4 Ağustos 2018 Cumartesi

Bu Krizin Faturasını Emekçiler Ödüyor

Tüp, elektrik, benzin aklınıza gelebilecek her türlü yaşamsal ihtiyaç zamlanırken; asgari ücret yerinde sayıyor. Bu krizin faturasını emekçiler ödüyor ama sermayedarlar, tüccarlar, inşaat şirketleri karlarına kar katmaya devam ediyor…
Bu krizle eriyen şey sadece ücretler değil, güvenceli istihdam da buhar olup uçtu. Her gün onlarca emekçinin işten durdurulma haberlerini duyuyor, görüyoruz… Tüm kaynaklar sermayedarların kar oranlarının düşmemesi için kanalize edilirken; kamusal olan her şey (sağlık, eğitim, yangın önlemleri, barınma ve ulaşım) geriye gidiyor… Maaşlar eriyor, işsizlik artıyor…

2 Ağustos 2018 Perşembe

Popülizm Nedir? Ne Değildir?

Halkın Partisi milletvekilleri tarafından maaş artışlarını her ay seçecekleri bir derneğe bağışlanacağına dair duyurunun yapılması üzerine, birçok boyutu olan bir tartışma süreci yaşandı. HP vekillerinin bu kararı, ülkemizde yaşanmakta olan yoksullaşmaya dair yapısal bir çözüm içermeyip sadece kendi vicdanlarını rahatlatacak bir yaklaşım olduğu için eleştirildi. Hatta tepki topladı. Tartışmanın bu kısmına girmeyeceğim, ancak HP’nin yaklaşımının yoğun olarak “popülist” ithamı ile eleştirilmiş olmasından hareketle, son yıllarda siyasi literatürümüzde sıkça yer bulmaya başlayan bu kavrama dair birkaç söz söylemek istiyorum.

27 Temmuz 2018 Cuma

Sevgili Tufan

Sevgili Tufan,
Senin de bildiğin gibi 22 Ocak’ta bir grup faşist, Lefkoşa sokaklarında terör estirdi. Afrika Gazetesi’ne saldırıp linç girişiminde bulundu, sen içerde milletvekilliği yemini ederken Meclis’in damına çıkıp kabile bayrağı astı... Polisin bu faşistlere hiçbir şey yapmaması üzerine onbinlercemiz yağmurda sokaklara döküldük. Belki o gün aramızda sen de vardın, malum henüz hükümet kurulmamış sen de başbakan olmamıştın....

26 Temmuz 2018 Perşembe

Yangının Acısını Paylaşmak

Yunanistan’da gerçekleşen yangın ve bu yangının yarattığı felaket hepimizi yüreğini dağladı. Televizyon, gazete ve sosyal medyadan önümüze ulaşan görüntüler; insanların, ağaçların, hayvanların yani bir bütün olarak doğanın yüzleştiği acı ile buluşturdu bizi. Birçoğumuz gözümüzden zihnimize akan görüntülerle empati kurdu ve uyukusuz vakitler geçirip, çaresizce nasıl yardım edeceğini düşündü. Geriye acımızı haykırmak, yazmak ve düzenlenen yardım kampanyalarına katılıp elimizden geldiğince yaraların sarılmasına katkı koymak dışında bir seçenek kalmadı.

19 Temmuz 2018 Perşembe

Teşvik Sendikacılığı ve Sendikalar

Özel sektörde çalışma koşullarının iyileşmesi ve huzurlu bir iş yaşamına ulaşabilmek için örgütlenmek isteyen onbinlerce emekçi var. Ancak hepimizin bildiği gibi, çalışanların geleceğini iki dudakları arasında tutan patronlar, işçilerin bu en meşru arzusunun önünde bir engel olarak dikiliyorlar. İşçiler bırakın örgütlenmeyi, en basit bir meselede patrona itiraz ettikleri anda kendilerini kapının önünde bulabilirler. Hatta birçok durumda, hiçbir “sorun” çıkarmasalar bile sırf patron o gün öfkeli diye işini kaybeden yüzlerce emekçi var.
Durum böyleyken, işçilerin örgütlenmesini engelleyen patronlara “teşvik” adı altında fidye ödeyerek, emekçilerin en meşru haklarını satın almak, siyasi iradenin yapması gereken en son şey dahi değildir. Bir hakkı engelleyen, bir hakkın karşısına dikilerek başka insanların özgürlüklerini gasp eden kesimlerin, ödüllendirilmesi değil cezalandırılması gerekir. Ancak siyasi irdeyi elinde bulunduranlar, esasen adaletten yana değil patronlardan yana oldukları için, bu durumdan yarattıkları mazeret ile işverenlerine yeni gelir kaynakları oluşturabiliyorlar. Emekçilerin örgütlenme özgürlüğünü serbest bırakmaları karşılığında patronları maaşa bağlamaya dayalı yeni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı projesi de bundan başka bir şey değil.

12 Temmuz 2018 Perşembe

Şartlı Tahliye Kurulu’nun Peşinde

Bir süreden beridir kafayı Şartlı Tahliye Kurulu’na taktık. Onca gündem arasından mutlaka vakit bulup, Şartlı Tahliye Kurulu ile ilgili bir eylem, bir açıklama, bir soru, bir girişimde bulunuyoruz. Peki neden?
Aslında teknik neden belli; 22 Ocak 2018 tarihinde Meclisin damında kabile bayrağı açan ve Afrika gazetesinde Madımak provası yapan faşistlerin ceza süreleri dolmadan Şartlı Tahliye Kurulu tarafından serbest bırakılması...
Ama işin bir de devrimciler için önemli olan siyasal nedenleri var. Bu siyasal nedenler yüzündendir ki, toplumun tüm diğer kesimleri için konu sıcaklığını yitirdiği halde devrimciler olayın peşini bırakmıyor. Gelin bu nedenleri konuşalım...

5 Temmuz 2018 Perşembe

Teşvik Sendikacılığı Çözüm mü?

Özel sektörde çalışan emekçilerin günlük sıkıntları uzun zamandır halının altına süpürülemeyecek noktaya gelmiş bulunuyor. En bilinen ve dile getirilen sorun iş cinayetleridir. Bunun bir sebebi de iş cinayetlerinin gizlenemeyecek kadar büyük bir olgu olması elbette, ancak ortalama yıllık 5-6 iş cinayetinden son dört yıldır 9-10 cinayete doğru yükselen ivme de bunda büyük bir etkendir. Gene de özel sektörde tek sorunun işçi sağlığı ve güvenliği olmadığını bilmek gerek. İş cinayetleri, tüm diğer cinayet biçimlerinde olduğu gibi sadece çalışma yaşamının ne durumda olduğunu gösteren bir sonuç olarak görülmelidir. Çalışma yaşamında güvencesiz çalışma, yıllık ücretli izin kullanamamak, mobbing, maaşların gününde ödenmemesi, sigortasız çalıştırılma, ek mesai ödenmemesi, resmi tatillere uyulmaması, yatırımların gerçek maaş üzerinden yapılmaması gibi yüzlerce kanayan yara vardır. Ve iş cinayetleri bu sorunların oluşturduğu buz dağının sadece görünen yüzüdür.

1 Temmuz 2018 Pazar

Kaşıntı, Merak, Ölüm ve Yaşam

Yıllar önce yeni doğmuş kızım mışıl mışıl uyurken, aklıma gelen “ya şimdi bir yerleri kaşınır da kendi kendini kaşıyamazsa” şeklindeki düşünceyle irkildiğimi hatırlıyorum... İnsan herhangi bir sebepten kaşınabilir; sinek ısırığı, bir organını sürekli aynı şekilde tutmak veya toz, ter gibi en doğal sebepler kaşıntıya neden olabilir. Kaşındığımızda, elimizi kaşınan yere götürür ve tırnaklarımızı cildimizin üzerinde hareket ettiririz. O ne hoş bir rahatlama hissidir, nasıl güzel bir duygudur... Kaşınma ihtiyacı duyduğumuz halde  kaşınamasaydık kim bilir bizim için nasıl bir kabus olurdu...

30 Haziran 2018 Cumartesi

Yoldaş P38

Yoldaş P38 kitabın kapağında da yazıldığı gibi bir Kızıl Tugaylar romanı. İtalya'da silahlı mücadeyi şehir gerillası yolu ile ilerletmeye çalışan bir örgüt olan Kızıl Tugaylar'ın en bıçkın ekibi olan Primavalle Tugayı'nın kuruluşu, mücadelesi ve dağılması ekseninde çıkışlı inişli bir temposu var kitabın.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Bağımsızlık Yolu: Yobazlara Mağduriyet Hediye Ederek Dinsel Gericilikle Mücadele Edilemez

Hala Sultan İlahiyat Koleji’nde yaşanan ve siyasal İslamcıların kadın bedenini kalkan yaparak kendilerini mağdur gibi göstermek amacıyla kurguladıkları süreç; yüzyıllardan beridir bu adada her türlü inanç ve inançsızlık ile hoşgörü içinde yaşayan Kıbrıslı Türk halkını huzursuz etmekten başka bir anlama sahip değildir.
Bir resim pasaportta geçerli kabul ediliyorsa, diplomada da kullanılabilmesi elbette aklın ve mantığın gereğidir. Söz konusu resim çekme biçiminin geçerliliği ise yasal prosedürlerle değil, yüzün tanınabilmesine dayalı bilimsel kriterlerle belirlenmelidir. Tartışmayı bu zeminden kurmak yerine, bürokratik baskı yöntemleri ile çözmeye çalışmak, gerici kitleye bir mağduriyet hediye etmekten öteye bir anlam ifade etmez. Ayrıca da yasal prosedürlerin kolaylıkla değiştirilebileceği ve yasa denen şeyin gücü olan herhangi bir zorba tarafından her kılığa sokulabileceği bilinen, yaşanan bir gerçektir.

14 Haziran 2018 Perşembe

Özel Sektör Çalışanları Bu Resmi Tatil de Çalıştırılacak

Önümüzdeki günler Resmi Tatil… Bilindiği gibi bu ülkede resmi olan her şey göstermelik ve boş olduğundan; bu resmi tatil de aslında özel sektör çalışanları için göstermelik ve boş… İşi gereği özel sektör işçisini çalıştırmaktan çıkarı olan tüm patronların iş yerleri çatır çatır çalışacak. Bu resmi tatilden sadece kamu çalışanları ile, dükkanını açmayı karlı bulmayan patronların çalışanları faydalanacak…

1 Mayıs 2018 Salı

Çare Örgütlü Mücadelede, Umut Emekte

Yükselen faşizm, dinsel gericilik, dört yanımızı saran savaşlar, işgaller, homofobi, eğitim-sağlık haklarımızın her geçen gün gerilemesi, ulaşım ve barınma gibi haklardan söz etmenin bile ütopik sayıldığı koşuların normalleşmesi, doğaya ve kendimiz dışındaki tüm canlılara yabancılaştığımız yetmezmiş gibi her geçen gün artan rant ve inşaat çılgınlığı ile sırfr betondan ibaret yaşam alanlarına sıkışmak, kadınlara yönelik şiddette artış, çocuklara yönelik şiddette artış, bölünmüş bir adada barış özlemi ile yanıp tutuşurken giderek büyüyen hamaset, ırkçılık, milliyetçilik ve ayrılıkçılık: İşte 1 Mayıs 2018’te kendimizi içinde bulduğumuz kabusun kısa bir özeti...

10 Nisan 2018 Salı

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Münür Rahvancıoğlu, Genç TV’de Aysu Basri Akter’in konuğu oldu

Akter Rahvancıoğlu’na, İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars’a yapılan ziyaret kapsamında, gece kulüplerinin kapatılması, ülkemizdeki ‘AKP temsilcilikleri’ ve Fasıl 32’nin kaldırılması talepleri hakkında sorular yöneltti.

3 Nisan 2018 Salı

En Büyük Sorun, Özel Sektör Emekçilerini Temsil Eden Bir Sendikanın Bulunmayışı

Bugün toplanan Asgari Ücret Tespit komisyonu aylık brüt asgari ücreti 2365 TL olarak belirledi. Bu durumda net asgari ücrete sadece 165 TL’lik bir artış yapılmış oldu. 165 TL’nin bir artış olmadığı, son belirlenen asgari ücretten bu yana oluşan hayat pahalılığı ve döviz çılgınlığı karşısında sadece gerilemeyi temsil ettiği ise açık.

1 Nisan 2018 Pazar

Ülke ve Özgürlük

Ülke ve Özgürlük, Ken Loach’ın en çok bilinen filimlerinden biri. Hareketli kurgusu, güçlü diyalogları ve duygu yoğun sahneleri ile de bunu fazlasıyla hak ediyor.
Çağdaş İngiliz sinemasının en önemli ismi olan Loach’un filmini ilk kez, 1990’lı yılların ikinci yarısında izledim. Filmi izlediğim bağlam, dünya çapında sosyalizmin “bittiğinin” davul zurna ile ilan edildiği tam bir yenilgi atmosferiydi. Buna karşın yenilgiye rağmen başı dik kalabilme motivasyonunu veya Shakespeare’in dediği gibi “sen kazandın ama ben haklıydım” duygusunu hiç de romantik olmayan yöntemlerle aşılayan bir yapısı vardı filmin.