Geçtiğimiz cuma gün Meclis’ten gelen haberle yaz başından
beridir yürütülen #Reddediyoruz sürecinin kazanım ile sonuçlandığı tescillenmiş
oldu. Aslında Anayasa Mahkemesi’nin kararını açıladığı günden beridir
Reddediyoruz bileşenleri, bunun bir başarı olduğunu ifade ediyorlardı. Dahası,
mahkeme kararı bu yönde olmasaydı dahi; toplumun ezici bir çoğunluğu tarafından
reddedilmekte olan bir ofisin gerçek hayatta uzun süre tutunması da mümkün
olmayacaktı zaten. Ancak zaferin kesinleşebilmesi için, Meclis’teki işbirlikçi
kesimin de teslim bayrağını çekmesi beklendi ve ancak o zaman Kıbrıslı Türkler
derin bir “ohh” çekerek rahatladı…
Peki, kendi emeğimiz ile inşa ettiğimiz bu önemli direnişin
hedefine ulaştığından emin olmak için neden bunca tereddüt ettik?
Reddediyoruz’un Ağustos’tan beridir “Ofisçiler kaybetti” yönündeki
açıklamalarına rağmen, neden bir yanımız hep şüphe ile yaklaştı buna?
2 Kasım 2016 Çarşamba
19 Ekim 2016 Çarşamba
Sağ Siyasetin Derin Açmazı
Son beş yıldır Kıbrıslı Türk siyasal yaşamında hükümet
olmayı hedefleyen siyasal partiler açısından derin bir açmaz damgasını vurmuş
durumda: AKP ile Kıbrıslı Türk halkı arasındaki gerilim…
Kıbrıs’ın kuzeyinde hükümet olabilmek veya halktan destek
toplayabilmek için, AKP’nin uygulamakta olduğu kültürel, dinsel, ekonomik,
ekolojik neredeyse tüm politikalara muhalefet etmek şart… Çünkü Kıbrıslı
Türkler bu politikaların hepsine haklı olarak tepkili ve kuşku ile yaklaşıyor.
12 Ekim 2016 Çarşamba
Elektrik, Birikim, Tufan ve Aşçı
Sarayda verilecek ziyafet öncesi; tavuk, ördek, hindi ve
keklik mutfakta toplantıya çağrılırlar. Toplantıyı açan aşçı, seçme özgürlüğü
ve demokrasinin nimetlerine dair uzun bir konuşma yaptıktan sonra, her birine
teker teker sorar: “Yenmeden önce hangi sosla pişirilmek istersin?”
Tüm hayvanlar sırayla tercihlerinin beyan ederken, bir
ördek itiraz eder: “Ben hiçbir şekilde yenmek istemiyorum!”
Toplantının organizatörü olan aşçının yanıtı nettir: “Bu
gündemimize dahil değil.”
5 Ekim 2016 Çarşamba
Garantörler
Son haftalarda yüksek politikanın
tartışmasız en yüksek konusunu garantörler ve garantörlük meselesi
oluşturmakta.
Kurulacağı söylenen yeni Kıbrıs’ta,
garanti sisteminin devam edip etmeyeceği, edecekse biçiminin nasıl olacağına
dair; pek de sağlıklı olmayan bir tartışma bu…
Sağlıksız diyorum, çünkü konunun gündeme
geliş biçiminden konuyu gündeme taşıyan aktörlere ve konunun karara bağlanacağı
zemin ile en yoğun tartışıldığı düzeleme kadar her boyutu çarpık…
Garanti sisteminin nasıl kurulduğu,
mevcut uluslararası ilişkiler hukuku içerisinde bu sistemin nasıl ortadan
kalkabileceği ve Kıbrıs halklarının bu kararlardaki rolü gibi olgulardan
bağımsız yürütülen bu “tartışma”; ilan edilen amacından çok daha farklı
noktalara hizmet ediyormuş gibi bir görüntü çiziyor…
1 Ekim 2016 Cumartesi
Göçmen İşçiler
Çalışma hayatımızın düzenli, adil, örgütlü ve tatmin
edici olduğu söylenemez. Bu durum özellikle emekçiler tarafından bakıldığında
böyledir. Ancak dünya ile kıyaslandığında, belki de uluslararası standartlara
en yakın uygulamamız; bu adaletsiz durumu değiştirmek için mücadele etmesi
beklenen emekçilerin özenle bölünmüş olması bakımından gösterilen “başarı”dır.
28 Eylül 2016 Çarşamba
Kapıdan Çıkan Kızın Gözleri
Yorucu bir günün sonunda evdeyim. Uzun zamandır izlemek
istediğim bir filmi takıp, kahve içerek dinlenme planıyla, kanepeye uzanıyorum.
Bir süre izledikten sonra telefonum çalıyor...
Arayan liseden bir arkadaşım. Çok uzun zamandır
haberleşmediğimiz, sevdiğim bir insan...
“Çalışma
Dairesi’ndesin değil mi hala?” diye soruyor. Ve hemen konuya giriyor: Doktor
olarak “büyük” bir özel hastanede çalışan eşi yeni doğum yapmış, hala doğum
izninde. Doğum izini sırasında sigorta yatırımlarının gerçek maaşı üzerinden
yapılmadığını öğrenmişler. Bu sebeple de doğum izninde olduğu süre için
kendisine sigorta tarafından yapılan ödenek, olması gerekenden az olmuş...
21 Eylül 2016 Çarşamba
Bir Kampanyanın Düşündürdükleri
“10 Kişiden Fazla
Çalışanı Olan Patronların Sendikasız İşçi Çalıştırması Yasaklansın” talebi
ile yürütülen kampanyayı duymuşsunuzdur. Bağımsızlık Yolu bir yılı aşkın bir süre
önce bu taleple sokağa çıkmış ve birçok sendika, siyasi parti ve örgütün
desteğini almıştı. En önemlisi de ülkemizdeki binlerce özel sektör çalışanının
gönlünü fetheden bu talep, halktan beklenmedik bir onay görmüştü.
Zamanla kampanya özel sektördeki sıkıntıların çeşitli
boyutları ile tartışıldığı bir zemine dönüştü. İş sağlığı ve güvenliği
uygulamalarının patronlar tarafından maliyet düşürmek maksadıyla yerine
getirilmemesi ve iş kazaları ile iş cinayetlerindeki artış derinlemesine
konuşuldu. Medyada da bu konu kendine hatırı sayılır bir yer buldu.
14 Eylül 2016 Çarşamba
Umudunuz Var mı?
Umut, gerek kişisel gerekse de toplumsal yaşamımızda en
çok suistimal edilen, üstelik çoğu zaman başka kavramlar yerine yanlış da
kullanılan bir kelime...
Kolay değil, son zamanlarda en çok ihtiyacımız olan şey
umut...
Kıbrıs sorununun çözülmesini umuyoruz... Yıllardır çözümsüzlüğü
ile yaşamımızı belirsizlik ve bekleyişten ibaret bir hale sokan bu büyük düğüm
artık çözülsün diye bekliyoruz.
Özel sektörde yaşanan haksızlıkların bitmesini umuyoruz...
İnsanca bir maaş, saygı gördüğümüz bir çalışma ortamı, güvenceli bir iş ve
huzurlu bir emekliliğe ulaşmak istiyoruz.
7 Eylül 2016 Çarşamba
Serdar Denktaş’a Nasıl Yanıt Vermeli?
Ülkemizde bir TC Koordinasyon Ofisi kurulması ve bu
koordinasyon ofisine karşı Reddediyoruz Platformu tarafından yürütülen
muhalefet ile ilgili gelişmeler durmak bilmiyor.
Söz konusu Ofis’in baş müsebibi, CTP-DP hükümeti
döneminde TC’ye giderek Ofis’in kurucu protokolünü imzalayan ve meclisin
bilgisine dahi getirmeden bakanlar kurulu kararı ile yürürlüğe sokmaya çalışan
Serdar Denktaş, yine sahnede...
24 Ağustos 2016 Çarşamba
Özelde Patronlara Kaçak Teşviği, Emekçilere Sömürü
UBP-DP hükümeti
tarafından özel sektördeki patronlara yapılan son kıyağı duymuşsunuzdur.
“Çalışma ve Muhaceret Affı” olarak duyurulan ve ne yazık ki, tam da hükümetin
arzuladığı gibi sadece “muhaceret affı” boyutu ile konuşulan iki Yasa Gücünde
Kararname’den söz ediyorum…
Muhaceret Affı’nın
bu ülkede hemen her partinin hükümetleri döneminde sistematik olarak uygulanan
ve çalışma yaşamını her defasında alt üst eden bir tür hukuka uydurulmuş
hukuksuzluk olduğunu herkes biliyor, konuşuyor. Ancak “Çalışma Affı” adı
altında yürürlüğe giren ve hiçbir süre ile sınırlandırılmış olmadığı için,
aslında Yasa’da Meclis’i devre dışı bırakarak yapılmış olan kalıcı değişiklik,
çok daha ciddi olduğu halde gözlerden saklanabildi…
Türkiye Solunda Üç Tarz-ı Siyaset
10 Ağustos 2016 Çarşamba
ReddetMİYORUZ, Mitingler ve Bundo! Bundo! Bundo!
Annemin liseye gittiği yıllar... Zaman 1950’lerin sonu,
60’ların başı. O tarihlerde öğretmenlerin çoğu Türkiye’den geliyor. Ve
Türkiye’den gelen öğretmenler, en çok da Kıbrıslı Türklerin “düzgün Türkçe”
konuşmasına özen gösteriyor... Aklımda kaldığı kadarıyla adı Serpil olan bir
arkadaşı var annemin. Serpil “düzgün Türkçe” konusunda çeşitli sıkıntılar
yaşıyor öğretmenleri ile... El işi öğretmeni de bu konuda en sertlerinden
birisi... “Tehellemek” ifadesinin
“doğru”sunun “makine çekmek” olduğunu
bilmeyen Serpil, “makine mi çektin sen?”
sorusuna, “yok hocam vallahi çekmedim
makineyi” diye cevap veriyor mesela... Ama olaylar şimdi sandığımız gibi
komik bir yolda ilerlemiyor, dedik ya el işi öğretmeni sert!
3 Ağustos 2016 Çarşamba
Kıbrıs Meselesi ve Sınıf Mücadelesi
Son ayların gündemine bakıldığında kökten bir
yarılma görülüyor…
Bir yanda bildiğimiz Kıbrıs sorunu, 15-20
Temmuz darbe-işgal süreci, görüşmeler, barış odaklı ve daha çok geleneksel medya
eksenli bir akış söz konusu…
Diğer yanda ise, Beleş Deniz, Reddediyoruz,
özelde sendikalaşma, ücretsiz eğitim ve ücretsiz sağlık hakkı, asgari ücret, Göç
Yasası, emeklilik yaşı, GAÜ maaş krizi ve ölümlü iş kazaları odaklı, daha çok
sokak eksenli eylemlilikler toplaşması…
2 Ağustos 2016 Salı
Oblomov; çok özel bir karakter... Okuduğum süre boyunca beni çok farklı duygulanımlara yöneltti. Yer yer kızdım, yer yer onun için endişelendim, kimi zaman umursamadım kimi zaman ise onun için sevindim... Tam anlamıyla bir klasik niteliğindeki bu kitap, 'Oblomovluk' adı verilen bir karakter yapısına da ismini vermiş bir eser. Oblomovluk, öyle alelade bir tembellik veya üşengeçlik değil... Gayet samimi bir tutum, aklı ile duygularının bambaşka yönlere doğru ilerlediği bir huzurlu ölüm hali... Çevremizde bir çok Oblomov var, hatta okurken kendimi Oblomova yakın hissettiğim yönler olduğunu fark ettiğimde çok şaşırdım...27 Temmuz 2016 Çarşamba
Kamuya Artış, Özele Hüsran: Sendikalar Tehlikenin Farkında mı?
Kamu çalışanlarının maaşlarına %2,33’lük hayat
pahalılığının yanında %1 oranında ek bir artış yapıldığından ve bunun Temmuz
ayı maaşlarına yansıyacağından haberiniz vardır mutlaka.
Bu haberin özel sektör çalışanlarında nasıl bir öfke
fırtınası yarattığının farkında mısınız?
Özel sektör emekçilerinin böyle bir haber üzerine ne
hissettiğini düşünelim mi biraz?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











