30 Mart 2012 Cuma

Kıbrıs'ta Ulusal Sorun Kitabı'na Sunuş



Kıbrıs sorununun nedenleri ve çözümüne dair bugüne kadar onlarca plan üretildi... Yüzlerce kitap yazıldı... Onbinlerce insan seferber oldu... İmparatorluklar dağıldı, sömürgeciler değişti, devletler kuruldu, savaşlar yapıldı, anlaşmalar imzalandı, kararlar alındı... Ancak sorun her tarihsel dönemde varlığını sürdürdü...
Devletler başka devletlerle, hükümetler muhalifleriyle, partiler diğer partilerle, babalar-anneler çocuklarıyla, kardeşler kardeşleriyle anlaşmazlığa düştü... Ancak sorun her tarihsel dönemde varlığını sürdürdü...
Farklı ülkelerin sağ partileri birbirleriyle düşman oldu, aynı ülkede solcularla sağcılar birbirlerini suçladı... Kimi zaman faşşizme mazeret, kimi zaman dinsel gericiliğe zemin oldu Kıbrıs sorunu...

28 Mart 2012 Çarşamba

Sosyal Patlama



Sosyal patlamalar planlanabilir şeyler değildirler...
Takvimdeki günleri işaretlenip, saatlerimizi ayarlayarak sözleşip başlatabileceğimiz şeyler değildir sosyal patlamalar...
Çoğu zaman yıkıcı, olumsuz ve sıkıntı yaratıcı sonuçlarıyla beraber birden bire olurlar...
***
Özelleştirme Yasası da geçti...
Şimdi Ercan’dan başlayarak, Telefon, Elektrik, DAÜ, eğitim, sağlık sırayla satışa çıkabilir...
Öncesinde Göç Yasası geçmişti...
İkramiyeler, maaşlar, ödenekler ve önceden kazanılmış tüm ek menfaatler bir kalemde silinmişti...

21 Mart 2012 Çarşamba

Belediye Ne İşe Yarar?



Ledra Palace Işıkları’nın hemen yanında bir arazi var... Çok uzun süredir boş duran bir arazi bu.
Eskiden Çetinkaya Spor Kulübü tarafından antrenman sahası olarak kullanılıyordu. Ancak Çetinkaya’ya ait değil...
Vedeniklilerden kalma bu toprak parçası, tarihi Lefkoşa Surları’nın hendek kısmı ile bağlantılı. Bu yüzden de Eski Eserler Dairesi tarafından himaye altına alınmış.
Birara bölge esnafı arasında dolaşan söylentilere göre, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları’nın rüyalarına girmeye başlamış arazi...
Cemal Başkan, “ne yapsam da bu araziye bir yolunu bulup beton döksem” diye dönüp duruyormuş yatağında...

14 Mart 2012 Çarşamba

Kişilerle Uğraşmak



Sadece Kıbrıs’a özgü bir davranış değildir politik meselelerde fikirler, örgütler ve kişileri birbirine karıştırmak... Örneklerine dünyanın başka ülkelerinde de bol bol rastlanabilir... Örneğin İkinci Paylaşım Savaşı’nın nedeni olarak Hitler’in akıl hastası olmasını gören tarihçiler bile var hala...
Ekonomik koşullar, bu koşulların yarattığı ihtiyaçlar, bu ihtiyaçların beslediği hareketler ve bu hareketlerin doğurduğu kişiler şeklinde anlamak gerçekten de zordur tarihi. Derin bir düşünce ve kısa yoldan vazgeçebilme kararlılığı gerektirir böyle bir düşünme tarzı.

7 Mart 2012 Çarşamba

Bir Opsiyon Daha Var! Yada Bu Aşk Burada Biter



Egemen Bağış şöyle buyurdu: “Kıbrıs’ta çözüm için her opsiyon masada. Çözüm, iki liderin uzlaşması ve toplumlarına kabul ettirdikleri bir birleşme formülü ile olabileceği gibi iki liderin uzlaşarak ayrılıp 2 ayrı devlet şeklinde ya da KKTC’nin Türkiye’ye bağlanması da mümkün olabilir.”
Kısacası, TC Devleti aba altından sopa gösterip Kıbrıslı Elen ve Kıbrıslı Türklere açık bir mesaj verdi; “Ya benim istediğim gibi bir çözümü kabul edeceksiniz ya da kırk katırla kırk satır arasında tercih yapacaksınız...” Seçenekler ise açık: Ya TC’nin kabul edeceği bir anlaşma ya iki devlet ya da entegrasyon...
Bu açıklamayı TC’li bir bakanın yapmış olması, gayet net gösteriyor ki adına kktc denilen devletçiğin TC karşısında bir gramcık egemenliği yok...

29 Şubat 2012 Çarşamba

Ne Yapsak Nafile



Kıbrıslı Türklerin toplumsal varoluş mücadelesi belli bir yere gelmiş ve tıkanmış görünüyor...
Mücadele ateşinin halkımızın yüreğini sarmasına neden olan olumsuzluklarsa olduğu gibi durmakta...
Durmak bir yana her geçen gün artmakta...
Okullarda zorunlu din eğitimine ve yaz dönemlerinde çocuklarımızın uçaklarla kurslara taşınmasına karşı çıkıyorduk. Şimdi Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde ilk yılı ücretsiz İlahiyat Fakültemiz, Meslek Liseleri’ne sokulmaya çalışılan İmam Hatiplerimiz, devlet okullarında verilen Kur’an kurslarımız, hacılara hocalara peşkeş çekilen 200 dönümlük arazilerimiz ve TC Elçiliği tarafından dağıtılan binlerce Kur’anımız var...

22 Şubat 2012 Çarşamba

Sosyal Hizmetler



Herkesin hepbir ağızdan aynı şeyi söylediği ortamlarda bulundunuz mu hiç?
Hadi zorlayın hafızanızı, bir kez olsun yaşamış olmalısınız bu durumu...
Her konuşan kendi söylediğinden gayet emindir. Zaten diğer konuşanlar da onunla hemfikirdir.
Her söylenen daha önce söylenenlerin teyidi, daha sonra söylenecek olanların da zeminidir.
Öylesine bir karşılıklı onaylama sarmalı içinde bulursunuz ki kendinizi, değil itiraz etmeye farklı düşünmeye bile cesaret edemezsiniz.

15 Şubat 2012 Çarşamba

Dayan Rüsva Etme Beni



“Örs oldun dayanacan, çekiç oldun vuracan.” Sık sık kullanırdı bu cümleyi babam...
Kendi kişisel tarihi boyunca örs olmuş ve hep örs kalmıştı.
Bu yüzden de hep dayandı, çekiç olacağı günü bekledi..
Çekiç olmanın, tek kişilik bir iş olmadığını da biliyordu.
Ancak tüm örsler hep birlikte çekiç olabilirlerdi...
Onları örs yapan neyse çekiç yapacak olan da oydu...
Ne örs olmaları tek başlarına onların kabahatiydi ne de çekiç olmak tek başlarına onların elindeydi.
Bu “örslük ve çekiçlik” meselesi tek kişilik bir mesele değildi kısacası... Özellikle de örsler için...

8 Şubat 2012 Çarşamba

Savaş İkinci Perdede Çıkacak



“İnsanlara bir şeyler söylemek istiyoruz.
Ama önce bunu söylemeye hakkımız olmalı.”

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun halen sahnelenmekte olan son oyunundan bu sözler.
Tüm yaşamı boyunca; tiyatro yapabilmek, sahnede kalabilmek için gerçeklik ile olan bağlarını kaybetmek pahasına tavizler veren bir sanatçıya, başka bir sanatçı tarafından söyleniyorlar...
Bendl, yani sahnede kalmak için hayata sırtını dönen baş karakterimiz, yaşamının son anlarındadır.
Yalnız, bitkin ve umutsuzdur...
Tüm yaşamını uğruna adadığı tiyatro aracılığı ile ömrünün bir bilançosunu çıkarma noktasına gelmiştir.
Bu artık son oyundur. Ya da bu, yaşam oyununun ikinci perdesidir...

1 Şubat 2012 Çarşamba

Mağdur Olduk!



Telefonlar kesildi, pos cihazları çalışmadı, internet sustu; mağdur olduk!
Elektrikler gitti, buzluklar eridi, klimalar durdu; mağdur olduk!
Çocuklar karnelerini alamıyor; mağdur olduk!
***
Aslında, diyoruz, aslında biz de özelleştirmeye karşıyız...
Aslında, meslek liselerinin imam hatipleştirilmesini istemiyoruz...
Aslında, bu hükümetin iradesizliğinden şikayetçiyiz...
Aslında, Elçi’nin haddini bilmezliğinden yana değiliz...
Aslında, grevlere karşı değiliz...
Ahh bir de mağdur olmasak!
Bu grevlerden, diyoruz, hükümet etkilenmedi ki, biz mağdur olduk!

25 Ocak 2012 Çarşamba

Elektrik, Telefon ve Süprizler



Elektrik ve telefonda çalışan emekçiler geçtiğimiz hafta süpriz bir greve başladılar.
Aslında ne kadar süpriz sayılmalı bu grev bilemem...
Ne de olsa “Özelleştirme Yasası Meclis’e gelirse süresiz greve çıkacağız” diye aylar öncesinden ilan etmişti El-Sen ve Tel-Sen...
Gerçi sadece bu iki sendika ilan etmemişti bunu, Sendikal Platform’un da böyle bir iddiası vardı. Ama  karıştırmayalım eski defterleri...
Elektrik ve telefonda çalışan emekçiler geçtiğimiz hafta süpriz bir greve başladılar.
Grev süprizdi doğrusu çünkü büyük konuşmak adetten de olsa bizim buralarda, konuştuğunu yapmak pek umulur şey değildir...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Ölüm



Ölüm hakkında düşünmeyi sevmem...
Bunun nedeni, ölümün bana çağrıştırdığı şeylerden ürküyor olmam olabilir belki...
Bahsettiğim sadece kendi ölümüm değil elbet...
Bir başkasının, hatta hiç sevmediğim veya politik anlamda düşmanım olan birisinin ölümü de dahil buna...

11 Ocak 2012 Çarşamba

Halil, GKK, “Onlar” ve Biz



“Onlar” bu yazıyı okumayacaklar... Zaten okumaya da ihtiyaçları yok!
İnsan başka fikirlere ne zaman ihtiyaç duyar?
Halinden memnun olmadığında... Ama “onlar” hallerinden memnun...
Yani memnun derken yanlış anlaşılmasın...
Hallerinden memnun değiller ama memnunlar...
Diğer bir deyişle, hallerinden memnunlar ama memnun değiller...
“Nasıl olur bu?” diyeceksiniz...
Çok basit; “onlar” hallerinden memun olmamaktan çok memnunlar...

4 Ocak 2012 Çarşamba

kktc İçin Birkaç İsim Önerisi



Görmüşsünüzdür, görmediyseniz duymuşsunuzdur...
Cumhurbaşkanı Eroğlu demiş ki: “kktc’nin adını değiştirip kktd yapabiliriz.”
Yani “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” gidecek, yerine “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti” gelecek...
Çok derin düşüncelere sevk etti bu beyanat beni. Herkesten beklerdim ama UBP’den beklemezdim böylesi bir tavrı. Hani kktc’yi sonsuza kadar yaşatacaktık?
Hem UBP’nin gazetesi değil miydi “KKTC Vardır” diye manşetler atan?
Şimdi UBP’nin oylarıyla cumhurbaşkanlığı makamına oturmuş bir kişinin kktc isminden vazgeçmesi olacak iş mi yani? Çok talihsiz buldum bu açıklamayı...

3 Ocak 2012 Salı

Marksizm ve İnsan Doğası



“Dünya tarihi denilen şeyin bütünü, insan emeği yoluyla insanın yaratılmasından başka bir şey değildir” Karl Marx

Evrensel bir insan doğası var mıdır? Geçmişte veya günümüzde gerçekleşmiş olaylar değerlendirilirken her zaman başvurabileceğimiz ahlaki yasalardan söz edilebilir mi? Çalışma ve boş zaman arasındaki sınır nereye çizilmelidir? Daha fazla boş zaman savunusu bir tür “tembelliğe övgü” müdür? Tarih her zaman ileriye doğru mu hareket eder? Eğer insan doğası sabit bir karaktere sahip değilse, o zaman sürekli gelişmekte olan bir insan doğasından mı söz ediyoruz?