3 Ocak 2012 Salı

Emek ve Doğa



Kıbrıslı Türk halkı olarak toplumsal varoluş mücadelesi yürütüyoruz. Ancak aynı zamanda dünya üzerinde yaşayan biz insanlar dahil birçok tür için de bir varoluş sorunu tüm yakıcılığı ile gündemde. Bu öyle bir sorun ki, Kıbrıslı Türkler dahil tüm dünya insanlarını eşit derecede ilgilendirmesine rağmen, içinde yaşadığımız sermaye düzeni tarafından önemsiz gösterilmekte, uzmanların çözeceği ufak bir sorun gibi algılamamız istenmektedir.
Oysa, “Burjuvazi sadece insan emeğini değil doğayı da acımasız bir sömürüye tabi kılarak ekolojik sistemi; yani tüm canlıların biyolojik olarak varolması için gereken doğal koşulları ortadan kaldırmak, imha etmek üzeredir.(1)”

28 Aralık 2011 Çarşamba

Kültür Dairesi ve Baraka



Çok önemli bir mesele değil aslında...
Yani önemli bir meseledir de, onca yaşanan içinde çok da önemli değil...
Yani önemsiz bir meseledir de, onca yaşananın güzel bir örneği olduğu için önemli...
Önemsiz insanlar, önemsiz mevkilerde bu ülkede.
Önemsiz mevkilere çok önem veriliyor bu ükede.
Böyle olunca da, önemli sanıyor kendilerini önemsiz insanlar...

21 Aralık 2011 Çarşamba

İki Yazı Birden



Khora yayınlarının altıncı, Yıltan Taşçı’nın sekizinci kitabı “Hastalığın Çocuğu Neymiş?” geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Yüz on iki sayfalık kitapta Kıbrıslı Türk sanatçıların başlarından geçen gerçek olaylar anlatılıyor.
“Gerçek olaylar” dediğimize bakmayın, öyle olaylar ki bunlar gerçek olduklarına inanmakta zorlanır Kıbrıs dışından birisi...

15 Aralık 2011 Perşembe

Sayım ve Göçmenler



Son sayım sürecinde de net bir şekilde açığa çıktığı gibi, yıllardır kaçınılmaya çalışılan “Kıbrıslı”-“Türkiyeli” gerilimi bugün hat safhaya gelmiş durumdadır. Kendisini “Kıbrıslı” olarak tanımlayan kesimlerde bu yaklaşım “gacolar”, “ficalar” söylemi ile görünür hale geliyor; ancak aynı yaklaşımın karşı unsurdaki yansımasını “Kıbrıslılar bizi sevmiyor” söylemi ile gözlemleyebiliriz.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Bu Meşaleleri Takip Edin!



“Yürüdüğün vakit seninle birlikte yürüsün diye kentlerdeki daracık sokaklar/ geniş alanlarına çıksın diye alınterinin/ yürüdüğün vakit değişsin diye dünya/ ve yaşam mutlu bir türkü olsun diye/ dağlarda tek tek yakılan bu ateşler” Kemal Özer

Bir varoluş kavgası veriliyor, ufacık adamızda...
Kime karşı, neye karşı, kiminle beraber ve nasıl verildiği tartışmalı çoğu zaman.
Nerede bir birikim, nerede bir birleşme, nerede bir dayanışma olsa; hemen orada bitiveren birileri var... Geliyorlar ve SAĞduyunun, aklın, mantığın huzurlu sesi ile telkinlerine başlıyorlar hemen... Bu mantık, bu akıl; dönüp dolaşıp, seçimlere kadar beklemeye, kendilerine oy vermeye dayanıyor elbette. Ve bir de “marjinal unsurlara” karşı uyanık olmaya...

10 Aralık 2011 Cumartesi

Yayınevinin Notu (Hastalığın Çocuğu Neymiş)



Değerli sanatçımız Yıltan Taşçı’nın otuz yıldan beridir biriktirmekte olduğu anektodları, Khora Kitaplığı olarak okuyucularımıza sunuyoruz. Severek okuyacağınız ve çevrenizde anlatacağınız bu kitapta kendinizi, bizi, Kıbrıslı Türkleri bulacaksınız.
Birçoğu sizi neşe ile gülümsetecek, bazıları kahkahalara boğacak bu kısa, yaşanmış olaylar; arzu eden okurlarımız tarafından birer fıkra gibi de okunabilir. Zeka ve gülmecenin buluştuğu fıkralarda hemen her zaman eğiten, düşündüren, öğreten bir yan olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak bu kitapta anlatılan hikayeler sadece gülmece öğesini değil, Kıbrıslı Türk sanatçıların gerçekliğine, yaşanmış olaylar aracılığı ile ışık tutan birer belge niteliğini de taşımaktadır.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Dayan Ha Yıkılma!



“Bir Acı Rüzgardır Eser Dağlardan Ve Ovalardan Kapkara Kanını Kurutur Yoksulların Sonra Kıtlık Pahalılık Ve Faşizm Dayan Ha Yıkılma/Ve Şahin Aydın Kerim Yaman Böyle Düşüyorsa Bir Bir İnsan Daha Özgür Olsun Diyedir” Enver Gökçe

KTOEÖS yaklaşık iki haftadır Haspolat Meslek Lisesi’nde grev uyguluyor...
Neredeyse her gün gazetelerde bu grevin bir haberi yayınlanıyor...
Partisinden sendikasına hemen tüm örgütler bu grev ile olan dayanışmalarını bildirdiler...
Tüm bunlara karşılık olarak Eğitim Bakanı olarak sıfatlandırılan şahıs, “bu ülkeyi sendikalar değil biz yönetiyoruz” dedi...
Umurunda değil yani...

30 Kasım 2011 Çarşamba

Sayılsak mı Sayılmasak mı?



Biliyoruz oysa; / Alçaklıktan nefret bile / Çarpıtır çizgileri / Haksızlığa öfke bile / Kısar sesi.
Ah, biz / Hazırlamak isterken dostluk yolunu / Dost olamadık kendimiz. / Siz ama, o gün gelince / İnsanın insana el uzattığı, / Anın bizi / Hoşgörüyle.”
Brecht

Kıbrıslı Türkler olarak kendi geleceğimize dair söz söyleme haklarımızın elimizden alındığını sağır sultan bile duydu artık.
Kıbrıs’ın işgal atında olduğunu, işgalin kuzey kanadının TC taşeronluğunda yürütüldüğünü, bunun da bin bir türlü olumsuz sonucu beraberinde getirdiğini ısrarla yinelemek gerek...
Asimilasyon politikalarının kurbanlarıyız...

23 Kasım 2011 Çarşamba

Bekliyoruz



“hey göklere duman durmuş dağlar hey
değirmenin üstü her gün yel olmaz
dinle ağa, dinle paşa, dinle bey
sen söylersin o susar mı bell'olmaz”

Sendikalar aralık ayını bekliyor, Meclis aralık ayını bekliyor.
Hükümet aralık ayını bekliyor. Muhalefet aralık ayını bekliyor...
Tabii bir de polis, asker, itfaiye...
Tabii bir de memur, işçi, öğrenci, köylü, esnaf...
Galiba en iyi yaptığımız şey bizim, beklemek...
Çok güzel bekliyoruz.

16 Kasım 2011 Çarşamba

Bir Mücadele Yöntemi: Çadır



Biz de hatalar yaptık, bu inkâr edilmez.
Sayımız yavaş yavaş
azalmada.
Sloganlarımız orda burda
dağınık.
Düşman sözcüklerimizin
bir kesimini çarpıttı.
Brecht

Bir grup insan, günlük hayatın sunduğu her türlü konforu gözden çıkarır ve bir çadıra yerleşir...
Çadıra yerleşmek; elektriksizliğe, çeşmeyi açınca su akmamasına, soğuğa, tuvaletsizliğe, üzerinde yatacak düzgün bir yatağın olmamasına katlanmak demektir.
Çadıra yerleşmek; maruz kalınan haksızlıklara, adaletsizliklere, vurdumduymazlığa, umursamazlığa artık katlanamamak demektir.

9 Kasım 2011 Çarşamba

Memurdan Devrimci Olmaz...



“Polis dedi: Bu adam yankesici.
Sütçü dedi: Hem de topal.
Hanna dedi: Bundan ne çıkar?
Erkeğim benim o.
Benim canım onu çeker.”
Bertolt Brecht

Son zamanlarda çok sık karşılaştığım bir iddia var...
“Memurdan devrimci olmaz”, diyor bir çok tanıdık... Üstelik çok da eminler bu söylediklerinden...
Hatta iddialarını kanıtlama ihtiyacı dahi hissetmiyorlar. Çok bilinen, herkesçe paylaşılan ve doğruluğu tartışmasız bir fikri dile getirmenin rahatlığı seziliyor yaklaşımlarında...
Biraz daha agresif olanları, küçümseyici bir tonda kullanıyor bu ifadeyi; “memur devrimciler sizi...”

3 Kasım 2011 Perşembe

Göç Yasası Davası'nda Mahkemeye Hitap


www.yargilaniyoruz.org
www.yargilaniyoruz.org
İki yıl önce 28 Ekim 2009 tarihinde bir grev ve miting organize edildi. Grev ve mitingin amacı Meclis’te görüşülmekte olan Göç Yasası’nın protesto edilmesi idi. Söz konusu protestonun Meclis önünde, barışçıl araçlarla ve demokratik sınırlar içerisinde gerçekleştirileceği günlerce önceden kamuoyuna duyuruldu. Onbinlerce üyesini temsil eden onlarca sendika ve demokratik kitle örgütü, bu eylemi sahiplendi ve destek veren halk kesimleri ile birlikte protestolarını gerçekleştirdiler.

Grev ve miting olaysız bir şekilde sonuçlandığı halde, iki gün sonra 30 Ekim 2009 tarihinde 19 eylemci kktc Polis Teşkilatı’na davet edilerek kendilerine iki dava okundu. Davaların içeriğine birazdan geleceğim.

2 Kasım 2011 Çarşamba

Bu Mitingler Boşuna!



“Hep denedin hep yenildin
Olsun yine dene bir daha yenil
Daha iyi yenil...”
Samuel Becket
31 Ekim Pazartesi gün, Sendikal Platform tarafından organize edilen grev ve mitingler gerçekleşti. O gün, gerek eyleme katılan gerekse de katılmayan bir çok kişi aynı cümleyi kurdu; “Bu mitingler boşuna!”
Bu tür cümleler uzunca bir süredir ağzında Kıbrıslı Türklerin: “Boşuna uğraşırık”, “Boşuna konuşuruk”, “Boşuna”...
Önceleri çok öfkeleniyordum böylesi cümlelere, şimdilerde ise ilgimi çekiyor. Merak ediyorum...
Bence “boşunacılar” en az üç ana grupta toplanıyorlar... Hepsi aynı cümleleri kuruyor olsalar da, hepsinin aynı noktadan motive olduğunu veya aynı pratik içinde olduğunu söylemek haksızlık olur...

26 Ekim 2011 Çarşamba

Her Şey Normal



“Peki dedim, ya Türkiye? / Dedi normal / Peki AB-ABD diye sordum / Dedi çok normal / Peki dedim ya DGM? / Dedi ki normal / Ya OHAL, o kadar yıl? / Bilmem normal / Ya Zap, GAP, Hasankeyf? / Hepsi normal...
Oooo biri anlatsın hemen, nedir bu normal? Ooo canım sıkılıyor artık yoksa ben miyim anormal?”
Bulutsuzluk Özlemi’nin bilinen parçasının sözleri bunlar...
Aslında “normal”, gayet sıkıntılı bir kelime...
Çok sık rastlanan herhangi bir şey, normal kabul edilebilir.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Çerçeveler ve Çocuklar



Bir çerçeve çizilmiş, bir çizgi, bir sınır...
Yok öyle sıradan bir çizgi değil, ama fazla önemsemeye de gerek yok...
Aslında gayet önemli ama gene de biraz sıradan...
Yani demem o ki, hem ciddiye alınıyor hem de umursanmıyor.
Hem herkesin umurunda hem de kimse ciddiye almıyor...
Hiç de dikkate alınmaması, uyulmaması hatta üzerinde düşünülmemesi gerektiğini savunduğumuz bir yasak aslında! Bu yasağı ciddiye alanı biz de alaya alıyoruz. Hem de acımasızca...