1 Nisan 2018 Pazar

Ülke ve Özgürlük

Ülke ve Özgürlük, Ken Loach’ın en çok bilinen filimlerinden biri. Hareketli kurgusu, güçlü diyalogları ve duygu yoğun sahneleri ile de bunu fazlasıyla hak ediyor.
Çağdaş İngiliz sinemasının en önemli ismi olan Loach’un filmini ilk kez, 1990’lı yılların ikinci yarısında izledim. Filmi izlediğim bağlam, dünya çapında sosyalizmin “bittiğinin” davul zurna ile ilan edildiği tam bir yenilgi atmosferiydi. Buna karşın yenilgiye rağmen başı dik kalabilme motivasyonunu veya Shakespeare’in dediği gibi “sen kazandın ama ben haklıydım” duygusunu hiç de romantik olmayan yöntemlerle aşılayan bir yapısı vardı filmin.

26 Mart 2018 Pazartesi

İçişleri Bakanlığı'nı Görevini Yapmaya Davet Ediyoruz

Bir süreden beridir çeşitli bölgelerde şubeler açmakta olan ve halkımız tarafından da yasal statüsü merak edilen AKP Kıbrıs Temsilciliği ve Gençlik Kolları’nın, 22 Ocak olayları sırasında da faal olduğu bilinmektedir. Bu sebeple Bağımsızlık Yolu olarak, AKP Temsilciliği ve Gençlik Kolları’nın ülkemizde yasal olarak kurulup kurulmadığı, hangi mevzuat uyarınca kurulduğu ve faaliyetlerinin ilgili Bakanlıkça denetlenip denetlenmediği konusunda 12/2006 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Yasası uyarınca 9 Şubat 2018 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na bilgi edinme başvurusunda bulunmuş ve alacağımız yanıtı da kamuoyu ile paylaşacağımızı duyurmuştuk.

3 Mart 2018 Cumartesi

Kıbrıslı Türkiyeli Gerilimi Yaratmaya Çalışan Sözde Sol ve Faşist Yaklaşımları Kınıyoruz

Kıbrıslı Türk toplumunu etnik köken veya doğum yerine göre bölerek siyasal alanda genişlemeye çalışan YDP’nin, son seçimlerde Meclis’e girmesiyle kendisine “Kıbrıslı” diyen bazı çevrelerin bu durumu daha da olumsuzlaştıracak çıkışlarda bulunduğunu gözlemliyoruz.

19 Şubat 2018 Pazartesi

Bağımsızlık Yolu Meclisi: Yükselen Faşizm Bağlamında Dörtlü Koalisyon’un Görevlerini Değerlendirdi

Ülkemizde 7 Ocak genel seçimleri ile birlikte giderek tırmanmakta olan gerilim ve çatışma atmosferini kaygıyla takip etmekteyiz. Bağımsızlık Yolu Meclisi, etnik kökene dayalı bir ayrımcılıktan beslenen YDP’nin aldığı oy oranının; tek başına dış güçlerin politikaları ile izah edilemeyeceğini, ülkemizde yıllardır hükümet koltuklarında oturanların yanlışlarının bir birikimi olduğunu vurgular. Bu durumu 7 Ocak ile birlikte ortaya çıkmış bir sorunmuş gibi algılamak, nedenlerle uğraşmaktan kaçınmak için sonuçlara odaklanmak anlamına gelecektir.

1 Şubat 2018 Perşembe

Gözaltıları Halkın Demokratik Tepkisinin Sonucu Olarak Selamlıyoruz

22 Ocak Pazartesi gerçekleşen ve kamu vicdanında ciddi bir yara açan şiddet olaylarına karışanların gözaltına alınmaya başlanmasını ve haklarında yasal tahkikat yürütülmesini olumlu bir gelişme olarak selamlıyoruz. Bilindiği gibi olayların gerçekleştiği sırada Polis Örgütü şiddet eylemlerine hiçbir müdahalede bulunmamış ve bu da halkımızın tepkisine neden olmuştu. Şimdi üzerinden bir hafta geçmişken, yasal yükümlülüklerini yerine getirmeye başlayan Polis Örgütü’nün bu kıpırdanışının kaynağının 26 Ocak Cuma akşamı, gencinden yaşlısına yağmur altında sokağa çıkan Kıbrıslı Türklerin olgun ve demokratik eylemi olduğundan hiçbir kuşkumuz yoktur. Elbette Cumhurbaşkanı Akıncı ve Meclis Başkanı Angolemli’nin ısrarlı sorgulamaları ve Polis üzerinde görevini hatırlatmaya yönelik kurdukları baskının da bunda etkisi vardır.

22 Ocak 2018 Pazartesi

SENDİKALAŞMA YEMİNİ

“Emeği ile geçinen tüm insanların mutluluk ve özgürlüklerini, adil bir iş günü sonrasında huzurlu bir dinlenmeyi, resmi tatillerde ve hafta sonlarında çalışılmamasını, işçilerin kayıtsız şartsız sigortalanarak emekli olabilmesini ve yıllık ücretli izin hakkını savunacağıma; özel sektörde örgütlenme talebine ve demokratik bir şekilde sendika seçme özgürlüğüne bağlı kalacağıma; emekçilerin işinin ve geleceğinin patronların iki dudağı arasından çıkarılması için çalışacağıma; tüm bunların hayata geçebilmesi adına özel sektörde on ve üzeri işçi çalıştıran patronların sendikasız işçi çalıştırması yasaklanana kadar mücadele edeceğime; alın terim ile kazandığım ekmek ve tertemiz vicdanım üzerine and içerim.”

13 Ocak 2018 Cumartesi

Bir Ölüm ve Bir Utanç

Bugün bir işçi daha cinayete kurban gitti. Sermaye biraz daha büyüsün diye, işçi kanı ile sulandı tatlı karın, ucuz emeğin ve vurguncu düzenin toprağı... 
Cinayet saatine baktım: "17:00"... Tam o saatte kızımla birlikte köpeğimi gezdirmekten dönmüş, çok sevdiğim bir arkadaşımın doğum gününü kutlamak için telefon açmıştım. Muhtemelen ben "alo" derken, o son nefesini veriyordu...

7 Ocak 2018 Pazar

Boykotçuya Sorular

Sandığa bir tavır olarak gitmeyen her kişinin tutumunun, siyasal veya politik bir protesto olarak yorumlanamayacağını düşünüyorum. Elbette hastalık, yurt dışında olma vb sebeplerden sandığa gitmeyen yada gidemeyen insanlar dışındaki tüm sandığa gitmeme tavırları bir tür protestodur. Ancak açıktır ki; siyasal bir protesto yapanlar yanında, kişisel bir protesto tutumu takınanlar da var.
Kişisel olarak mevcut partilerden hiçbirisini kendine yakın görmediği için veya herhangi bir politik fikri olmadığından sandığa gitmeyenler, yani siyaset kurumundan tamamen ümidini kesmiş olanlar muhtemelen bu yazıyı da okumayacaklardır. Zaten sorularım da onlara yönelik değil. Onlara ulaşmanın başka yöntemleri var ve o yöntemleri başka mecralarda icra ediyoruz hali hazırda...

3 Ocak 2018 Çarşamba

Seçimler ve Siyasette Güven Bunalımı

Siyasal öznelerin halk nezdinde herhangi bir itibarının kalmadığı, ciddi bir inandırıcılık yitimine uğradıkları ve siyasete güvenin yitirildiği bir süreden beridir bilinir, konuşulur, yazılır durumdaydı. 7 Ocak 2018 seçimlerinin ilanı ile birikte bu durum daha da görünür hale geldi. Halk siyasi partilere güvenmiyor, adayları kişisel kariyer peşinde koşan fırsatçılar olarak görüyor ve kurulacak herhangi bir hükümetin programında ne yazacağı ile ilgilenmiyor.

2 Ocak 2018 Salı

Karpaz Emirnamesi

Hüseyin Özgürgün, “ucube Karpaz emirnamesi yırtılıp atılacak” demiş ve eklemiş “bu emirname yüzünden ülkenin en değerli bölgesi yatırımsız kaldı.”
Son beş yılın ÜÇ BUÇUK yılında hükümetteydiniz. “Neden yapmadınız?” diye de sorabilirim… Karpaz’ın ekolojik anlamdaki önemini de vurgulayabilirim. Bilmeyenler için, konunun yerleşim alanları değil, “Milli Park” olan insansız bölümle ilgili olduğunu anlatabilirim.

1 Ocak 2018 Pazartesi

Sokakta Ölü Bir Devrimci: Karl Liebknecht

Sosyalist mücadelelerin tarihi yüzeysel olarak okunduğunda, Karl Liebknecht’in ismi sadece iki yerde geçer: 1914 yılında savaş bütçesine “hayır” oyu veren tek parlamenter olarak Alman Reichstag’ında  ve Rosa Luxemburg ile birlikte sokak ortasında öldürüldükleri 1919 Alman Devrimi’nde...
Partisinin tüm vekilleri Alman militarizmine “evet” oyu verirken “hayır” diyerek sosyalist ilkelere gösterdiği adanmışlık da, Rosa ile birlikte “sonuna” kadar yürüttükleri mücadeledeki cesaret de eşsiz bir insan yapıyor onu. Ancak Liebknecht’in bize miras bıraktıkları bunlardan ibaret değildir... Bu anılanlar yeterince önemli olsa bile, o bunlardan çok daha fazlasıdır.

27 Aralık 2017 Çarşamba

Seçimler ve Devrimciler

2018 Ocak ayında gerçekleşecek seçimler yaklaşırken, siyasal alanda siyaset dışı bir heyecan da yaygın bir şekilde karşılık buluyor.
Seçim sürecinin sıkıntılı apolitikliği çeşitli kesimler tarafından farklı şekillerde ifade edildi: Siyasal partiler ideoloji dışı bir konuma savrulmuş durumda. En iyi durumda “seçim programı, vaatler listesi” gibi kes-yapıştırcı bir eklektizmle damgalı metinlere dayalı; en kötü durumda ise “yayaya şaşaşa”dan ibaret bir parti propaganda süreci yaşanıyor. Adayların çok büyük bir oranının ise, geçmişte herhangi bir ideolojiye sahip olmayan apolitik bireylerden oluştuğu ortada. Birçoğunun hayatı boyunca herhangi bir inceleme kitabı okuyup okumadığı bile belli değil.
Durum böyleyken kişisel tanışıklık, “iyi insan” olma, ailecek görüşme gibi kriterlerin ön plana çıktığı bir seçim propaganda süreci yaşanması normal. Elbette tüm partileri aynı kefeye koymak mümkün değil. Örneğin ideolojiden arılık MAP için geçerli bir argüman değil. MAP açıkça Türkçü faşizmle damgalı bir parti. Bu net ideolojiyi de gururla taşıyor.

29 Kasım 2017 Çarşamba

"Polisler 45 yaşında emekliye çıksın mı?"

"Polisler 45 yaşında emekliye çıksın mı?"
Bugünlerde etrafında kamplaştırılmaya çalıştığımız yeni şaşırtmacalı sorumuz bu... Ya "evet" diyeceksiniz yada "hayır"!!! Başka cevabı kabul etmiyor efendiler...
Gelin biz bu konuya başka bir noktadan bakalım:

13 Kasım 2017 Pazartesi

Siyasi Etik ve Milletvekilliği Adaylığı Üzerine

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreterliğine aday olmaya karar verdiğim gün, Baraka'daki yöneticilik görevimden ayrıldım. Genel Sekreter olacağım garanti değildi, ama benim yönüm, ilgim, hedefim, kararım belliydi...
Neden ayrıldım peki? İki örgüt birbirine zıt görüşleri savunduğu için mi? Elbette hayır!!!
İktidarı hedefleyen siyasal örgütlerle, ekonomik-demokratik mücadele yürüten alan örgütlerinin yöntem ve stratejilerindeki doğal fark yüzünden... Sendikalarda, derneklerde, demokratik kitle örgütlerinde yürütülen mücadele ile siyasi partilerde yürütülen mücadelenin farklı yöntemlerle yürütülmesi gerektiğine inancımdan...
Koordinasyon, ilişki, dayanışma... Elbette... Ama iki yapıda da yönetici aynı kişi olunca, kişinin kendi kendisi ile dayanışma ve koordinasyon yürütmesi beklenemez herhalde...

1 Kasım 2017 Çarşamba

“Tam Sosyal Güvenlik” Yalanı

“Sınıf siyaseti”, solcular arasında bile yanlış anlaşılmış bir kavramdır. Birçok heyecanlı solcu, hiçbir meseleye sınıfsal bakmazken; kendi partisini “sınıf”, partisinin çıkarlarını “sınıf siyaseti”, partisinin seçim başarısını da “sınıf mücadelesi” zanneder. Sınıfın gerçek bireyleri “cahil” ve “pis”; sınıfın çıkarları ise “popülizm” olarak etiketlenir...
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından geçtiğimiz hafta açıklanan “Tam Sosyal Güvenlik” projesi ve bu proje bağlamında solcuların neredeyse hiçbir muhalefet üretmemiş olması bize gösteriyor ki; ülkemiz solcuları, sınıf bilincinden, sınıf siyasetinden ve sınıf mücadelesinden nasiplerini henüz alamadılar. Ancak sermayedarlar ve onların hükümetlerdeki temsilcileri, bu meselede şimdiden fersahlarca yol kat etmişlerdir.