Giderek derinleşen bir ekonomik kriz içerisindeyiz. Kriz
en fazla halkı; özel sektör emekçilerini, küçük esnafı, küçük üreticiyi ve Göç
Yasası sonrası işe girmiş kamu emekçilerini etkilemiş durumda. Peki bu
kesimlerin krizden etkilenmemesi için, krizin bir yoksullaşmaya dönüşmemesi
için yapılabilecek hiçbir şey yok mu?
4 Ekim 2018 Perşembe
29 Ağustos 2018 Çarşamba
Ek Mesai ve Top Niye Bizim Kalede?
Krizden en fazla etkilenmekte olan kesimlere yönelik hiçbir
somut icraatta bulunmayan hükümet; zam yapmaya devam ediyor. Sendikalar
hükümetin geçtiğimiz hafta açıkladığı önlemler paketi karşısında vatandaşın
tepkisini örgütlemek için hiçbir şey yapmadı... Önlemler paketinin içeriğindeki
teker teker maddelerle ilgili olarak, her kesim bir şeyler söylüyor,
eleştiriyor, yeriyor veya tartışıyor. Ama paketin ruhu ile, hükümetin genel
yaklaşımı ile ilgili Bağımsızlık Yolu dışında somut bir eleştiri ortaya koyan
yok... Oysa tek tek her bir konuda ne yapılacağından daha önemli olan konu şu:
Bu krizde siyasi irade kimin korunmasına öncelik verecek; büyük sermayenin mi,
yoksa küçük üretici, esnaf ve emekçilerin mi?
Meseleyi bu temelden tartışmadığımız sürece, sermayeden yana
hareket eden hükümet hepimizi teker teker avlamaya devam edecektir. Tıpkı
üyeleri ek mesai çalışmak zorunda bırakılan bir grup sendikanın başına gelen
gibi...
28 Ağustos 2018 Salı
Hükümet Teşvik Yoluyla Zenginler İçin Krizi Fırsata Çevirirken, Zamlarla Halkı Fakirleştiriyor
Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile kıyaslamalı akaryakıt fiyatları paylaşılarak, “şikayet ediyorsunuz ama aslında bizde çok daha ucuz” mesajı veren 4lü koalisyon yandaşları sardı her yanı… Madem öyle soralım:
18 Ağustos 2018 Cumartesi
Halk Olarak Dayanacak Gücümüz Kalmadı, Bedeli Sermaye Ödesin
İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz, halk açısından
dayanılması giderek zorlaşan bir ızdıraba dönüşüyor. TL’nin döviz karşısındaki
değer kaybı ve bunun tetiklediği zamlar; yaşamsal ihtiyaçların giderilmesini
imkansızlaştıran, toplumun emekçi kesimlerini en temel ihtiyaçlarını dahi
karşılayamaz duruma getiren bir durum almakta... Bu son krizden en fazla
etkilenenler, krizden önce de geçim sıkıntısı tehdidini ensesinde hissedenler
oldu. Eğitime, sağlığa, mutfak masraflarına, barınma ve enerji giderlerine
bütçesi yetmeyen ve bu yaşamsal ihtiyaçlarının bir kısmından vazgeçmeyi
düşünmek zorunda bırakılan halk için, bu kriz bıçağın kemiğe dayandığı
noktadır.
9 Ağustos 2018 Perşembe
Asgari Ücret Rezalet: Çare Federal Kıbrıs mı?
Elektrik, benzin ve tüp gaza yapılan ardı ardına zamlar,
giderek yoksullaşmakta olan Kıbrıslı Türk halkını çileden çıkmaya bir adım daha
yaklaştırmış durumda. Söz konusu zamlar Türk Lirası’nın aylardır uçurumdan
düşercesine değer kaybettiği ve sosyal güvencelerin neredeyse tamamen eridiği
bir güvencesizlik ortamında yaşanıyor. Şöyle ki, TL’deki düşüş tüm ithal
malların kendiliğinden pahalılanması anlamına geldiği gibi, eğitim, sağlık,
ulaşım, barınma gibi her türlü elzem yaşamsal faaliyet de özel sektöre
devredilmiş durumda. Üstelik, elektrik, benzin ve tüp sadece bireysel tüketim
açısından değil, her türlü üretimde temel girdi olması anlamında da yeni zamların
tetikleyicisi durumunda.
Kısacası; ithal olan her şey TL’den dolayı zamlanıyor;
zaten olmayan yeri üretim de temel girdi maliyetlerinin artışı ile zamlanıyor
ve halkın geçmişte ücretsiz temin ettiği yaşamsal ihtiyaçlardan devlet
çekilerek bunlar için de para harcanmasını normalleştiriyor. Bunun doğal sonucu
giderek artan yoksulluk ve derinleşen bir krizdir...
4 Ağustos 2018 Cumartesi
Bu Krizin Faturasını Emekçiler Ödüyor
Tüp, elektrik, benzin aklınıza gelebilecek her türlü yaşamsal ihtiyaç zamlanırken; asgari ücret yerinde sayıyor. Bu krizin faturasını emekçiler ödüyor ama sermayedarlar, tüccarlar, inşaat şirketleri karlarına kar katmaya devam ediyor…
Bu krizle eriyen şey sadece ücretler değil, güvenceli istihdam da buhar olup uçtu. Her gün onlarca emekçinin işten durdurulma haberlerini duyuyor, görüyoruz… Tüm kaynaklar sermayedarların kar oranlarının düşmemesi için kanalize edilirken; kamusal olan her şey (sağlık, eğitim, yangın önlemleri, barınma ve ulaşım) geriye gidiyor… Maaşlar eriyor, işsizlik artıyor…
Bu krizle eriyen şey sadece ücretler değil, güvenceli istihdam da buhar olup uçtu. Her gün onlarca emekçinin işten durdurulma haberlerini duyuyor, görüyoruz… Tüm kaynaklar sermayedarların kar oranlarının düşmemesi için kanalize edilirken; kamusal olan her şey (sağlık, eğitim, yangın önlemleri, barınma ve ulaşım) geriye gidiyor… Maaşlar eriyor, işsizlik artıyor…
2 Ağustos 2018 Perşembe
Popülizm Nedir? Ne Değildir?
Halkın Partisi milletvekilleri tarafından maaş
artışlarını her ay seçecekleri bir derneğe bağışlanacağına dair duyurunun
yapılması üzerine, birçok boyutu olan bir tartışma süreci yaşandı. HP
vekillerinin bu kararı, ülkemizde yaşanmakta olan yoksullaşmaya dair yapısal
bir çözüm içermeyip sadece kendi vicdanlarını rahatlatacak bir yaklaşım olduğu
için eleştirildi. Hatta tepki topladı. Tartışmanın bu kısmına girmeyeceğim,
ancak HP’nin yaklaşımının yoğun olarak “popülist” ithamı ile eleştirilmiş
olmasından hareketle, son yıllarda siyasi literatürümüzde sıkça yer bulmaya
başlayan bu kavrama dair birkaç söz söylemek istiyorum.
27 Temmuz 2018 Cuma
Sevgili Tufan
Sevgili Tufan,
Senin de bildiğin gibi 22 Ocak’ta bir grup faşist,
Lefkoşa sokaklarında terör estirdi. Afrika Gazetesi’ne saldırıp linç
girişiminde bulundu, sen içerde milletvekilliği yemini ederken Meclis’in damına
çıkıp kabile bayrağı astı... Polisin bu faşistlere hiçbir şey yapmaması üzerine
onbinlercemiz yağmurda sokaklara döküldük. Belki o gün aramızda sen de vardın,
malum henüz hükümet kurulmamış sen de başbakan olmamıştın....
26 Temmuz 2018 Perşembe
Yangının Acısını Paylaşmak
Yunanistan’da gerçekleşen
yangın ve bu yangının yarattığı felaket hepimizi yüreğini dağladı. Televizyon,
gazete ve sosyal medyadan önümüze ulaşan görüntüler; insanların, ağaçların,
hayvanların yani bir bütün olarak doğanın yüzleştiği acı ile buluşturdu bizi.
Birçoğumuz gözümüzden zihnimize akan görüntülerle empati kurdu ve uyukusuz
vakitler geçirip, çaresizce nasıl yardım edeceğini düşündü. Geriye acımızı
haykırmak, yazmak ve düzenlenen yardım kampanyalarına katılıp elimizden
geldiğince yaraların sarılmasına katkı koymak dışında bir seçenek kalmadı.
19 Temmuz 2018 Perşembe
Teşvik Sendikacılığı ve Sendikalar
Özel sektörde çalışma koşullarının iyileşmesi ve huzurlu
bir iş yaşamına ulaşabilmek için örgütlenmek isteyen onbinlerce emekçi var.
Ancak hepimizin bildiği gibi, çalışanların geleceğini iki dudakları arasında
tutan patronlar, işçilerin bu en meşru arzusunun önünde bir engel olarak
dikiliyorlar. İşçiler bırakın örgütlenmeyi, en basit bir meselede patrona
itiraz ettikleri anda kendilerini kapının önünde bulabilirler. Hatta birçok
durumda, hiçbir “sorun” çıkarmasalar bile sırf patron o gün öfkeli diye işini
kaybeden yüzlerce emekçi var.
Durum böyleyken, işçilerin örgütlenmesini engelleyen
patronlara “teşvik” adı altında fidye ödeyerek, emekçilerin en meşru haklarını
satın almak, siyasi iradenin yapması gereken en son şey dahi değildir. Bir
hakkı engelleyen, bir hakkın karşısına dikilerek başka insanların
özgürlüklerini gasp eden kesimlerin, ödüllendirilmesi değil cezalandırılması
gerekir. Ancak siyasi irdeyi elinde bulunduranlar, esasen adaletten yana değil
patronlardan yana oldukları için, bu durumdan yarattıkları mazeret ile
işverenlerine yeni gelir kaynakları oluşturabiliyorlar. Emekçilerin örgütlenme
özgürlüğünü serbest bırakmaları karşılığında patronları maaşa bağlamaya dayalı
yeni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı projesi de bundan başka bir şey
değil.
12 Temmuz 2018 Perşembe
Şartlı Tahliye Kurulu’nun Peşinde
Bir süreden beridir kafayı Şartlı Tahliye Kurulu’na
taktık. Onca gündem arasından mutlaka vakit bulup, Şartlı Tahliye Kurulu ile
ilgili bir eylem, bir açıklama, bir soru, bir girişimde bulunuyoruz. Peki
neden?
Aslında teknik neden belli; 22 Ocak 2018 tarihinde
Meclisin damında kabile bayrağı açan ve Afrika gazetesinde Madımak provası
yapan faşistlerin ceza süreleri dolmadan Şartlı Tahliye Kurulu tarafından
serbest bırakılması...
Ama işin bir de devrimciler için önemli olan siyasal
nedenleri var. Bu siyasal nedenler yüzündendir ki, toplumun tüm diğer kesimleri
için konu sıcaklığını yitirdiği halde devrimciler olayın peşini bırakmıyor.
Gelin bu nedenleri konuşalım...
5 Temmuz 2018 Perşembe
Teşvik Sendikacılığı Çözüm mü?
Özel sektörde çalışan emekçilerin günlük sıkıntları uzun
zamandır halının altına süpürülemeyecek noktaya gelmiş bulunuyor. En bilinen ve
dile getirilen sorun iş cinayetleridir. Bunun bir sebebi de iş cinayetlerinin
gizlenemeyecek kadar büyük bir olgu olması elbette, ancak ortalama yıllık 5-6
iş cinayetinden son dört yıldır 9-10 cinayete doğru yükselen ivme de bunda
büyük bir etkendir. Gene de özel sektörde tek sorunun işçi sağlığı ve güvenliği
olmadığını bilmek gerek. İş cinayetleri, tüm diğer cinayet biçimlerinde olduğu
gibi sadece çalışma yaşamının ne durumda olduğunu gösteren bir sonuç olarak
görülmelidir. Çalışma yaşamında güvencesiz çalışma, yıllık ücretli izin
kullanamamak, mobbing, maaşların gününde ödenmemesi, sigortasız çalıştırılma, ek
mesai ödenmemesi, resmi tatillere uyulmaması, yatırımların gerçek maaş üzerinden
yapılmaması gibi yüzlerce kanayan yara vardır. Ve iş cinayetleri bu sorunların
oluşturduğu buz dağının sadece görünen yüzüdür.
1 Temmuz 2018 Pazar
Kaşıntı, Merak, Ölüm ve Yaşam
Yıllar önce yeni doğmuş kızım mışıl mışıl uyurken, aklıma
gelen “ya şimdi bir yerleri kaşınır da kendi kendini kaşıyamazsa” şeklindeki
düşünceyle irkildiğimi hatırlıyorum... İnsan herhangi bir sebepten kaşınabilir;
sinek ısırığı, bir organını sürekli aynı şekilde tutmak veya toz, ter gibi en
doğal sebepler kaşıntıya neden olabilir. Kaşındığımızda, elimizi kaşınan yere
götürür ve tırnaklarımızı cildimizin üzerinde hareket ettiririz. O ne hoş bir
rahatlama hissidir, nasıl güzel bir duygudur... Kaşınma ihtiyacı duyduğumuz
halde kaşınamasaydık kim bilir bizim
için nasıl bir kabus olurdu...
30 Haziran 2018 Cumartesi
Yoldaş P38
Yoldaş P38 kitabın kapağında da yazıldığı gibi bir Kızıl Tugaylar romanı. İtalya'da silahlı mücadeyi şehir gerillası yolu ile ilerletmeye çalışan bir örgüt olan Kızıl Tugaylar'ın en bıçkın ekibi olan Primavalle Tugayı'nın kuruluşu, mücadelesi ve dağılması ekseninde çıkışlı inişli bir temposu var kitabın.
23 Haziran 2018 Cumartesi
Bağımsızlık Yolu: Yobazlara Mağduriyet Hediye Ederek Dinsel Gericilikle Mücadele Edilemez
Hala Sultan İlahiyat Koleji’nde yaşanan ve siyasal İslamcıların
kadın bedenini kalkan yaparak kendilerini mağdur gibi göstermek amacıyla
kurguladıkları süreç; yüzyıllardan beridir bu adada her türlü inanç ve
inançsızlık ile hoşgörü içinde yaşayan Kıbrıslı Türk halkını huzursuz etmekten
başka bir anlama sahip değildir.
Bir resim pasaportta geçerli kabul ediliyorsa, diplomada
da kullanılabilmesi elbette aklın ve mantığın gereğidir. Söz konusu resim çekme
biçiminin geçerliliği ise yasal prosedürlerle değil, yüzün tanınabilmesine
dayalı bilimsel kriterlerle belirlenmelidir. Tartışmayı bu zeminden kurmak
yerine, bürokratik baskı yöntemleri ile çözmeye çalışmak, gerici kitleye bir
mağduriyet hediye etmekten öteye bir anlam ifade etmez. Ayrıca da yasal
prosedürlerin kolaylıkla değiştirilebileceği ve yasa denen şeyin gücü olan
herhangi bir zorba tarafından her kılığa sokulabileceği bilinen, yaşanan bir
gerçektir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












