2 Mart 2016 Çarşamba

‘Su’dan Ucuz Kahramanlar

Bu su meselesi gündeme geldiği günden beridir sokaktayız...
Yapmadığımız eylem, basın açıklaması, film gösterimi, tiyatro, müzik, panel, konferans kalmadı...
Yazmadığımız yazı, anlatmadığımız, tartışmadığımız yön ve önermediğimiz alternatif kalmadı...
Ama CTP içinde kalmayı onuruna yedirebilenlere farkettiremedik bunu: “UBP imzalarken neredeydiniz” diyorlar?
Biz buradaydık da, herkesin bildiğini bilmediğinize göre siz neredeydiniz acaba?

24 Şubat 2016 Çarşamba

Bunları Biliyor muydunuz?

Türkiye’den gelen suyu mühendislik becerileri bakımından Kıbrıslı Türklerin rahatlıkla idare edebileceğini, zaten hali hazırda yetişmiş mühendislerimizin bu işi yapmakta olduğunu ve olası her durumda (özelleştirme/DSİ) işin başında bu mühendislerin olacağını…
***
Kıbrıslı Türkler açısından kamusal bir idare ile ve düzgün bir yapı ile; su yönetiminin ve işletmesinin kolayca düzenlenebileceğini; hukukçularımız ve uzmanlarımızın bu konuda hali hazırda yapılmış hazırlıkları olduğunu…

10 Şubat 2016 Çarşamba

Su Konusundaki Gerçek Tehlike

2012 yılında TC ve kktc arasında imzalanan Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü’nden beridir; TC’den kktc’ye su getirilmesi meselesi birçok yönü ile konuşuldu. Meselenin ekolojik, siyasi, etik ve ekonomik boyutlarına dair onlarca söz üretildi.
Bu süreçte, üç kez hükümet değişti. Ancak kurulan ve bozulan hükümetlerin hiçbir bileşeni, toplumsal muhalefetin sorularına, kaygılarına, suçlamalarına yönelik herhangi bir cevap vermeye tenezzül etmedi.
Kısacası, yaklaşık dört yıldır gündemimizde olan ve neredeyse hız kesmeden devam eden “su temin projesi” konusunda toplumsal muhalefeti muhatap alan herhangi bir erk sahibine rastlamak mümkün olmadı. Bu yüzden de “projenin” ilerleyişine göre seyir değiştiren tartışma hep monolog düzeyinde kaldı.

20 Ocak 2016 Çarşamba

İki, Üç, Daha Fazla Lefkoşa

Siyasete güvensizliğin alabildiğine yaygın, siyasetçilerin itibar kaybının dorukta olduğu günlerden geçiyoruz. Mecliste en çok milletvekili ile temsil edilen iki hükümet partisi; UBP ve CTP ‘nin sokaktan aldıkları onay neredeyse yok hükmünde…
TC ile yürütülen su görüşmelerinde, giderek yaygınlaşan kadın cinayetlerinde, mahkum kılındığımız üretimsizlik sarmalında veya son AKSA örneğinde yansımasını bulan kişilikli siyaset yapma sınavlarında sürekli sınıfta kalan bir bürokratik soğukluk yayılıyor hükümeten…

8 Ocak 2016 Cuma

Elçiliğin Gör Dediği

Kamuoyunun ısrarlı talebine rağmen, UBP-CTP hükümeti tarafından içeriği sır gibi saklanan su temin projesi görüşmeleri konusunda dün TC Elçiliği yazılı bir açıklama yaptı. Açıklama özellikle son bir aydır, hükümetin büyük ortağı CTP tarafından yürütülen algı operasyonu ve bu operasyon sırasında kamuoyunu yanıltıcı yönde verilen bilgilerin gerçek içeriğine dair bir çok nokta içeriyordu.
Ne yazık ki, CTP yöneticileri ve onların medyada/sosyal medyada konumlanmış kanaat önderleri tarafından; Elçiliğin iddialarına yanıt vermek yerine duygusal ajitasyon ve slogana sarılma yöntemi ile geçiştirilmeye çalışılan açıklama; bazı hususlarda soru işaretleri doğuruyor.
***

6 Ocak 2016 Çarşamba

Yeni Siyasi Parti ve Korkulması Gereken

Kudret Özersay liderliğinde oluşturulan yeni siyasi parti bugün İçişleri Bakanlığı’na kuruluş dilekçesini vererek kendini ilan ediyor. Ocak ayının ilk haftası içerisinde partinin kurulacağı önceden biliniyor ve bu sebeple de “merkez” partilerde bir süreden beridir ciddi bir gerginlik gözlemleniyordu. Özellikle de son haftalarda CTP etki alanı içerisindeki “bağımsız” entellektüellerde oluşan seferberlik, bu gerginliğin en net dışa yansıyan tarafıydı.
“Bağımsız” entellektüellerin, bizzat kendileri tarafından başlatılan eleştiri ve etiketleme salvosuna karşı yöneltilen her yanıttan “alınacak, gücenecek” bir taraf bularak, bildik tarzlarını sürdürdükleri “tartışamama” durumunu daha önce irdelemiştik. Muhataplarının da bu hususta eksik kalan bir yanlarının olmadığını tekrar etmek gerekiyor.

1 Ocak 2016 Cuma

Tarih Neden Önemlidir?

Lise yıllarımdayken “tarih” denildiğinde, aklıma Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve gelişme dönemi, TC’nin kuruluşu ve 1963 olaylarının anlatımı dışında bir şey gelmezdi. Bütün bunları neden öğrenmem gerektiğini, ilerde ne işime yarayacağını veya o gün ne kadar anlamlı olduklarını ise bilmediğimi anımsıyorum...
İlerleyen yıllarda, tarihsel olay ve kişilikleri merak eden biri olmama rağmen; lise döneminde ısrarla ezberletilen bu başlıklardan uzun süre uzak durdum: 1453 İstanbul’un fethi, 1919 Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı, 21 Aralık 1963 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sonu...
Bir dost sohbetinde şöyle bir cümle geçtiğini anımsıyorum: “Lisede öğretilen tarih dersi değil, takvim dersi...” Olayların takvimde hangi gün gerçekleştiğini ezberlemeye dayalı bir tarih dersini, bundan daha iyi ifade eden bir anlatıma rastlamadım daha sonra...

30 Aralık 2015 Çarşamba

Su Konusunda Şeffaflık İstiyoruz

Parası Kıbrıslı Türk halkı tarafından ödenecek olan suyun, yönetimi ve işletmesi konusunda TC ve kktc yetkilileri arasında neler konuşulduğunu hala resmen bilmiyoruz.
Bunu sorguladığımız, öğrenmek istediğimiz her defasında soğuk bir sessizlik ve “önyargılı bir tepki” duvarına toslamaktayız. Halkın geleceğini ilgilendiren görüşmeler ile ilgili bilgiyi paylaşmaktan imtina edenler, bu yaptıkları normal bir şeymiş gibi dönüp bir de halktan koşulsuz destek talep etmeye devam ediyorlar…

26 Aralık 2015 Cumartesi

Bakın Yine Tartışamıyorlar

Gaile Dergisi’nin 349. sayısında yayınlanan “Kudret Özersay’ın Önlenebilir Yükselişi” isimli Hasan Yıkıcı imzalı makale çevresinde dönen tartış(ama)ma halini, devrimciler olarak dikkatle takip ediyoruz. Bu tartışmanın taraflarını tahlil etmek ve bugüne kadar postmodern tartışma kültürüne ilişkin yapmış olduğumuz tespitleri sınamak açısından öğretici oluyor.
Brecht’in Hitler ile paralelliklerini ifade ettiği bir mafya üyesini anlatan “Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi” oyununa gönderme yapan; yani Kudret Özersay’a başlıktan ve Gaile’nin kapağından açıkça faşist diyen Hasan Yıkıcı’nın yazısı; CTP’li ve CTP etki alanındaki kişi ve örgütlerce coşkuyla karşılandı. Yazıya göre CTP yanlışlar yapan bir sol partiydi. Kudret Özersay’ın örgütlemekte olduğu siyasi girişim ise “yeni sağ” hatta faşist bir oluşumdu...
Peki gerçekten öyle mi?

24 Aralık 2015 Perşembe

Bir Anı

Yıl 2002, aylardan aralıktı... Yani tam 13 yıl önce... Bir masanın etrafında 6 kişiydik. Biz 3 kişi bir "taraf"ı temsil ediyorduk, onlar 3 kişi başka bir "taraf"ı... Bize, kendilerine "abi" demememiz gerektiğini öğretmiş olan, yaklaşık 10 yıldır yoldaş dediğimiz bu 3 kişi aramızdaki siyasal sorunları konuşmak üzere oturduğumuz masaya bir şart ile geldiler...
Şartları şuydu: "Münür Rahvancıoğlu bu masada oturmayacak. 1 aylığına her şeyden uzaklaşacak ve 1 ay sonra geri dönecek." Bu şart yerine getirilmediği takdirde, bizim sorun olarak belirlediğimiz hiçbir siyasal argümanı kabul etmeyeceklerini, çünkü aslında ortada bir sorun olmadığını, Münür Rahvancıoğlu'nun olayları büyüttüğünü ve kişisel sorunları olduğu için mesele çıkardığını ifade ettiler... Bu şart kabul edilmediği takdirde konuşacak bir şey olmadığını ve topantının hemen bitebileceğini söylediler...

23 Aralık 2015 Çarşamba

Suyu Yönetmek, İnanç ve Şeffaflık

Türkiye’den boru ile getirilen ve Geçitköy barajına akan suyun nasıl kullanılacağına ilişkin soru işaretleri güncelliğini koruyor.
Hükümetin büyük ortağı CTP’nin bu konuyu yönetme tarzı; demokrasi, şeffaflık, halkın özne kılınması gibi başlıklardaki tavrının da en net göstergesi niteliğinde…
Öncelikle su getirilmesi konusunda ekolojik, siyasi ve ekonomik nedenlerle yıllarca yürütülen muhalefetin, bugün için de geçerli olduğunu söylemeliyim. Siyasi-ekonomik bağımsızlığımız ve doğa ile barışık bir gelişme açısından; “taşıma su” çizgisinin sakıncaları hala geçerliliğini korumakta.
İşte biraz da bu yüzden; hali hazırda gelmiş olan suyun ülke sınırlarımıza ulaştığı andan itibaren halkımızın siyasi iradesi dahilinde yönetilmesi, kullanılması ve kontrol altında tutulması gerekmektedir. Mevcut konjonktürdeki tabi olma halimiz yarın değiştiği zaman; su konusunda da yeni kararlar alabilecek imkanlara sahip olmamız için bu şarttır…
Gene de bu ileriye dönük tartışmaları şimdilik bir yana bırakalım ve mevcut sürecin nasıl yönetildiğine bakalım…

2 Aralık 2015 Çarşamba

Akıncı ve Lavrov Neden Görüşmeliydi?

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile görüşmemesi, son günlerin sıkça tartışılan konularından biri oldu. Lavrov’un “ara bölge”de yemekli görüşme talebine, Akıncı “eşit muamele gereği” Anastasiadis ile olduğu gibi kendisinin de önce Cumhurbaşkanlığı makamında ziyaret edilmesi talebini ileterek yanıt vermişti. Lavrov’un bunu kibarca reddetmesi üzerine de görüşme gerçekleşmedi.
***
Akıncı’nın bu kararını doğru bulanlar da yanlış bulanlar da oldu… Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, bence Akıncı’nın kararı yanlıştı…

25 Kasım 2015 Çarşamba

25 Kasım ve 8 Mart

Bugün 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü…
8 Mart ve 25 Kasım tarihlerinin her ikisi de ortak bir noktayı paylaşıyor…
Bu iki tarihin kadın mücadelesinde önemli günler arasında sayılmalarına ve her yıl hatırlanmalarına vesile olan olaylar; bugün liberal feministlerin kendilerine mesele ettikleri türden olaylar değil…
8 Mart emekçi kadınların sendikal mücadeleleri nedeniyle maruz kaldıkları şiddet sonucunda, sosyalist hareket içerisinden doğdu…
25 Kasım ise, ulusal baskı, yeni-sömürgecilik ve diktatörlük şartlarına direnen üç kız kardeşin tecavüze uğrayarak öldürülmesi üzerine ulusal kurtuluş mücadelelerinin gündeminden şekillendi…

18 Kasım 2015 Çarşamba

Herkesin IŞİD'i Kendine

Paris’te yaşanan vahşet eyleminden sonra hepimiz derin bir üzüntü, öfke, çaresizlik duygusuna kapıldık…
Bizden kilometrelerce uzakta bir coğrafyada da yaşansa, masum insanların böylesi vahşi bir şiddet eylemine maruz kalmasını yüreğimizde hissettik…
Ancak belki de, bazen uzaklık “insani duygularımızı” ifade etmek için elverişli bir zemin sunmuyor da değil. Mekan ne kadar uzak olursa, yaşananlara insani özünü görecek şekilde bakmak kolaylaşıyor olabilir…
Mesela, Paris’te yaşananlardan “dehşete” kapılanlarımızdan bazıları burnumuzun dibindeki Silvan konusunda sesini çıkarmamayı, görmemeyi, duymamayı tercih edebildi…
Oysa her iki mekanda da yaşanan fanatik şiddetin acımasız saldırganlığıydı…

4 Kasım 2015 Çarşamba

Seçim Sonuçları, Aziz Nesin ve Seyit Rıza

Sözde seçimin sonuçları açıklanmaya başladığı andan itibaren, Türkiye’deki karanlığın yüreğimize çöktüğü doğrudur. Bu ruh halimizin sebebi bazılarının sandığı gibi; tüm beklentimizi seçimlere bağlamak, seçim sonuçları ortaya çıkmadan önce durumun ciddiyetinin farkında olmamak veya bu sonuçlar karşısında yapacak hiçbir şeyimizin kalmamış olması değildi. Aksine, sadece sandığa dayalı bir dönüşümün mümkün olmadığı, sandığın sadece sokak ile desteklendiği ve kontrol altında tutulduğu müddetçe bir anlamı olduğu ve sonuçlar ne olursa olsun hala toplumsal muhalefeti zorlu bir sürecin beklediğini biliyorduk.
Böyle olmasına rağmen, yüreğimize çöken karanlığı engelleyemedik...