Yıl 2002, aylardan aralıktı... Yani tam 13 yıl önce... Bir masanın etrafında 6 kişiydik. Biz 3 kişi bir "taraf"ı temsil ediyorduk, onlar 3 kişi başka bir "taraf"ı... Bize, kendilerine "abi" demememiz gerektiğini öğretmiş olan, yaklaşık 10 yıldır yoldaş dediğimiz bu 3 kişi aramızdaki siyasal sorunları konuşmak üzere oturduğumuz masaya bir şart ile geldiler...
Şartları şuydu: "Münür Rahvancıoğlu bu masada oturmayacak. 1 aylığına her şeyden uzaklaşacak ve 1 ay sonra geri dönecek." Bu şart yerine getirilmediği takdirde, bizim sorun olarak belirlediğimiz hiçbir siyasal argümanı kabul etmeyeceklerini, çünkü aslında ortada bir sorun olmadığını, Münür Rahvancıoğlu'nun olayları büyüttüğünü ve kişisel sorunları olduğu için mesele çıkardığını ifade ettiler... Bu şart kabul edilmediği takdirde konuşacak bir şey olmadığını ve topantının hemen bitebileceğini söylediler...
24 Aralık 2015 Perşembe
23 Aralık 2015 Çarşamba
Suyu Yönetmek, İnanç ve Şeffaflık
Türkiye’den boru ile getirilen ve Geçitköy barajına akan
suyun nasıl kullanılacağına ilişkin soru işaretleri güncelliğini koruyor.
Hükümetin büyük ortağı CTP’nin
bu konuyu yönetme tarzı; demokrasi, şeffaflık, halkın özne kılınması gibi
başlıklardaki tavrının da en net göstergesi niteliğinde…
Öncelikle su getirilmesi
konusunda ekolojik, siyasi ve ekonomik nedenlerle yıllarca yürütülen muhalefetin,
bugün için de geçerli olduğunu söylemeliyim. Siyasi-ekonomik bağımsızlığımız ve
doğa ile barışık bir gelişme açısından; “taşıma su” çizgisinin sakıncaları hala
geçerliliğini korumakta.
İşte biraz da bu yüzden; hali
hazırda gelmiş olan suyun ülke sınırlarımıza ulaştığı andan itibaren halkımızın
siyasi iradesi dahilinde yönetilmesi, kullanılması ve kontrol altında tutulması
gerekmektedir. Mevcut konjonktürdeki tabi olma halimiz yarın değiştiği zaman;
su konusunda da yeni kararlar alabilecek imkanlara sahip olmamız için bu
şarttır…
Gene de bu ileriye dönük
tartışmaları şimdilik bir yana bırakalım ve mevcut sürecin nasıl yönetildiğine
bakalım…
2 Aralık 2015 Çarşamba
Akıncı ve Lavrov Neden Görüşmeliydi?
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov
ile görüşmemesi, son günlerin sıkça tartışılan konularından biri oldu.
Lavrov’un “ara bölge”de yemekli görüşme talebine, Akıncı “eşit muamele gereği”
Anastasiadis ile olduğu gibi kendisinin de önce Cumhurbaşkanlığı makamında
ziyaret edilmesi talebini ileterek yanıt vermişti. Lavrov’un bunu kibarca
reddetmesi üzerine de görüşme gerçekleşmedi.
***
Akıncı’nın bu kararını doğru
bulanlar da yanlış bulanlar da oldu… Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim,
bence Akıncı’nın kararı yanlıştı…
25 Kasım 2015 Çarşamba
25 Kasım ve 8 Mart
Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele
Günü…
8 Mart ve 25 Kasım tarihlerinin her
ikisi de ortak bir noktayı paylaşıyor…
Bu iki tarihin kadın mücadelesinde
önemli günler arasında sayılmalarına ve her yıl hatırlanmalarına vesile olan
olaylar; bugün liberal feministlerin kendilerine mesele ettikleri türden
olaylar değil…
8 Mart emekçi kadınların sendikal
mücadeleleri nedeniyle maruz kaldıkları şiddet sonucunda, sosyalist hareket
içerisinden doğdu…
25 Kasım ise, ulusal baskı,
yeni-sömürgecilik ve diktatörlük şartlarına direnen üç kız kardeşin tecavüze
uğrayarak öldürülmesi üzerine ulusal kurtuluş mücadelelerinin gündeminden şekillendi…
18 Kasım 2015 Çarşamba
Herkesin IŞİD'i Kendine
Paris’te yaşanan vahşet eyleminden sonra hepimiz derin bir üzüntü,
öfke, çaresizlik duygusuna kapıldık…
Bizden kilometrelerce uzakta bir
coğrafyada da yaşansa, masum insanların böylesi vahşi bir şiddet eylemine maruz
kalmasını yüreğimizde hissettik…
Ancak belki de, bazen uzaklık “insani
duygularımızı” ifade etmek için elverişli bir zemin sunmuyor da değil. Mekan ne
kadar uzak olursa, yaşananlara insani özünü görecek şekilde bakmak kolaylaşıyor
olabilir…
Mesela, Paris’te yaşananlardan “dehşete”
kapılanlarımızdan bazıları burnumuzun dibindeki Silvan konusunda sesini
çıkarmamayı, görmemeyi, duymamayı tercih edebildi…
Oysa her iki mekanda da yaşanan fanatik
şiddetin acımasız saldırganlığıydı…
4 Kasım 2015 Çarşamba
Seçim Sonuçları, Aziz Nesin ve Seyit Rıza
Böyle olmasına rağmen, yüreğimize çöken karanlığı
engelleyemedik...
28 Ekim 2015 Çarşamba
CTP Sendromu Sadece CTP’ye mi Özgü?
Siyasal mücadele yürüten örgüt ve bireyler için en tehlikeli yozlaşma olasılıklarından birisi de, mücadele içerisinde bulunma nedenlerini unutmaktır sanırım.
Günlük yaşam içerisinde yüzleştiğimiz sıkıntılar, ayrımcılık, adaletsizlik ve insani potansiyellerimizi geliştirmemiz önüne dikilen sosyal, ekonomik, fiziksel, ekolojik, cinsel engellere karşı bir pratiktir siyasal faaliyet. En azından muhalifler için, sol için, sosyalistler için böyledir bu…
21 Ekim 2015 Çarşamba
Gençler, Bakanlar ve Genç Bakanlar
Bildiğiniz gibi, UBP ve CTP’nin “geniş tabanlı” sözde
“reform” hükümeti üç ayda tadilata ihtiyaç duydu ve şimdi üç bakan görevden
alınarak yerlerine başka bakanlar atandı...
Büyük vaatler ve iddialı sözlerle kurulan hükümetin, bu
kadar erken bir sürede tadil edilmesi; sadece “partililerin koltuk aşkına”
bağlanmamalı...
UBP-CTP hükümetini sıkıştıran iki kuvvet var...
Biri Türkiye’de giderek gözü dönmüşçesine neo-liberal
içsavaş konseptine sarılan AKP’nin beklentileri, diğeri ise Kıbrıslı Türk halkı
içerisinde güvenilir bir siyasal alternatif arayışının giderek derinleşmesi...
14 Ekim 2015 Çarşamba
Türkiye Halklarından Özür Dileriz
Çünkü dünyaya aynı gözlerle bakmadığınızı, aynı değerlere
inanmadığınızı, doğrularınız ve yanlışlarınızın benzer olmadığını anlarsınız...
Böyle bir durumda, aynı fikirde olmamak daha
hayırlıdır... Kelime oyunları ve laf cambazlığı ile karşı tarafla yakalanacak
sahte bir uyumdansa; “biz başka dünyaların insanıymışız” diyerek çekip gitmek
daha doğrudur...
7 Ekim 2015 Çarşamba
Referandum Olasılığı Ve Maraş
Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte hızlanarak ilerleyen görüşme sürecinin, 2016 yılının ilk yarısında bir referandum ile sonuçlanması muhtemel gibi görünüyor. En azından neredeyse tüm özneler, böyle bir beklenti içerisinde ve süreç olumlu bir havada ilerliyor gibi görünüyor.
Çözüm karşıtlarının yıllardan beridir ilk defa, organize ve dinamik bir şekilde siyaset sahnesinde aktif olmasına; özellikle de yandaş basın aracılığı ile toplumu tedirgin edecek asılsız haberlere dayalı bir örgütlenme girişimine vesile olan da bu olumlu hava…
Çözüm karşıtlarını harekete geçiren bu süreç, barış güçleri açısından ne yazık ki aynı etkiyi yapmış durumda değil…
Çözüm karşıtlarının yıllardan beridir ilk defa, organize ve dinamik bir şekilde siyaset sahnesinde aktif olmasına; özellikle de yandaş basın aracılığı ile toplumu tedirgin edecek asılsız haberlere dayalı bir örgütlenme girişimine vesile olan da bu olumlu hava…
Çözüm karşıtlarını harekete geçiren bu süreç, barış güçleri açısından ne yazık ki aynı etkiyi yapmış durumda değil…
1 Ekim 2015 Perşembe
Dengeyi mi Bulalım, Taraf mı Olalım?
Hakkında en çok konuşulan ancak buna rağmen
konuşulduğunun yarısı kadar dahi üzerine kafa yorulmamış kelimelerden birisidir
belki de denge...
Yaşamı gece-gündüz, siyah-beyaz, iyi-kötü, haklı-haksız,
samimi-samimiyetsiz gibi zıtlıklar üzerinden tanımlamaya alışmış çağımız insanı;
bu zıtlılar arasındaki ilişkiyi “denge” kelimesi üzerinden tarif etmeye
doğallığında meyillidir. Zıtlar üzerinden tanımlanan bir dünya kavrayışının
basitliğine haklı olarak itiraz eden ve kendini daha mantıklı olarak tanımlayan
kişilerce bu tür durumlar değerlendirilirken genelde yakınılan ise arzu edilen
“denge”nin yeterince kurulamamış olmasıdır...
Aslında mesele sadece soyut kavramlar düzleminde değil,
somut kategoriler düzleminde de böyle yaşanmaktadır...
23 Eylül 2015 Çarşamba
Ankara’dan Abimiz Gelmiş
Tuğrul Türkeş ziyaretimizde gelmiş, bizim seçilmişlerde bir bayram havası. Kimininki “gerçek”, kimininki protokol “zorlaması.”
Öncelikle kendisi, uzun süre ülkücü hareketin önemli mevkilerinde bulunmuş bir faşisttir.. Bizim için kimliğinin asli bileşeni budur… Son zamanlarda ülkücüler arasında pek sevilmemektedir. Çünkü Türkiye’de iki seçim arası kurulan hükümete, partisi MHP’nin itirazına rağmen bakan olarak girmiş bir zattır… Bu sebeple adamızdaki yavru kurtlar tarafından “aramızda yıllarca bozkurt postunda gezen AK KOYUN” pankartları ile karşılanmıştır…
***
Kimdir Tuğrul Türkeş?Öncelikle kendisi, uzun süre ülkücü hareketin önemli mevkilerinde bulunmuş bir faşisttir.. Bizim için kimliğinin asli bileşeni budur… Son zamanlarda ülkücüler arasında pek sevilmemektedir. Çünkü Türkiye’de iki seçim arası kurulan hükümete, partisi MHP’nin itirazına rağmen bakan olarak girmiş bir zattır… Bu sebeple adamızdaki yavru kurtlar tarafından “aramızda yıllarca bozkurt postunda gezen AK KOYUN” pankartları ile karşılanmıştır…
16 Eylül 2015 Çarşamba
Okullar Açılırken
Yeni eğitim yılı, herzamanki gibi başladı…
Çocuklar dışında eğitimin tüm öznelerinin hazırlıksız, özensiz, el yordamı ile giriştiği bir acayip başlangıç bu…
Okullar fiziksel olarak perişan durumda. Sınıflar bakımsız, binalar hazırlıksız, yeterli öğretmen yok…
Var olan öğretmenler ise bakanlık tarafından itinayla demoralize edilmiş halde…
Defter, kitap, kalem, silgi vs.’den ise hiç söz etmeyelim…
Eğitim camiasından ilk gelen haberler hep olumsuz…
Çocuklar dışında eğitimin tüm öznelerinin hazırlıksız, özensiz, el yordamı ile giriştiği bir acayip başlangıç bu…
Okullar fiziksel olarak perişan durumda. Sınıflar bakımsız, binalar hazırlıksız, yeterli öğretmen yok…
Var olan öğretmenler ise bakanlık tarafından itinayla demoralize edilmiş halde…
Defter, kitap, kalem, silgi vs.’den ise hiç söz etmeyelim…
Eğitim camiasından ilk gelen haberler hep olumsuz…
9 Eylül 2015 Çarşamba
Kıbrıs Sorunu: Bugünün Görevi
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın göreve gelmesi ile birlikte Kıbrıs müzakerelerinde yakalanan olumlu hava, her geçen gün bir anlaşmaya doğru ilerlemekte olduğumuza dair pozitif bir umuda dönüşmüş durumda…
Bölgemizde ve dünyadaki konjonktürel dengelere bakıldığında böylesi bir gelişmenin gerçekten de mümkün olabileceği ihtimali ortada…
Gelin güncel gelişmeleri daha iyi kavrayabilmek ve bugünün görevlerini çözümlemek adına, bildiğimizi sandığımız olguları bir gözden geçirelim.
Bölgemizde ve dünyadaki konjonktürel dengelere bakıldığında böylesi bir gelişmenin gerçekten de mümkün olabileceği ihtimali ortada…
Gelin güncel gelişmeleri daha iyi kavrayabilmek ve bugünün görevlerini çözümlemek adına, bildiğimizi sandığımız olguları bir gözden geçirelim.
2 Eylül 2015 Çarşamba
Elektrik ve Özelleştirme
Sermaye örgütleri geçtiğimiz hafta halkı yoklayarak,
genel eğilimin “elektrikte özelleştirmeye” onay verecek noktaya gelip
gelmediğini kontrol etti. Patron örgütlerinin hep birlikte imzaladıkları ve
Kıb-Tek’in özelleştirilmesinin talep ettiği bildiri, neredeyse hiçbir
tartışmaya yol açmadı...
Toplumumuzu bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda
yapılan, böylesi önemli bir açıklamanın, neredeyse hiç tartışılmaması ilk
bakışta şaşırtıcı olabilir. Oysa bunun nedeni, halkın “elektrikte özelleştirme
konusuna duyarsız” olması değil; tam aksine, çok büyük çoğunluğu ile halkın
“elektrikte özelleştirmeye karşı olmak” konusunda kararını çoktan vermiş
olmasıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











