Belki haberiniz yoktur, belki haberdar olmuş ve benim de ilk etapta yaptığım gibi gülümsemişsinizdir: PCR testleri ülkemizde dava edilmiş durumda. Evet, bu davanın haberi ilk önüme çıktığında gülümsedim ve dünyanın her yerinde olan akıl karşıtı, komplo teorisinden beslenen gerici akımın bizde de bir grup insanı etkisi altına aldığını düşündüm. Ama dava açan kişinin tanıyıp sevdiğim, günlük yaşamında hiç de gerici denilemeyecek bir insan olması ve davadaki avukatının ise toplumsal muhalefette saygı duyulan bir kişi olması üzerine; durumun sandığımdan daha ciddi olduğunu fark ettim.
9 Mart 2021 Salı
PCR Davasını Niçin Ciddiye Almalıyız?
Belki haberiniz yoktur, belki haberdar olmuş ve benim de ilk etapta yaptığım gibi gülümsemişsinizdir: PCR testleri ülkemizde dava edilmiş durumda. Evet, bu davanın haberi ilk önüme çıktığında gülümsedim ve dünyanın her yerinde olan akıl karşıtı, komplo teorisinden beslenen gerici akımın bizde de bir grup insanı etkisi altına aldığını düşündüm. Ama dava açan kişinin tanıyıp sevdiğim, günlük yaşamında hiç de gerici denilemeyecek bir insan olması ve davadaki avukatının ise toplumsal muhalefette saygı duyulan bir kişi olması üzerine; durumun sandığımdan daha ciddi olduğunu fark ettim.
5 Mart 2021 Cuma
İşgal Altında Neler Olmaz!
Toplumsal muhalefetin kendini sol olarak tanımlayan ama esasen Kıbrıs milliyetçiliğinden öte bir ufku da bulunmayan bir kesiminde, her pratik tutuma itiraz olarak kullanılan yaygın bir ifade var: “İşgal altında bu dediğin olmaz!”
Başta “işgal altında seçim olmaz” şeklinde başlayan, giderek neredeyse yaşamın her alanına dair vecizeye dönüşen bir ifadedir bu. “İşgal altında demokrasi olmaz”, “işgal altında sendikacılık olmaz”, “işgal altında kadın sığınma evi olmaz”, “işgal altında sınıf mücadelesi olmaz”, “işgal altında halkların kardeşliği olmaz”, “işgal altında servet vergisi olmaz” ve en son duyumlarımıza göre de “işgal altında basın özgürlüğü olmaz!”
18 Şubat 2021 Perşembe
Pazartesi Açılıyoruz, Başladığımız Yere mi Dönüyoruz?
26 Ocak’tan beridir yaklaşık bir aydır devam eden kısmi kapanma süreci, 22 Şubat pazartesi gün sona erecek gibi görünüyor. Toplumun en geniş kesimi olan özel sektör emekçileri ve esnaf açısından ciddi bir ekonomik bedele mal olan bu sürecin, sağlık alanında ne gibi bir kazanım getirdiği ciddi bir muamma olarak gözlerimizin önünde duruyor. Toplumun yaygın aşılamasının yapılamadığı, pandemi hastanesinin doluluğunun azaltılamadığı, vaka sayısının sıfırlanamadığı herkesçe bilinen gerçekler. Belki ironik bir dille ifade ederek, bu kapanmayla “zarardan kar” ettiğimizi söyleyebiliriz. Yani kapanmasaydık oluşacak kitlesel ölümleri, bu kapanma sayesinde yaşamadık. Bir kazanımımız olmadı ama çok daha ciddi sonuçlarla yüzleşmekten kaçınabildik. Bu açıdan bakıldığında mükemmel olmasa da zorunlu kabul edebileceğimiz “kapanma”nın bir de ekonomik yanı var. Gelin bir de işin bu yanına bakalım.
19 Ocak 2021 Salı
Servet Vergisi, Memurlar ve Mutluyakalı
Önce Cenk Mutluyakalı’nın, Servet Vergisi talebine yönelttiği eleştirilere bakalım:
1 Ocak 2021 Cuma
Nazım, Umut ve Mücadele
Usta şair Nazım Hikmet Ran’ın, Kuvayi Milliye Destanı’nda geçen bir mısra vardır. Destan’ın Büyük Taarruz bölümünde anlatılan İzmirli Ali Onbaşı’dan bahsederken şöyle der Nazım; “Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.”
14 Aralık 2020 Pazartesi
HODRİ MEYDAN
1 Kasım 2020 Pazar
Seçimler, Sonuçlar, Sorumluluklar
Siyasal tarihimizde görülmemiş
oranda gergin bir seçim sürecini geride bıraktık. Bugüne kadar tüm seçimlerimize
müdahaleler olmuştu. Ancak bu seçimde şimdiye kadarki olayları kat kat geride
bırakan şeyler yaşadık. Yüzleştiğimiz müdahaleleri “yalan, baskı, rüşvet ve
hile” başlıkları altında toplayıp sayfalarca örneklemek mümkün...
Halk Olmadan Bir Şey Olmaz!
Devrimciliği en radikal sloganı, en keskin argümanı sabah akşam tekrarlamaktan ibaret zannedenler; Bağımsızlık Yolu’nu reformist olmakla suçluyorlar. Onlara kalırsa “sendikasız işçi çalıştırmanın yasaklanması”nı savunmak, “servet vergisi” istemek, “asgari ücret’in en düşük kamu maaşına endekslenmesi” gerektiğini dile getirmek reformistliktir! Yapılması gereken ise, geviş getirir gibi “sömürgeci, işgalci TC devleti” sözünü tekrarlayıp, başka da hiçbir şey yapmamaktır. Bu kişilerin görüşüne göre halk bu cümleyi duyacak ve devrim yapacaktır!
20 Eylül 2020 Pazar
KARANTİNA NEDENİYLE İŞE GİDEMEYEN ÖZEL SEKTÖR ÇALIŞANLARI NE YAPMALI?

Son haftalarda gerek özel sektör çalışanlarından gerekse de bazı işyeri sahipleri ile muhasiplerden sıkça karşılaştığım bir sorunun kendimce yanıtını buradan sizinle paylaşmak istiyorum. Soru şöyle: “Corona bulaşan veya temaslı olması nedeniyle işe gidemeyip karantinada kalan özel sektör çalışanlarına maaş ödenmeli midir?”
7 Eylül 2020 Pazartesi
Bu Davet Bizim!
Ülkemiz siyasal arenasında bugüne kadar “sol” ve “sağ” arasındaki ayrım; hep Kıbrıs sorunu endeksili bir şekilde kurgulandı. Çözüm ve barıştan yana olanlar “solcu”, çözüm sürecine dair tedirginliği olanlar “sağcı” sayıldı. Ancak bu her anlamda yanlış bir düşünce tarzıydı!
Öncelikle çözüm ve barıştan yana olan tüm insanların, “çözüm adına yapılan her şeyi” desteklediği söylenemez. Üstelik çözüm sürecine dair somut konularda tedirginliğini ifade etmek, illa ki barışa karşı olmak anlamına gelmiyor! Tüm bunlara rağmen, “çözümcüler solcu, sağcılar çözüm düşmanı” kalıplaşmış ezberi on yıllardan beridir ülkemizde yerleşmiş bir düşünce tarzı oldu.
2 Temmuz 2020 Perşembe
Seçimler ve Devrimciler
11 Haziran 2020 Perşembe
İşten Durdurma “Yasağı” Hakkında
Sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim; özel sektörde işçilerin işten durdurulması yasak değildir, hiçbir zaman da böyle bir yasak kararı alınmamış, böyle bir yasak uygulamaya konmamıştır. Daha anlaşılır olması için yazının devamında anlatılacak olan bir noktayı daha netleştirelim; “yasak kararı alınmış ama fiilen uygulanmamıştır” demiyoruz, tam aksine “böyle bir yasak kararı hiç alınmamış ve hukuken de böyle bir düzenleme yapılmamıştır” diyoruz. Halkın bu konuda yanlış bilgi sahibi olması, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından kasıtlı ve maksatlı bir şekilde kandırılmış olmasından kaynaklanır. Alenan, apaçık, dosdoğru ve halkın gözünün içine baka baka söylenen, su katılmamış bir yalandan bahsediyoruz.










