1 Ocak 2018 Pazartesi

Sokakta Ölü Bir Devrimci: Karl Liebknecht

Sosyalist mücadelelerin tarihi yüzeysel olarak okunduğunda, Karl Liebknecht’in ismi sadece iki yerde geçer: 1914 yılında savaş bütçesine “hayır” oyu veren tek parlamenter olarak Alman Reichstag’ında  ve Rosa Luxemburg ile birlikte sokak ortasında öldürüldükleri 1919 Alman Devrimi’nde...
Partisinin tüm vekilleri Alman militarizmine “evet” oyu verirken “hayır” diyerek sosyalist ilkelere gösterdiği adanmışlık da, Rosa ile birlikte “sonuna” kadar yürüttükleri mücadeledeki cesaret de eşsiz bir insan yapıyor onu. Ancak Liebknecht’in bize miras bıraktıkları bunlardan ibaret değildir... Bu anılanlar yeterince önemli olsa bile, o bunlardan çok daha fazlasıdır.

27 Aralık 2017 Çarşamba

Seçimler ve Devrimciler

2018 Ocak ayında gerçekleşecek seçimler yaklaşırken, siyasal alanda siyaset dışı bir heyecan da yaygın bir şekilde karşılık buluyor.
Seçim sürecinin sıkıntılı apolitikliği çeşitli kesimler tarafından farklı şekillerde ifade edildi: Siyasal partiler ideoloji dışı bir konuma savrulmuş durumda. En iyi durumda “seçim programı, vaatler listesi” gibi kes-yapıştırcı bir eklektizmle damgalı metinlere dayalı; en kötü durumda ise “yayaya şaşaşa”dan ibaret bir parti propaganda süreci yaşanıyor. Adayların çok büyük bir oranının ise, geçmişte herhangi bir ideolojiye sahip olmayan apolitik bireylerden oluştuğu ortada. Birçoğunun hayatı boyunca herhangi bir inceleme kitabı okuyup okumadığı bile belli değil.
Durum böyleyken kişisel tanışıklık, “iyi insan” olma, ailecek görüşme gibi kriterlerin ön plana çıktığı bir seçim propaganda süreci yaşanması normal. Elbette tüm partileri aynı kefeye koymak mümkün değil. Örneğin ideolojiden arılık MAP için geçerli bir argüman değil. MAP açıkça Türkçü faşizmle damgalı bir parti. Bu net ideolojiyi de gururla taşıyor.

29 Kasım 2017 Çarşamba

"Polisler 45 yaşında emekliye çıksın mı?"

"Polisler 45 yaşında emekliye çıksın mı?"
Bugünlerde etrafında kamplaştırılmaya çalıştığımız yeni şaşırtmacalı sorumuz bu... Ya "evet" diyeceksiniz yada "hayır"!!! Başka cevabı kabul etmiyor efendiler...
Gelin biz bu konuya başka bir noktadan bakalım:

13 Kasım 2017 Pazartesi

Siyasi Etik ve Milletvekilliği Adaylığı Üzerine

Bağımsızlık Yolu Genel Sekreterliğine aday olmaya karar verdiğim gün, Baraka'daki yöneticilik görevimden ayrıldım. Genel Sekreter olacağım garanti değildi, ama benim yönüm, ilgim, hedefim, kararım belliydi...
Neden ayrıldım peki? İki örgüt birbirine zıt görüşleri savunduğu için mi? Elbette hayır!!!
İktidarı hedefleyen siyasal örgütlerle, ekonomik-demokratik mücadele yürüten alan örgütlerinin yöntem ve stratejilerindeki doğal fark yüzünden... Sendikalarda, derneklerde, demokratik kitle örgütlerinde yürütülen mücadele ile siyasi partilerde yürütülen mücadelenin farklı yöntemlerle yürütülmesi gerektiğine inancımdan...
Koordinasyon, ilişki, dayanışma... Elbette... Ama iki yapıda da yönetici aynı kişi olunca, kişinin kendi kendisi ile dayanışma ve koordinasyon yürütmesi beklenemez herhalde...

1 Kasım 2017 Çarşamba

“Tam Sosyal Güvenlik” Yalanı

“Sınıf siyaseti”, solcular arasında bile yanlış anlaşılmış bir kavramdır. Birçok heyecanlı solcu, hiçbir meseleye sınıfsal bakmazken; kendi partisini “sınıf”, partisinin çıkarlarını “sınıf siyaseti”, partisinin seçim başarısını da “sınıf mücadelesi” zanneder. Sınıfın gerçek bireyleri “cahil” ve “pis”; sınıfın çıkarları ise “popülizm” olarak etiketlenir...
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından geçtiğimiz hafta açıklanan “Tam Sosyal Güvenlik” projesi ve bu proje bağlamında solcuların neredeyse hiçbir muhalefet üretmemiş olması bize gösteriyor ki; ülkemiz solcuları, sınıf bilincinden, sınıf siyasetinden ve sınıf mücadelesinden nasiplerini henüz alamadılar. Ancak sermayedarlar ve onların hükümetlerdeki temsilcileri, bu meselede şimdiden fersahlarca yol kat etmişlerdir.

28 Ekim 2017 Cumartesi

Anarko-Sendikalizm

Anarşizmin şehir efsanesi ve ergen isyanı basitliğinde bir saçmalık olmadığını bilen ve ciddiye alınması gereken bir felsefi argüman olduğunu gören kişiler dahi, aslında tek bir tane anarşizm olmadığını çoğu zaman gözden kaçırır. Hristiyan anarşist Tolstoy, evrime ciddi katkılar yapmış prens Kropotkin, Marx ile kapışan Bakunin, ütopyacı Proudhon, bireyci Striner, köylü Mahno ve anarko sendikalist Durutti arasında çok ciddi farklılıklar vardır.

21 Ekim 2017 Cumartesi

SOLDA KAOS ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Kuram ile hayat çeliştiğinde, kuramı çöpe atıp, olgulara uygun yeni bir kuram oluşturmanın zamanıdır. Hayatı değiştirmek için yapılacak müdahale, ancak olguyu gören bir kuramla mümkündür çünkü...

4 Ekim 2017 Çarşamba

Göçmen İşçiler ve Çalışma Yaşamı

Kıbrıs Türk Sanayi Odası’nın, üçüncü uyruklu işçilere özel sözleşmeler vasıtasıyla 50 dolar aylık ücret ödemek istediğini kamuoyuna açıkladığı günlerde, Mağusa’da Kamerun uyruklu bir kadının ödrt ay boyunca karın tokluğuna çalıştırıldığı haberi basına yansıdı...
Bu durum, giderek büyüyen bir olgunun; üçüncü uyruklu işçilerin ağır ve insafsız sömürüsünün görünür kısmıydı. Tabiri caizse buz dağının görünen yüzü...
Yıllarca TC kökenli emekçilerin “en alt”ı oluşturduğu çalışma yaşamımızda, artık Türkçe bilmeyen, haklarından habersiz, haklarını öğrenme olanaklarından yoksun ve sosyo-kültürel anlamda da yabacılık çeken bir kesim var. Ve bu kesim giderek büyüyor.
Gelin çalışma yaşamımıza bu bağlamda genel bir bakış attıktan sonra, üçüncü uyruklu işçilerin somut sorunlarından ve çözüm yollarından bahsedelim...

Köpekler Hakkında Her Şey


Bu bir eğitim kitabı değil. Köpeğinizi ve belki de kendinizi daha iyi anlamak için bir fırsat... John Bardshaw yeni kanin bilmin ortaya koyduğu son veriler ışığında, köpeklerin davranış, duygu ve yaşam şekillerine dair müthiş sarsıcı bilgiler veriyor. Köpekleri kötücül bir rakip veya tamamen insan duygularına paralel olarak yorumlayan iki tür bilim dışı yaklaşımı eleştirirken; hem köpeğin evrimi hem de akrabası kurtların yaşam tarzına dair bilinmeyen gerçekleri ortaya koyuyor. Aslında esaret altında gözlemlendiği için yanlış bilinen kurt sosyalliğine dair de kitapta pek çok bilgi var.

2 Ekim 2017 Pazartesi

TATİL NASIL GEÇTİ VEKİLİM?

Sevgili Milletvekilleri
Bugün 30 Haziran tarihinde başlayan tatiliniz sona eriyor. Ülkemizde az bulunan bir ayrıcalıktan yararlanıp; tam üç ay boyunca dinlendiniz, gezdiniz, sevdiklerinizle vakit geçirdiniz, kitap okudunuz, sabahları geç kalkıp geceleri istediğiniz saatte uyudunuz, kısacası kendinize vakit ayırdınız...
Tatiliniz nasıl geçti? Umarız ki, tatiliniz boyunca özel sektörde çalışan emekçilerin sorunlarını düşünmeye ve çözüm yolları bulmaya da zaman ayırabilmişsinizdir. Çünkü bu üç aylık süre emekçiler açısından hiç de güzel geçmedi.

1 Ekim 2017 Pazar

Sapiens

Kolektif Kitap tarafından basılan ve Yuval Noah Harari tarafından yazılmış olan "Hayvanlardan Tanrılara Sapiens", 2015 yılında basılmış. Basımının hemen ardından fenomen haline gelen kitap, 412 sayfalık ebatına ve inceleme iddiasında bulunduğu konunun bilimsel ağırlığına rağmen otuz baskıdan fazla yaparak bestseller haliine gelmiş durumda.
Bir kitabın bestseller olması, çok fazla okunduğu veya çokça tartışmaya neden olduğu anlamına gelmiyor; adı üstüne “bestseller” yani çok satıyor. Satınalanların bazıları elbette kitabı okuyor, birçoğu ise bir süre elinde gezdirip fotoğraf çekiyor. Bu konuda azıcık iddialıysa da kütüpanesinde sergiliyor ve kişisel imajını ktap ile cilalıyor. Sapiens tam buna göre bir kitap, tam bir imaj imalatçısı...

27 Eylül 2017 Çarşamba

Ödenmeyen Maaşlar, Zavallı Patronlar ve Kırılan Tabaklar

Kamerunlu bir kadın 3-4 aydan beridir çalıştığı restoranda hiç maaş alamıyor, defalarca darp edildiğini söylüyor, sosyal güvenlik ile ilgili hiçbir kaydı yapılmıyor ve en sonunda isyan ediyor. Kaydını yapmayan ve maaşını vermeyen patronun tabaklarını kırıp, çatallarını yerlere atan kadın, olay yerine gelen polis tarafından “suçüstü” yakalanarak, “rahatsızlık, uygunsuz tavır, hakaret ve izinsiz ikamet” suçlamasıyla gözaltına alınarak mahkeme karşısına çıkarılıyor...
İşte ülkemizin son durumu böyle: Ülkesinden uzakta, okumak amacıyla adaya gelmiş ancak yeterli parası olmadığı için çalışmak durumunda kalan bir kadını darp edip, maaşını vermeyerek kalkınma yolunda bir devlet! Göçmen bir kadın emekçiyi darp edip sömürerek zengin olmayı hedefleyen bir özel sektör sermayesi. Ve mağduru yakalayıp faili koruyan kolluk güçleri...

26 Eylül 2017 Salı

Güvencesiz tek bir iş yeri, sigortasız tek bir emekçi, hakkı yenen tek bir işçi kalmayıncaya kadar durmayacağız...

İlk bakışta birbiri ile ilgisiz gibi görünen iki olay, ülkemizde özel sektörde sömürünün ulaştığı boyutlara ışık tutmaktadır.
Mağusa’da göçmen bir kadın emekçi, aylarca kayıt dışı çalıştırıldığı işyerinde maaşını alamadığı için isyan edince, polis tarafından gözaltına alınmış ve “huzursuzluk vermek” iddiasıyla mahkemeye çıkarılmıştır. Bu olay yaşanırken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile görüşen Sanayi Odası başkanı; üçüncü ülkelerde ücretler 50-60 dolar olduğu halde bu emekçilern bizim ülkemizde 500 dolar asgari ücret aldıklarından şikayet etmiş ve daha az maaş ödemek için Bakanlar Kurulu’ndan düzenleme istemiştir. Çalışan insanların sosyal güvenliğinden sorumlu bakan ise, yürürlükte olan Asgari Ücretler Yasası’na açıkça aykırı olan bu talebe sempati ile yaklaşarak, konuyu Bakanlar Kurulu’nda görüşeceklerini ifade etmiştir.

1 Eylül 2017 Cuma

Yok Başka Bir Cehennem

Bugün resmi tatil durumundaki Bayram’ın birinci günü ve aynı zamanda 1 Eylül Dünya Barış Günü…
Arabayla seyehat ederken açık marketler ve kasa kasa sebzeyi sırtlanmış emekçiler çarpıyor gözüme… Bu dini bayramda çalışılmasına itiraz eden bir din örgütüne de, resmi tatilde sömürüye direnen sendikaya da rast gelmiyor bilincim…

1 Eylül Ortak Basın Açıklaması

Değerli basın emekçileri, saygıdeğer halkımız;
Bugün burada her yıl olduğu gibi 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle, barışa özlemimizi bir kez daha vurgulamak için bulunuyoruz.
Bu yıl 1 Eylül, resmi bayram tatilinin birinci gününe rastladı. Ancak özellikle Crans Montana’da yaşanan hayal kırıklığı sonrasında, barış güçlerinin kararlılık ve mücadele azminden vazgeçmediğini göstermesi anlamında sokakta olmak anlamlıydı, anlamlıdır. Çünkü barış, boş vakitlerimizde, uygun zamanlarımızda mücadelesini vereceğimiz “sonrayı bekleyebilecek” bir şey değil, tam aksine adamızın ve halklarımızın yaşamsal bir ihtiyacıdır.