15 Mart 2017 Çarşamba

8 Mart’ın Ardından: Sokak Yolu Gösteriyor

Bir ülkede emek hareketin durumunu analiz etmek istiyorsanız, sokağa bakmanız gerekir. Her ne kadar normal bir ülke olmasak da, bu genel yaklaşım bizim için de geçerli... Çünkü emek hareketinin ne oranda örgütlü olduğu, özgüveninin durumu, kitlelerle ilişki derecesi, kitlelerin emek hareketine dönük beklenti ve inancı; sokakta sınanır... Genel söylem düzeyinde kurulan onayın gerçeklik derecesi de ancak sokakta görülebilir...
Sokağı kabaca iki anlamda analiz nesnesi yapabiliriz:
Birincisi örgütsüz kitlelerin genel tepkileri ve nabzı; ülkedeki olumlu/olumsuz icraatlara yönelik kendiliğinden reflekslerle, psikolojik direniş mekanizmalarıdır.
İkincisi ise örgütlü halk kesimlerinin, kitleleri mobilize edebilme dinamizmi ve kendi aralarındaki diyalog, etkileşim ve dayanışma sürecinin ne kadar sağlıklı olduğudur.
Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan son 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü eylemleri, bize her iki anlamda da üzerinde düşünecek malzeme sunmaktadır.

8 Mart 2017 Çarşamba

Seçim, Müzakere, Seçim, Müzakere, Seçim, Müzakere...

Kıbrıs’ın kuzeyinde siyaset, mütemadiyen tekrarlanan bir kısır döngü gibi gelmiyor mu size de?
Daha dün, tüm siyasi özneler hepimizi “liderlere destek vermeye” çağırır, “liderlere cibbana” eylemlerine katılmayanlar “barış karşıtı” diye lanetlenirken; bugün gündem seçim oluverdi...
Müzakere masası dağılır dağılmaz, önümüze seçim sandığı kondu...
Müzakere masasının son gündem oluşu da geçen seçimlerin hemen sonrasındaydı ve geçen seçimden hemen önce de müzakereler konusunda hararetli bir gündem vardı...

1 Mart 2017 Çarşamba

Meclisi Toplamak?

Dün Meclis Genel Kurulu’nun denetim ve Sayıştay üyeliği seçimi gündemi ile toplanması gerekiyordu. Genel Kurul  toplanmayı iki kez denedi. Ama başaramadı...
***
Birinci deneme saat 10:45’de gerçekleşti.
10:45 iyi saat...
Uyanmak, duş almak, kahvaltı yapmak, gazete okumak ve Meclis binasına gelip kahve içmek için bol bol vakit var. Memurlar 08:30’da, öğrenciler 08:00’da, özel sektörün büyük çoğunluğu 07:45’de ve inşaatlarda çalışanlar 07:00 gibi işinin başında olurken, kktc milletvekilleri saat 10:45’de hala ortalarda yoktu...

15 Şubat 2017 Çarşamba

Plebisit, Enosis, Taksim, Barış

Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Cumhuriyeti meclisinde alınan bir karar çokça konuşuluyor. Karara göre, 1950 yılında Kıbrıslı Elenler arasında düzenlenen ve Yunanistan ile ENOSİS’i talep eden plebisitin okullarda okutulması ve kutlanması öngörülüyor. Bu karar alınırken DİSİ çekimser, AKEL de hayır oyu vermiş ancak karar 19 oyla kabul edilmiş...
Söz konusu plebisit 1950 yılında Kilise tarafından düzenlenmiş ve Kıbrıslı Elenler arasında ENOSİS talebi ile yürütülen mücadelede AKEL ve Kilise arasındaki rekabette bir araç olarak kullanılmıştı. Bu plebisitten sonra ENOSİS talebinin önderliğini tartışmasız bir şekilde Kilise almış ve AKEL de ikinc plana düşmesine rağmen ENOSİS çağrısı yapmaya devam etmişti.
ENOSİS’ten çok, Kıbrıslı Elen örgütlerin kendi içlerindeki hegemonya mücadelesi bakımından anlamlar barındıran bir karardan bahsediyoruz. Meclis’te “hayır” vermiş olan AKEL için de bu plebisit olayının pek hoş duygularla anımsanmadığı, ama sebeplerinin Kıbrıslı Türk halkı ile pek de benzemediği açık...

8 Şubat 2017 Çarşamba

20 Maddede Özel Sektör Emekçilerinin Gizli Yaşamı

Ülkemizde özel sektör çalışanlarının zamanlarının büyük bir çoğunluğunu geçirdikleri işyerlerinde maruz kaldıkları sıkıntılardan neredeyse herkes haberdar. Ama bu sıkıntıların çözülmesi yolunda hemen hiçbir ciddi girişim yok. Siyasi partiler, kamu sendikaları, hükümetler, mahkemeler ve medya; özel sektörde can kaybı ile sonuçlanan bariz sorunlar yaşanmadıkça susmayı tercih ediyorlar.
Onbinlerce insanımızın, uyanık geçirdikleri zamanın yarısından fazlasını kapsayan ve hemen her gün tekrar tekrar yaşadıkları iş yaşamındanki sıkıntıları, hem çok bilinen hem de yüksek sesle konuşulamadığı için gizli kalan bir nitelik arzediyor...
Gelin kısaca bunların ne olduğuna bakalım:

1 Şubat 2017 Çarşamba

Başka Bir Sendikacılık Bizim İstediğimiz


1958 kuşağı sendikacılarından Kamil Tuncel, yıllar önce kendisi ile yaptığımız bir röportajında şöyle diyordu: “Eğer bir işçi işini düzgün yapmıyorsa, kaytarıyorsa, onun cezasını önce sendika verir. Bizim bildiğimiz sendikacılık böyledir. İşyerinin verimi, her işçinin işini düzgün yapması sendikanın öncelikli işidir. Böyle şeylere göz yumulursa; işçiler de, iş yeri de, sendika da zarar görür. Onun için patrondan önce sendikalar, işini düzgün yapmayanı cezalandırmalıdır.”

18 Ocak 2017 Çarşamba

Kişilerle Uğraşmak (Yeni)


Politik meselelerde fikirler, örgütler ve kişileri birbirine karıştırmak sadece Kıbrıs’a özgü bir davranış değildir. Örneklerine dünyanın başka ülkelerinde de bol bol rastlanabilir…

Örneğin İkinci Paylaşım Savaşı’nın nedeni olarak Hitler’in akıl hastası olmasını gören tarihçiler bile var hala… 

13 Ocak 2017 Cuma

Femnizm Herkes İçindir

Bell Hook, akademik jargona sıkışıp kalan, anlaşılmaz olmayı marifet sayan sırça köşk feminizminin dar kalıplarını yıkmış. Gerçekten de çok derin ve merkezi konuları gündelik bir dil ile, herkesin anlayıp fikir sahibi olabileceği bir şekilde ifade etmenin mümkün olduğunun kanıtı bu ufacık kitap...

11 Ocak 2017 Çarşamba

Çözümü Beklerken

Arabada giderken, spiker Cenevre’de gerçekleşecek görüşmelerde hangi siyasi parti temsilcilerinin bulunduğunu ve görüşmelerin nasıl bir havada cereyan etmesinin beklendiğini anlatıyordu.
Görüşmelere katılacak ülkeler ve bu ülkelerin çözüm konusundaki tutumlarına ilişkin değerlendirmeler başladığında, gideceğim yere varmıştım. Radyoyu kapattım ve arabadan indim.

9 Ocak 2017 Pazartesi

Viva Meksika

"Dünyayı Sarsan On Gün"ü okuyanlar John Reed'i bilecektir. 33 yıllık yaşamına dünya tarihini değiştiren 2 müthiş devrime (Meksika ve Rusya) tanıklık etmeyi sığdırmış ve Kızıl Meydan'a gömülen eşsiz bir ABD'li gazeteci... 

4 Ocak 2017 Çarşamba

Faşizme İnat: Yaşasın Hayat

2017 yılının ilk saatleri Türkiye’de Reina saldırısı ile başladı. Daha bu saldırının şoku atlatılamadan, yaşanan olayların etkisiyle oluşan linç kültüründen Kıbrıs’ta da uzak durulamayacağı ortaya çıktı...
Barbaros Şansal’ın keyfi bir kararla sınır dışı edilmesi, aslında olayların hiç de uzağında olmadığımızı hatırlatırcasına gerçeği yüzümüze vuruverdi...
Örgütlü kötülük ile yüzyüzeyiz...

1 Ocak 2017 Pazar

‘Homo Homini Lupus’ mudur?

Homo homini lupus, Romalı ozan Plautus’a ait Latince bir deyiştir. “İnsan insanın kurdudur” manasına geliyor...
İngiliz felsefeci Thomas Hobbes, bu deyişi kullanarak insanlar arası ilişkilerin bir devlet otoritesi tarafından düzenlenmesi gerektiğini, aksi takdirde toplumsal yaşamın çatışmalarla belirleneceğini iddia etmiştir. Hobbes’a göre, insanlar statü, güvenlik ve kaynaklara erişim gibi güdülerle hareket eden rekabetçi canlılardır. İnsanlar arası rekabetin düzenlenmesi için de devlet otoritesine ihtiyaç vardır. Devlet, insanın doğasında bulunan çatışmacı ve rakebetçi özellikleri kurumları aracılığı ile düzenler ve toplumsal yaşama şiddetin damga vurmasının önüne geçer.

28 Aralık 2016 Çarşamba

“Hepimiz Suçlu” muyuz?

Girne bölgesinde yaşanan su baskınları sonrası; olanların toplum olarak hepimizin suçu olduğu, bir suçlu bulup onu kötülemekle bu yaşananların önüne geçemeyeceğimiz, teker teker her bireyin bu çarpık yapının oluşmasında pay sahibi olduğu ve kendi kendimize yönelik özeleştiri yapmadan benzer olayların yaşanmaya devam edeceğine dair yaygın bir fikirle karşılaştık…
Buna göre; dere yataklarına yapılan evlerde oturan, bu evlere göz yuman belediyeyi destekleyen, doğa yıkımı yaşanırken günlük hayatını devam ettiren, mevcut çarpık yapıyı beslemekte olan gelmiş geçmiş tüm hükümetlere oy veren ve hatta yeterince tepki göstermeyerek yaşananlara sessiz kalan herkes, yani aslında hepimiz yaşananların müsebbibiydik! Hiçkimsenin bir başkasını veya hiçbir siyasi yapının bir başka siyasi yapıyı eleştirmeye hakkı yoktu! 
Hiçbir siyasi yapı ile alakası olmayanlarımız da suçlu olmaktan kurtulamıyordu, çünkü onlar da en azından mevcut partilerin yıllardan beridir seçilmekte olmasından dolayı kabahatliydi. Bu süreçte, “Bu hükümetleri biz seçtik”, “Hepimiz suçluyuz”, “Bizim de payımız var” gibi cümleler en çok duyulan söz kalıpları oldu…

7 Aralık 2016 Çarşamba

ALİHAN PEHLİVAN BENİ YAZMIŞ

Bunca toplumsal mesele varken, kendi şahsi konularımla kimseyi meşgul etmek istemem. Ama belirtmeden geçemeyeceğim bir noktacık var; Alihan Pehlivan beni yazmış... Dün BRT'de bugün de Kanal T'de ismimi vermeden aşağıdaki linkte yazdıklarını tekrarlıyormuş...
Özetle, kayıt dışı çalıştırılan tır şöförünü ben "enseleyemediğim" için bu kazanın meydana geldiğini, işimi yapmak için maaş aldığımı ama işimi yapmadığımı, Başbakanlık kapısını benim kırdığımı, benim gibi kişileri istihdam eden hükümetin gerçekten de istifa etmesi gerektiğini, işe gitmediğimi, gitsem de iş yapmadığımı ve devleti yönetenlere küfür ettiğimi öne sürüyor Alihan Pehlivan...

Eylemden Notlar: Liselilerden Öğrenmek


Dün Sendikal Platform’un çağrısı ile gerçekleşen Genel Grev ve Başbakanlık önündeki eylemlilik ülkemizdeki hükümet, muhalefet, gençlik, polis, sendikalar ve seçim partileri konusunda birçok tartışmaya neden oldu. Yedi gündür tüm eylemlere katılmış birisi olarak, dünkü eylemin ilk bakışta bana düşündürdükleri ve üzerinde çok daha derin çözümlemeler yapılması şart olan başlıklar şöyle: