Lefkoşa Türk Belediyesi Belediye Meclisi’nin, 2017 yılından itibaren Lefkoşa sınırları içerisindeki gece kulüplerine izin vermeyeceğini duyurması, feministler arasındaki eski bir tartışmanın yeniden gündeme gelmesine vesile oldu. Gelin önce tartışma neydi kabaca onu hatırlayalım…
9 Mart 2016 Çarşamba
2 Mart 2016 Çarşamba
‘Su’dan Ucuz Kahramanlar
Bu su meselesi gündeme geldiği günden beridir
sokaktayız...
Yapmadığımız eylem, basın açıklaması, film gösterimi,
tiyatro, müzik, panel, konferans kalmadı...
Yazmadığımız yazı, anlatmadığımız, tartışmadığımız yön ve
önermediğimiz alternatif kalmadı...
Ama CTP içinde kalmayı onuruna yedirebilenlere
farkettiremedik bunu: “UBP imzalarken neredeydiniz” diyorlar?
Biz buradaydık da, herkesin bildiğini bilmediğinize göre
siz neredeydiniz acaba?
24 Şubat 2016 Çarşamba
Bunları Biliyor muydunuz?
Türkiye’den gelen
suyu mühendislik becerileri bakımından Kıbrıslı Türklerin rahatlıkla idare
edebileceğini, zaten hali hazırda yetişmiş mühendislerimizin bu işi yapmakta
olduğunu ve olası her durumda (özelleştirme/DSİ) işin başında bu mühendislerin
olacağını…
***
Kıbrıslı Türkler
açısından kamusal bir idare ile ve düzgün bir yapı ile; su yönetiminin ve
işletmesinin kolayca düzenlenebileceğini; hukukçularımız ve uzmanlarımızın bu
konuda hali hazırda yapılmış hazırlıkları olduğunu…
10 Şubat 2016 Çarşamba
Su Konusundaki Gerçek Tehlike
2012 yılında TC ve kktc arasında imzalanan Ekonomik ve
Mali İşbirliği Protokolü’nden beridir; TC’den kktc’ye su getirilmesi meselesi
birçok yönü ile konuşuldu. Meselenin ekolojik, siyasi, etik ve ekonomik
boyutlarına dair onlarca söz üretildi.
Bu süreçte, üç kez
hükümet değişti. Ancak kurulan ve bozulan hükümetlerin hiçbir bileşeni,
toplumsal muhalefetin sorularına, kaygılarına, suçlamalarına yönelik herhangi
bir cevap vermeye tenezzül etmedi.
Kısacası, yaklaşık
dört yıldır gündemimizde olan ve neredeyse hız kesmeden devam eden “su temin
projesi” konusunda toplumsal muhalefeti muhatap alan herhangi bir erk sahibine
rastlamak mümkün olmadı. Bu yüzden de “projenin” ilerleyişine göre seyir
değiştiren tartışma hep monolog düzeyinde kaldı.
20 Ocak 2016 Çarşamba
İki, Üç, Daha Fazla Lefkoşa
Siyasete güvensizliğin
alabildiğine yaygın, siyasetçilerin itibar kaybının dorukta olduğu günlerden
geçiyoruz. Mecliste en çok milletvekili ile temsil edilen iki hükümet partisi;
UBP ve CTP ‘nin sokaktan aldıkları onay neredeyse yok hükmünde…
TC ile yürütülen su görüşmelerinde, giderek yaygınlaşan kadın cinayetlerinde, mahkum kılındığımız üretimsizlik sarmalında veya son AKSA örneğinde yansımasını bulan kişilikli siyaset yapma sınavlarında sürekli sınıfta kalan bir bürokratik soğukluk yayılıyor hükümeten…
TC ile yürütülen su görüşmelerinde, giderek yaygınlaşan kadın cinayetlerinde, mahkum kılındığımız üretimsizlik sarmalında veya son AKSA örneğinde yansımasını bulan kişilikli siyaset yapma sınavlarında sürekli sınıfta kalan bir bürokratik soğukluk yayılıyor hükümeten…
8 Ocak 2016 Cuma
Elçiliğin Gör Dediği
Kamuoyunun
ısrarlı talebine rağmen, UBP-CTP hükümeti tarafından içeriği sır gibi saklanan
su temin projesi görüşmeleri konusunda dün TC Elçiliği yazılı bir açıklama
yaptı. Açıklama özellikle son bir aydır, hükümetin büyük ortağı CTP tarafından
yürütülen algı operasyonu ve bu operasyon sırasında kamuoyunu yanıltıcı yönde
verilen bilgilerin gerçek içeriğine dair bir çok nokta içeriyordu.
Ne yazık ki,
CTP yöneticileri ve onların medyada/sosyal medyada konumlanmış kanaat önderleri
tarafından; Elçiliğin iddialarına yanıt vermek yerine duygusal ajitasyon ve
slogana sarılma yöntemi ile geçiştirilmeye çalışılan açıklama; bazı hususlarda
soru işaretleri doğuruyor.
***
6 Ocak 2016 Çarşamba
Yeni Siyasi Parti ve Korkulması Gereken
Kudret Özersay liderliğinde oluşturulan yeni siyasi parti
bugün İçişleri Bakanlığı’na kuruluş dilekçesini vererek kendini ilan ediyor. Ocak
ayının ilk haftası içerisinde partinin kurulacağı önceden biliniyor ve bu
sebeple de “merkez” partilerde bir süreden beridir ciddi bir gerginlik
gözlemleniyordu. Özellikle de son haftalarda CTP etki alanı içerisindeki
“bağımsız” entellektüellerde oluşan seferberlik, bu gerginliğin en net dışa
yansıyan tarafıydı.
“Bağımsız” entellektüellerin, bizzat kendileri tarafından
başlatılan eleştiri ve etiketleme salvosuna karşı yöneltilen her yanıttan
“alınacak, gücenecek” bir taraf bularak, bildik tarzlarını sürdürdükleri
“tartışamama” durumunu daha önce irdelemiştik. Muhataplarının da bu hususta
eksik kalan bir yanlarının olmadığını tekrar etmek gerekiyor.
1 Ocak 2016 Cuma
Tarih Neden Önemlidir?
Lise yıllarımdayken “tarih” denildiğinde, aklıma Osmanlı
İmparatorluğu’nun kuruluş ve gelişme dönemi, TC’nin kuruluşu ve 1963
olaylarının anlatımı dışında bir şey gelmezdi. Bütün bunları neden öğrenmem
gerektiğini, ilerde ne işime yarayacağını veya o gün ne kadar anlamlı
olduklarını ise bilmediğimi anımsıyorum...
İlerleyen yıllarda, tarihsel olay ve kişilikleri merak
eden biri olmama rağmen; lise döneminde ısrarla ezberletilen bu başlıklardan
uzun süre uzak durdum: 1453 İstanbul’un fethi, 1919 Mustafa Kemal’in Samsun’a
çıkışı, 21 Aralık 1963 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sonu...
Bir dost sohbetinde şöyle bir cümle geçtiğini
anımsıyorum: “Lisede öğretilen tarih dersi değil, takvim dersi...” Olayların
takvimde hangi gün gerçekleştiğini ezberlemeye dayalı bir tarih dersini, bundan
daha iyi ifade eden bir anlatıma rastlamadım daha sonra...
30 Aralık 2015 Çarşamba
Su Konusunda Şeffaflık İstiyoruz
Parası Kıbrıslı Türk halkı tarafından ödenecek
olan suyun, yönetimi ve işletmesi konusunda TC ve kktc yetkilileri arasında
neler konuşulduğunu hala resmen bilmiyoruz.
Bunu sorguladığımız, öğrenmek istediğimiz her
defasında soğuk bir sessizlik ve “önyargılı bir tepki” duvarına toslamaktayız.
Halkın geleceğini ilgilendiren görüşmeler ile ilgili bilgiyi paylaşmaktan
imtina edenler, bu yaptıkları normal bir şeymiş gibi dönüp bir de halktan
koşulsuz destek talep etmeye devam ediyorlar…
26 Aralık 2015 Cumartesi
Bakın Yine Tartışamıyorlar
Gaile Dergisi’nin 349. sayısında yayınlanan “Kudret
Özersay’ın Önlenebilir Yükselişi” isimli Hasan Yıkıcı imzalı makale çevresinde
dönen tartış(ama)ma halini, devrimciler olarak dikkatle takip ediyoruz. Bu
tartışmanın taraflarını tahlil etmek ve bugüne kadar postmodern tartışma
kültürüne ilişkin yapmış olduğumuz tespitleri sınamak açısından öğretici
oluyor.
Brecht’in Hitler ile paralelliklerini ifade ettiği bir
mafya üyesini anlatan “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi” oyununa gönderme
yapan; yani Kudret Özersay’a başlıktan ve Gaile’nin kapağından açıkça faşist
diyen Hasan Yıkıcı’nın yazısı; CTP’li ve CTP etki alanındaki kişi ve örgütlerce
coşkuyla karşılandı. Yazıya göre CTP yanlışlar yapan bir sol partiydi. Kudret
Özersay’ın örgütlemekte olduğu siyasi girişim ise “yeni sağ” hatta faşist bir
oluşumdu...
Peki gerçekten öyle mi?
24 Aralık 2015 Perşembe
Bir Anı
Yıl 2002, aylardan aralıktı... Yani tam 13 yıl önce... Bir masanın etrafında 6 kişiydik. Biz 3 kişi bir "taraf"ı temsil ediyorduk, onlar 3 kişi başka bir "taraf"ı... Bize, kendilerine "abi" demememiz gerektiğini öğretmiş olan, yaklaşık 10 yıldır yoldaş dediğimiz bu 3 kişi aramızdaki siyasal sorunları konuşmak üzere oturduğumuz masaya bir şart ile geldiler...
Şartları şuydu: "Münür Rahvancıoğlu bu masada oturmayacak. 1 aylığına her şeyden uzaklaşacak ve 1 ay sonra geri dönecek." Bu şart yerine getirilmediği takdirde, bizim sorun olarak belirlediğimiz hiçbir siyasal argümanı kabul etmeyeceklerini, çünkü aslında ortada bir sorun olmadığını, Münür Rahvancıoğlu'nun olayları büyüttüğünü ve kişisel sorunları olduğu için mesele çıkardığını ifade ettiler... Bu şart kabul edilmediği takdirde konuşacak bir şey olmadığını ve topantının hemen bitebileceğini söylediler...
Şartları şuydu: "Münür Rahvancıoğlu bu masada oturmayacak. 1 aylığına her şeyden uzaklaşacak ve 1 ay sonra geri dönecek." Bu şart yerine getirilmediği takdirde, bizim sorun olarak belirlediğimiz hiçbir siyasal argümanı kabul etmeyeceklerini, çünkü aslında ortada bir sorun olmadığını, Münür Rahvancıoğlu'nun olayları büyüttüğünü ve kişisel sorunları olduğu için mesele çıkardığını ifade ettiler... Bu şart kabul edilmediği takdirde konuşacak bir şey olmadığını ve topantının hemen bitebileceğini söylediler...
23 Aralık 2015 Çarşamba
Suyu Yönetmek, İnanç ve Şeffaflık
Türkiye’den boru ile getirilen ve Geçitköy barajına akan
suyun nasıl kullanılacağına ilişkin soru işaretleri güncelliğini koruyor.
Hükümetin büyük ortağı CTP’nin
bu konuyu yönetme tarzı; demokrasi, şeffaflık, halkın özne kılınması gibi
başlıklardaki tavrının da en net göstergesi niteliğinde…
Öncelikle su getirilmesi
konusunda ekolojik, siyasi ve ekonomik nedenlerle yıllarca yürütülen muhalefetin,
bugün için de geçerli olduğunu söylemeliyim. Siyasi-ekonomik bağımsızlığımız ve
doğa ile barışık bir gelişme açısından; “taşıma su” çizgisinin sakıncaları hala
geçerliliğini korumakta.
İşte biraz da bu yüzden; hali
hazırda gelmiş olan suyun ülke sınırlarımıza ulaştığı andan itibaren halkımızın
siyasi iradesi dahilinde yönetilmesi, kullanılması ve kontrol altında tutulması
gerekmektedir. Mevcut konjonktürdeki tabi olma halimiz yarın değiştiği zaman;
su konusunda da yeni kararlar alabilecek imkanlara sahip olmamız için bu
şarttır…
Gene de bu ileriye dönük
tartışmaları şimdilik bir yana bırakalım ve mevcut sürecin nasıl yönetildiğine
bakalım…
2 Aralık 2015 Çarşamba
Akıncı ve Lavrov Neden Görüşmeliydi?
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov
ile görüşmemesi, son günlerin sıkça tartışılan konularından biri oldu.
Lavrov’un “ara bölge”de yemekli görüşme talebine, Akıncı “eşit muamele gereği”
Anastasiadis ile olduğu gibi kendisinin de önce Cumhurbaşkanlığı makamında
ziyaret edilmesi talebini ileterek yanıt vermişti. Lavrov’un bunu kibarca
reddetmesi üzerine de görüşme gerçekleşmedi.
***
Akıncı’nın bu kararını doğru
bulanlar da yanlış bulanlar da oldu… Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim,
bence Akıncı’nın kararı yanlıştı…
25 Kasım 2015 Çarşamba
25 Kasım ve 8 Mart
Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele
Günü…
8 Mart ve 25 Kasım tarihlerinin her
ikisi de ortak bir noktayı paylaşıyor…
Bu iki tarihin kadın mücadelesinde
önemli günler arasında sayılmalarına ve her yıl hatırlanmalarına vesile olan
olaylar; bugün liberal feministlerin kendilerine mesele ettikleri türden
olaylar değil…
8 Mart emekçi kadınların sendikal
mücadeleleri nedeniyle maruz kaldıkları şiddet sonucunda, sosyalist hareket
içerisinden doğdu…
25 Kasım ise, ulusal baskı,
yeni-sömürgecilik ve diktatörlük şartlarına direnen üç kız kardeşin tecavüze
uğrayarak öldürülmesi üzerine ulusal kurtuluş mücadelelerinin gündeminden şekillendi…
18 Kasım 2015 Çarşamba
Herkesin IŞİD'i Kendine
Paris’te yaşanan vahşet eyleminden sonra hepimiz derin bir üzüntü,
öfke, çaresizlik duygusuna kapıldık…
Bizden kilometrelerce uzakta bir
coğrafyada da yaşansa, masum insanların böylesi vahşi bir şiddet eylemine maruz
kalmasını yüreğimizde hissettik…
Ancak belki de, bazen uzaklık “insani
duygularımızı” ifade etmek için elverişli bir zemin sunmuyor da değil. Mekan ne
kadar uzak olursa, yaşananlara insani özünü görecek şekilde bakmak kolaylaşıyor
olabilir…
Mesela, Paris’te yaşananlardan “dehşete”
kapılanlarımızdan bazıları burnumuzun dibindeki Silvan konusunda sesini
çıkarmamayı, görmemeyi, duymamayı tercih edebildi…
Oysa her iki mekanda da yaşanan fanatik
şiddetin acımasız saldırganlığıydı…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












