29 Nisan 2021 Perşembe

Özel Sektör Emekçilerine Çizilen Yeni Gelecek: Ya Kırık Katır, Ya Kırk Satır!


Özel sektör emekçileri bu ülkeden üvey evlat konumundadır. Özel sektörde çalışan insanlar ücret, izin, iş güvencesi, sigorta aklınıza ne gelirse her konuda mağdurdurlar. Bu mağduriyetlerin giderilmesi için örgütlülük gerektiği kadar, mevcut yasaların uygulanması, devlet kurumlarının işçilere yönelik ayrımcı davranışlarını sonlandırması, iş mahkemelerinin kurulması ve yeni yasal iyileştirmelerin yapılması gerekir.

19 Nisan 2021 Pazartesi

İğneyi Kendimize, Çuvaldızı Tayyip’e


Din İşleri Dairesi
 (Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları) Değişiklik Yasası etrafında bir süreden beridir kopmakta olan fırtına, birçok eksene sahip olsa da temelde Kıbrıslı Türk halkının kendi kaderini tayin hakkı mücadelesidir. 
Yasa’nın Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırı bulunması, çeşitli yanlış veya kötü niyetli yorumlarla “Kur’an Kurslarını yasaklandı” şeklinde yoruma tabi tutuldu.

14 Nisan 2021 Çarşamba

Bir Hayat Pahalılığı Hikayesi: Erhürman’ın Muhalefet Stratejisi


Hayat Pahalılığı ödeneğinin üç ay süreyle kaldırılması için UBP-DP-YDP azınlık hükümetinin yürürlüğe koyduğu Yasa Gücünde Kararname, bir süreden beridir toplumun gündemindeki yerini koruyor. HP’nin kaldırılması neredeyse her boyutuyla konuşulmuş durumda. “Neredeyse” diyorum çünkü bu konunun hiç konuşulmayan bir boyutu daha var! Konuşulmayan boyutunu iyice anlayabilmek için gelin konuşulmuş noktaların üzerinden hızlıca bir geçelim:

7 Nisan 2021 Çarşamba

Emekçi Sınıflarımızın Eylem ve Grevlerini Destekliyoruz, Servet Vergisi İstiyoruz


İçinde bulunduğumuz hafta, pandemi ve ultra zenginlerden yana ekonomi politikaları nedeniyle emekçi sınıfların yaşadığı mağduriyetlerin sokak eylemlerine dönüştüğü bir hafta oluyor. Bir yıldan uzun bir süredir devam eden pandeminin, emekçi sınıflarımızı daha da yoksullaştıran, esnafı kepenk kapatma noktasına getiren, işsizliği arttıran sonuçlar vereceği daha başından biliniyordu. Partimiz kapanma önlemlerinin ilk kez uygulanmaya başladığı tarihlerde, sağlık için alınacak tedbirlerin çalışan sınıfları olumsuz etkilememesi için yapılması gerekenleri sıralamıştı. Hem sağlık için yapılacak harcamalar hem de emekçi sınıfları koruyucu önlemlerde kullanılmak üzere ultra zenginlerin bedel ödemesi gerektiğini ve Servet Vergisi uygulamasının hayata geçmesi gerektiğini de ilk günden beridir dile getirdik.

1 Nisan 2021 Perşembe

Tembellik Hakkı


Tembellik Hakkı altmış sayfalık incecik bir kitap. Ancak kısalığına bakılarak küçümsenmemeli, bazı kaynaklara göre Komünist Manifesto’dan sonra tüm Avrupa dillerine en çok çevrilmiş kitap olma onurunu taşıyor. Marx’ın damadı Paul Lafargue’nin bu eserinin bir sosyalist klasik olduğundan ise kimsenin şüphesi yok.

İlk bakışta kitabın isminin çağrıştırdığı şey, sanki Marksizm ile bir çelişki içerisindeymiş izlenimi bırakabilir. Tembelliği savunmak, bunu bir hak olarak yüceltmek sanki çalışmayı reddeden bir tutumu onaylamak, üretmeye karşı olmakmış gibi algılanabilir. Özellikle de Marksizm’in çalışan sınıfları, proletaryayı mücadelesinin merkezine koyan bir dünya görüşü olması ile “tembelliği savunmanın” birbirine ters şeyler olduğu düşünülebilir. Oysa gerçek bunların tam tersi!

25 Mart 2021 Perşembe

Sağlık Emekçilerinin Yemeği ve Servet Vergisi

Pandemi ile mücadelede en ön safta ve hayatını riske atmak pahasına mücadele edenlerin sağlık emekçileri olduğundan kimsenin şüphesi yoktur herhalde. Bunu uzun uzun kanıtlamaya gerek yok bu yüzden!

Birçok insan evinden dahi çıkmaya çekinirken, sağlık emekçileri ilk temas hattında çalışıyor. Hastalığın tespit edilmesi, toplumun geri kalanından izole edilmesi ve tedavi edilmesi için kendi sağlıklarının bozulması pahasına çalışıyorlar. Dahası pandemi dışındaki herhangi bir hastalık ile ilgili de yakın temas kurduklarından, yine benzer bir riske maruz kalıyorlar.

Pandeminin bize gösterdiği en çarpıcı gerçeklerden birisi, kamusal ve nitelikli sağlık hizmetlerinin devletler eli ile yürütülmesi gerektiğidir. Sağlık kâr amacı güdülerek yürütülemeyecek kadar yaşamsal ve yatırım yapılırken zarar kaygısı güdülemeyecek kadar önemli bir alandır.

18 Mart 2021 Perşembe

Ahmet Neden Vatandaş Olmak İstiyor?

 


"Çalışma iznim yenilenmişti. Garson olarak çalışıyordum. 28 Ocak tarihinde her yer kapanana kadar da çalıştım. Sonra evde beklemeye başladık. Paket servisler açılınca patronumla konuştum. Bana ‘sen bekle, garsonlara şimdilik ihtiyacımız yok’ dedi. Ben de bekledim! Bazı arkadaşlarım uyardığı için 5 Mart’ta Sigorta’ya gittim ve işten duruşum verilip verilmediğini kontrol ettim. Duruşum verilmemişti. Sonra bugün öğrendim ki, patron 8 Mart’ta gidip benim duruşumu vermiş. Hem de 15 Ocak tarihine vermiş duruşumu. Oysa ben 28 Ocak’a kadar çalışmıştım. Şimdi işten durdurulduğum yetmiyormuş gibi bir de cezalı duruma düştüm. Duruş tarihimden itibaren 40 gün içinde ülkeden çıkmam gerekiyormuş, ama ben 60 günden fazladır buradaymışım. On iki bin Türk lirası para istiyor devlet benden. Benim suçum ne?”

9 Mart 2021 Salı

PCR Davasını Niçin Ciddiye Almalıyız?


Belki haberiniz yoktur, belki haberdar olmuş ve benim de ilk etapta yaptığım gibi gülümsemişsinizdir: PCR testleri ülkemizde dava edilmiş durumda. Evet, bu davanın haberi ilk önüme çıktığında gülümsedim ve dünyanın her yerinde olan akıl karşıtı, komplo teorisinden beslenen gerici akımın bizde de bir grup insanı etkisi altına aldığını düşündüm. Ama dava açan kişinin tanıyıp sevdiğim, günlük yaşamında hiç de gerici denilemeyecek bir insan olması ve davadaki avukatının ise toplumsal muhalefette saygı duyulan bir kişi olması üzerine; durumun sandığımdan daha ciddi olduğunu fark ettim.

5 Mart 2021 Cuma

İşgal Altında Neler Olmaz!


Toplumsal muhalefetin kendini sol olarak tanımlayan ama esasen Kıbrıs milliyetçiliğinden öte bir ufku da bulunmayan bir kesiminde, her pratik tutuma itiraz olarak kullanılan yaygın bir ifade var: “İşgal altında bu dediğin olmaz!”

Başta “işgal altında seçim olmaz” şeklinde başlayan, giderek neredeyse yaşamın her alanına dair vecizeye dönüşen bir ifadedir bu. “İşgal altında demokrasi olmaz”, “işgal altında sendikacılık olmaz”, “işgal altında kadın sığınma evi olmaz”, “işgal altında sınıf mücadelesi olmaz”, “işgal altında halkların kardeşliği olmaz”, “işgal altında servet vergisi olmaz” ve en son duyumlarımıza göre de “işgal altında basın özgürlüğü olmaz!”

18 Şubat 2021 Perşembe

Pazartesi Açılıyoruz, Başladığımız Yere mi Dönüyoruz?


26 Ocak’tan beridir yaklaşık bir aydır devam eden kısmi kapanma süreci, 22 Şubat pazartesi gün sona erecek gibi görünüyor. Toplumun en geniş kesimi olan özel sektör emekçileri ve esnaf açısından ciddi bir ekonomik bedele mal olan bu sürecin, sağlık alanında ne gibi bir kazanım getirdiği ciddi bir muamma olarak gözlerimizin önünde duruyor. Toplumun yaygın aşılamasının yapılamadığı, pandemi hastanesinin doluluğunun azaltılamadığı, vaka sayısının sıfırlanamadığı herkesçe bilinen gerçekler. Belki ironik bir dille ifade ederek, bu kapanmayla “zarardan kar” ettiğimizi söyleyebiliriz. Yani kapanmasaydık oluşacak kitlesel ölümleri, bu kapanma sayesinde yaşamadık. Bir kazanımımız olmadı ama çok daha ciddi sonuçlarla yüzleşmekten kaçınabildik. Bu açıdan bakıldığında mükemmel olmasa da zorunlu kabul edebileceğimiz “kapanma”nın bir de ekonomik yanı var. Gelin bir de işin bu yanına bakalım.

19 Ocak 2021 Salı

Servet Vergisi, Memurlar ve Mutluyakalı

 

Sayın Cenk Mutluyakalı, bugünkü Yenidüzen’de yayınlanan yazısında Servet Vergisi ile ilgili fikirlerini ifade etti. Yazısının başında ve sonunda tekrar ettiği ana fikri ve kendince “somut” bulmadığı için servet vergisine alternatif olarak öne sürdüğü yaklaşımı ben de buraya koyayım: “Ortak gelirimizi ayrımsız tüm çalışanlara paylaştırarak olağanüstü günleri dayanışma ile atlatabiliriz.”

Önce Cenk Mutluyakalı’nın, Servet Vergisi talebine yönelttiği eleştirilere bakalım:

1 Ocak 2021 Cuma

Nazım, Umut ve Mücadele

Usta şair Nazım Hikmet Ran’ın, Kuvayi Milliye Destanı’nda geçen bir mısra vardır. Destan’ın Büyük Taarruz bölümünde anlatılan İzmirli Ali Onbaşı’dan bahsederken şöyle der Nazım; “Tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar.”

14 Aralık 2020 Pazartesi

HODRİ MEYDAN

Bugün Meclis’te güvenoyu almak için bulunan UBP-YDP-DP azınlık hükümeti; yıllardan beridir Kıbrıslı Türk halkı üzerinde sürdürülen müdahalelerin, son zamanlarda açık açık gerçekleşmesinin bir ürünüdür. Cumhurbaşkanlığı seçiminde baskı, usulsüzlük ve dış müdahale ile gözümüze soka soka yaşananlar; UBP kurultayının yaptırılmaması, HP’li vekillerin istifa ettirilmesi, DP içerisinde sürdürülen ayak oyunları gibi biçimler aldı. Tüm bunların sonucunda da UBP-YDP-DP azınlık hükümeti kurdurulma aşamasına geldi.

1 Kasım 2020 Pazar

Seçimler, Sonuçlar, Sorumluluklar

 Siyasal tarihimizde görülmemiş oranda gergin bir seçim sürecini geride bıraktık. Bugüne kadar tüm seçimlerimize müdahaleler olmuştu. Ancak bu seçimde şimdiye kadarki olayları kat kat geride bırakan şeyler yaşadık. Yüzleştiğimiz müdahaleleri “yalan, baskı, rüşvet ve hile” başlıkları altında toplayıp sayfalarca örneklemek mümkün...

Halk Olmadan Bir Şey Olmaz!

 Büyük ozan Ruhi Su bir şarkısında şöyle diyordu “Annem beni yetiştirdi, halkı uyandır dedi. Halk olmadan bir şey olmaz, halkı uyandır dedi. Bu kavga halkın kavgası, halkı uyandır dedi. Yoksul halkı, emekçiyi, kaldır uyandır dedi.”

Devrimciliği en radikal sloganı, en keskin argümanı sabah akşam tekrarlamaktan ibaret zannedenler; Bağımsızlık Yolu’nu reformist olmakla suçluyorlar. Onlara kalırsa “sendikasız işçi çalıştırmanın yasaklanması”nı savunmak, “servet vergisi” istemek, “asgari ücret’in en düşük kamu maaşına endekslenmesi” gerektiğini dile getirmek reformistliktir! Yapılması gereken ise, geviş getirir gibi “sömürgeci, işgalci TC devleti” sözünü tekrarlayıp, başka da hiçbir şey yapmamaktır. Bu kişilerin görüşüne göre halk bu cümleyi duyacak ve devrim yapacaktır!