemeyeceğini, ülkemizde yıllardır hükümet koltuklarında oturanların yanlışlarının
bir birikimi olduğunu vurgular. Bu durumu 7 Ocak ile birlikte ortaya çıkmış bir
sorunmuş gibi algılamak, nedenlerle uğraşmaktan kaçınmak için sonuçlara
odaklanmak anlamına gelecektir.
1 Şubat 2018 Perşembe
Gözaltıları Halkın Demokratik Tepkisinin Sonucu Olarak Selamlıyoruz
22 Ocak Pazartesi gerçekleşen ve kamu vicdanında ciddi
bir yara açan şiddet olaylarına karışanların gözaltına alınmaya başlanmasını ve
haklarında yasal tahkikat yürütülmesini olumlu bir gelişme olarak selamlıyoruz.
Bilindiği gibi olayların gerçekleştiği sırada Polis Örgütü şiddet eylemlerine
hiçbir müdahalede bulunmamış ve bu da halkımızın tepkisine neden olmuştu. Şimdi
üzerinden bir hafta geçmişken, yasal yükümlülüklerini yerine getirmeye başlayan
Polis Örgütü’nün bu kıpırdanışının kaynağının 26 Ocak Cuma akşamı, gencinden
yaşlısına yağmur altında sokağa çıkan Kıbrıslı Türklerin olgun ve demokratik
eylemi olduğundan hiçbir kuşkumuz yoktur. Elbette Cumhurbaşkanı Akıncı ve
Meclis Başkanı Angolemli’nin ısrarlı sorgulamaları ve Polis üzerinde görevini
hatırlatmaya yönelik kurdukları baskının da bunda etkisi vardır.
22 Ocak 2018 Pazartesi
SENDİKALAŞMA YEMİNİ
“Emeği
ile geçinen tüm insanların mutluluk ve özgürlüklerini, adil bir iş günü
sonrasında huzurlu bir dinlenmeyi, resmi tatillerde ve hafta sonlarında
çalışılmamasını, işçilerin kayıtsız şartsız sigortalanarak emekli olabilmesini
ve yıllık ücretli izin hakkını savunacağıma; özel sektörde örgütlenme talebine
ve demokratik bir şekilde sendika seçme özgürlüğüne bağlı kalacağıma; emekçilerin
işinin ve geleceğinin patronların iki dudağı arasından çıkarılması için
çalışacağıma; tüm bunların hayata geçebilmesi adına özel sektörde on ve üzeri
işçi çalıştıran patronların sendikasız işçi çalıştırması yasaklanana kadar
mücadele edeceğime; alın terim ile kazandığım ekmek ve tertemiz vicdanım üzerine
and içerim.”
13 Ocak 2018 Cumartesi
Bir Ölüm ve Bir Utanç
Bugün bir işçi daha cinayete kurban gitti. Sermaye biraz daha büyüsün diye, işçi kanı ile sulandı tatlı karın, ucuz emeğin ve vurguncu düzenin toprağı...
Cinayet saatine baktım: "17:00"... Tam o saatte kızımla birlikte köpeğimi gezdirmekten dönmüş, çok sevdiğim bir arkadaşımın doğum gününü kutlamak için telefon açmıştım. Muhtemelen ben "alo" derken, o son nefesini veriyordu...
Cinayet saatine baktım: "17:00"... Tam o saatte kızımla birlikte köpeğimi gezdirmekten dönmüş, çok sevdiğim bir arkadaşımın doğum gününü kutlamak için telefon açmıştım. Muhtemelen ben "alo" derken, o son nefesini veriyordu...
7 Ocak 2018 Pazar
Boykotçuya Sorular
Sandığa bir tavır olarak gitmeyen her kişinin tutumunun,
siyasal veya politik bir protesto olarak yorumlanamayacağını düşünüyorum.
Elbette hastalık, yurt dışında olma vb sebeplerden sandığa gitmeyen yada
gidemeyen insanlar dışındaki tüm sandığa gitmeme tavırları bir tür protestodur.
Ancak açıktır ki; siyasal bir protesto yapanlar yanında, kişisel bir protesto
tutumu takınanlar da var.
Kişisel olarak mevcut partilerden hiçbirisini kendine
yakın görmediği için veya herhangi bir politik fikri olmadığından sandığa
gitmeyenler, yani siyaset kurumundan tamamen ümidini kesmiş olanlar muhtemelen
bu yazıyı da okumayacaklardır. Zaten sorularım da onlara yönelik değil. Onlara
ulaşmanın başka yöntemleri var ve o yöntemleri başka mecralarda icra ediyoruz
hali hazırda...
3 Ocak 2018 Çarşamba
Seçimler ve Siyasette Güven Bunalımı
Siyasal öznelerin halk nezdinde herhangi
bir itibarının kalmadığı, ciddi bir inandırıcılık yitimine uğradıkları ve
siyasete güvenin yitirildiği bir süreden beridir bilinir, konuşulur, yazılır
durumdaydı. 7 Ocak 2018 seçimlerinin ilanı ile birikte bu durum daha da görünür
hale geldi. Halk siyasi partilere güvenmiyor, adayları kişisel kariyer peşinde
koşan fırsatçılar olarak görüyor ve kurulacak herhangi bir hükümetin
programında ne yazacağı ile ilgilenmiyor.
2 Ocak 2018 Salı
Karpaz Emirnamesi
Hüseyin Özgürgün, “ucube Karpaz emirnamesi yırtılıp atılacak” demiş ve eklemiş “bu emirname yüzünden ülkenin en değerli bölgesi yatırımsız kaldı.”
Son beş yılın ÜÇ BUÇUK yılında hükümetteydiniz. “Neden yapmadınız?” diye de sorabilirim… Karpaz’ın ekolojik anlamdaki önemini de vurgulayabilirim. Bilmeyenler için, konunun yerleşim alanları değil, “Milli Park” olan insansız bölümle ilgili olduğunu anlatabilirim.
1 Ocak 2018 Pazartesi
Sokakta Ölü Bir Devrimci: Karl Liebknecht
Sosyalist mücadelelerin tarihi yüzeysel olarak
okunduğunda, Karl Liebknecht’in ismi sadece iki yerde geçer: 1914 yılında savaş
bütçesine “hayır” oyu veren tek parlamenter olarak Alman Reichstag’ında ve Rosa Luxemburg ile birlikte sokak ortasında
öldürüldükleri 1919 Alman Devrimi’nde...
Partisinin tüm vekilleri Alman militarizmine “evet” oyu
verirken “hayır” diyerek sosyalist ilkelere gösterdiği adanmışlık da, Rosa ile
birlikte “sonuna” kadar yürüttükleri mücadeledeki cesaret de eşsiz bir insan
yapıyor onu. Ancak Liebknecht’in bize miras bıraktıkları bunlardan ibaret
değildir... Bu anılanlar yeterince önemli olsa bile, o bunlardan çok daha
fazlasıdır.
27 Aralık 2017 Çarşamba
Seçimler ve Devrimciler
2018 Ocak ayında gerçekleşecek seçimler yaklaşırken,
siyasal alanda siyaset dışı bir heyecan da yaygın bir şekilde karşılık buluyor.
Seçim sürecinin sıkıntılı apolitikliği çeşitli kesimler tarafından farklı şekillerde ifade edildi: Siyasal partiler ideoloji dışı bir konuma savrulmuş durumda. En iyi durumda “seçim programı, vaatler listesi” gibi kes-yapıştırcı bir eklektizmle damgalı metinlere dayalı; en kötü durumda ise “yayaya şaşaşa”dan ibaret bir parti propaganda süreci yaşanıyor. Adayların çok büyük bir oranının ise, geçmişte herhangi bir ideolojiye sahip olmayan apolitik bireylerden oluştuğu ortada. Birçoğunun hayatı boyunca herhangi bir inceleme kitabı okuyup okumadığı bile belli değil.
Durum böyleyken kişisel tanışıklık, “iyi insan” olma, ailecek görüşme gibi kriterlerin ön plana çıktığı bir seçim propaganda süreci yaşanması normal. Elbette tüm partileri aynı kefeye koymak mümkün değil. Örneğin ideolojiden arılık MAP için geçerli bir argüman değil. MAP açıkça Türkçü faşizmle damgalı bir parti. Bu net ideolojiyi de gururla taşıyor.
Seçim sürecinin sıkıntılı apolitikliği çeşitli kesimler tarafından farklı şekillerde ifade edildi: Siyasal partiler ideoloji dışı bir konuma savrulmuş durumda. En iyi durumda “seçim programı, vaatler listesi” gibi kes-yapıştırcı bir eklektizmle damgalı metinlere dayalı; en kötü durumda ise “yayaya şaşaşa”dan ibaret bir parti propaganda süreci yaşanıyor. Adayların çok büyük bir oranının ise, geçmişte herhangi bir ideolojiye sahip olmayan apolitik bireylerden oluştuğu ortada. Birçoğunun hayatı boyunca herhangi bir inceleme kitabı okuyup okumadığı bile belli değil.
Durum böyleyken kişisel tanışıklık, “iyi insan” olma, ailecek görüşme gibi kriterlerin ön plana çıktığı bir seçim propaganda süreci yaşanması normal. Elbette tüm partileri aynı kefeye koymak mümkün değil. Örneğin ideolojiden arılık MAP için geçerli bir argüman değil. MAP açıkça Türkçü faşizmle damgalı bir parti. Bu net ideolojiyi de gururla taşıyor.
29 Kasım 2017 Çarşamba
"Polisler 45 yaşında emekliye çıksın mı?"
"Polisler 45 yaşında emekliye çıksın mı?"
Bugünlerde etrafında kamplaştırılmaya çalıştığımız yeni şaşırtmacalı sorumuz bu... Ya "evet" diyeceksiniz yada "hayır"!!! Başka cevabı kabul etmiyor efendiler...
Gelin biz bu konuya başka bir noktadan bakalım:
Bugünlerde etrafında kamplaştırılmaya çalıştığımız yeni şaşırtmacalı sorumuz bu... Ya "evet" diyeceksiniz yada "hayır"!!! Başka cevabı kabul etmiyor efendiler...
Gelin biz bu konuya başka bir noktadan bakalım:
13 Kasım 2017 Pazartesi
Siyasi Etik ve Milletvekilliği Adaylığı Üzerine
Bağımsızlık Yolu Genel Sekreterliğine aday olmaya karar verdiğim gün, Baraka'daki yöneticilik görevimden ayrıldım. Genel Sekreter olacağım garanti değildi, ama benim yönüm, ilgim, hedefim, kararım belliydi...
Neden ayrıldım peki? İki örgüt birbirine zıt görüşleri savunduğu için mi? Elbette hayır!!!
İktidarı hedefleyen siyasal örgütlerle, ekonomik-demokratik mücadele yürüten alan örgütlerinin yöntem ve stratejilerindeki doğal fark yüzünden... Sendikalarda, derneklerde, demokratik kitle örgütlerinde yürütülen mücadele ile siyasi partilerde yürütülen mücadelenin farklı yöntemlerle yürütülmesi gerektiğine inancımdan...
Koordinasyon, ilişki, dayanışma... Elbette... Ama iki yapıda da yönetici aynı kişi olunca, kişinin kendi kendisi ile dayanışma ve koordinasyon yürütmesi beklenemez herhalde...
Neden ayrıldım peki? İki örgüt birbirine zıt görüşleri savunduğu için mi? Elbette hayır!!!
İktidarı hedefleyen siyasal örgütlerle, ekonomik-demokratik mücadele yürüten alan örgütlerinin yöntem ve stratejilerindeki doğal fark yüzünden... Sendikalarda, derneklerde, demokratik kitle örgütlerinde yürütülen mücadele ile siyasi partilerde yürütülen mücadelenin farklı yöntemlerle yürütülmesi gerektiğine inancımdan...
Koordinasyon, ilişki, dayanışma... Elbette... Ama iki yapıda da yönetici aynı kişi olunca, kişinin kendi kendisi ile dayanışma ve koordinasyon yürütmesi beklenemez herhalde...
1 Kasım 2017 Çarşamba
“Tam Sosyal Güvenlik” Yalanı
“Sınıf siyaseti”, solcular arasında bile yanlış
anlaşılmış bir kavramdır. Birçok heyecanlı solcu, hiçbir meseleye sınıfsal
bakmazken; kendi partisini “sınıf”, partisinin çıkarlarını “sınıf siyaseti”,
partisinin seçim başarısını da “sınıf mücadelesi” zanneder. Sınıfın gerçek
bireyleri “cahil” ve “pis”; sınıfın çıkarları ise “popülizm” olarak
etiketlenir...
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından
geçtiğimiz hafta açıklanan “Tam Sosyal Güvenlik” projesi ve bu proje bağlamında
solcuların neredeyse hiçbir muhalefet üretmemiş olması bize gösteriyor ki;
ülkemiz solcuları, sınıf bilincinden, sınıf siyasetinden ve sınıf
mücadelesinden nasiplerini henüz alamadılar. Ancak sermayedarlar ve onların
hükümetlerdeki temsilcileri, bu meselede şimdiden fersahlarca yol kat
etmişlerdir.
28 Ekim 2017 Cumartesi
Anarko-Sendikalizm
Anarşizmin şehir efsanesi ve ergen isyanı basitliğinde bir saçmalık olmadığını bilen ve ciddiye alınması gereken bir felsefi argüman olduğunu gören kişiler dahi, aslında tek bir tane anarşizm olmadığını çoğu zaman gözden kaçırır. Hristiyan anarşist Tolstoy, evrime ciddi katkılar yapmış prens Kropotkin, Marx ile kapışan Bakunin, ütopyacı Proudhon, bireyci Striner, köylü Mahno ve anarko sendikalist Durutti arasında çok ciddi farklılıklar vardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










