18 Ocak 2017 Çarşamba

Kişilerle Uğraşmak (Yeni)


Politik meselelerde fikirler, örgütler ve kişileri birbirine karıştırmak sadece Kıbrıs’a özgü bir davranış değildir. Örneklerine dünyanın başka ülkelerinde de bol bol rastlanabilir…

Örneğin İkinci Paylaşım Savaşı’nın nedeni olarak Hitler’in akıl hastası olmasını gören tarihçiler bile var hala… 

13 Ocak 2017 Cuma

Femnizm Herkes İçindir

Bell Hook, akademik jargona sıkışıp kalan, anlaşılmaz olmayı marifet sayan sırça köşk feminizminin dar kalıplarını yıkmış. Gerçekten de çok derin ve merkezi konuları gündelik bir dil ile, herkesin anlayıp fikir sahibi olabileceği bir şekilde ifade etmenin mümkün olduğunun kanıtı bu ufacık kitap...

11 Ocak 2017 Çarşamba

Çözümü Beklerken

Arabada giderken, spiker Cenevre’de gerçekleşecek görüşmelerde hangi siyasi parti temsilcilerinin bulunduğunu ve görüşmelerin nasıl bir havada cereyan etmesinin beklendiğini anlatıyordu.
Görüşmelere katılacak ülkeler ve bu ülkelerin çözüm konusundaki tutumlarına ilişkin değerlendirmeler başladığında, gideceğim yere varmıştım. Radyoyu kapattım ve arabadan indim.

9 Ocak 2017 Pazartesi

Viva Meksika

"Dünyayı Sarsan On Gün"ü okuyanlar John Reed'i bilecektir. 33 yıllık yaşamına dünya tarihini değiştiren 2 müthiş devrime (Meksika ve Rusya) tanıklık etmeyi sığdırmış ve Kızıl Meydan'a gömülen eşsiz bir ABD'li gazeteci... 

4 Ocak 2017 Çarşamba

Faşizme İnat: Yaşasın Hayat

2017 yılının ilk saatleri Türkiye’de Reina saldırısı ile başladı. Daha bu saldırının şoku atlatılamadan, yaşanan olayların etkisiyle oluşan linç kültüründen Kıbrıs’ta da uzak durulamayacağı ortaya çıktı...
Barbaros Şansal’ın keyfi bir kararla sınır dışı edilmesi, aslında olayların hiç de uzağında olmadığımızı hatırlatırcasına gerçeği yüzümüze vuruverdi...
Örgütlü kötülük ile yüzyüzeyiz...

1 Ocak 2017 Pazar

‘Homo Homini Lupus’ mudur?

Homo homini lupus, Romalı ozan Plautus’a ait Latince bir deyiştir. “İnsan insanın kurdudur” manasına geliyor...
İngiliz felsefeci Thomas Hobbes, bu deyişi kullanarak insanlar arası ilişkilerin bir devlet otoritesi tarafından düzenlenmesi gerektiğini, aksi takdirde toplumsal yaşamın çatışmalarla belirleneceğini iddia etmiştir. Hobbes’a göre, insanlar statü, güvenlik ve kaynaklara erişim gibi güdülerle hareket eden rekabetçi canlılardır. İnsanlar arası rekabetin düzenlenmesi için de devlet otoritesine ihtiyaç vardır. Devlet, insanın doğasında bulunan çatışmacı ve rakebetçi özellikleri kurumları aracılığı ile düzenler ve toplumsal yaşama şiddetin damga vurmasının önüne geçer.

28 Aralık 2016 Çarşamba

“Hepimiz Suçlu” muyuz?

Girne bölgesinde yaşanan su baskınları sonrası; olanların toplum olarak hepimizin suçu olduğu, bir suçlu bulup onu kötülemekle bu yaşananların önüne geçemeyeceğimiz, teker teker her bireyin bu çarpık yapının oluşmasında pay sahibi olduğu ve kendi kendimize yönelik özeleştiri yapmadan benzer olayların yaşanmaya devam edeceğine dair yaygın bir fikirle karşılaştık…
Buna göre; dere yataklarına yapılan evlerde oturan, bu evlere göz yuman belediyeyi destekleyen, doğa yıkımı yaşanırken günlük hayatını devam ettiren, mevcut çarpık yapıyı beslemekte olan gelmiş geçmiş tüm hükümetlere oy veren ve hatta yeterince tepki göstermeyerek yaşananlara sessiz kalan herkes, yani aslında hepimiz yaşananların müsebbibiydik! Hiçkimsenin bir başkasını veya hiçbir siyasi yapının bir başka siyasi yapıyı eleştirmeye hakkı yoktu! 
Hiçbir siyasi yapı ile alakası olmayanlarımız da suçlu olmaktan kurtulamıyordu, çünkü onlar da en azından mevcut partilerin yıllardan beridir seçilmekte olmasından dolayı kabahatliydi. Bu süreçte, “Bu hükümetleri biz seçtik”, “Hepimiz suçluyuz”, “Bizim de payımız var” gibi cümleler en çok duyulan söz kalıpları oldu…

7 Aralık 2016 Çarşamba

ALİHAN PEHLİVAN BENİ YAZMIŞ

Bunca toplumsal mesele varken, kendi şahsi konularımla kimseyi meşgul etmek istemem. Ama belirtmeden geçemeyeceğim bir noktacık var; Alihan Pehlivan beni yazmış... Dün BRT'de bugün de Kanal T'de ismimi vermeden aşağıdaki linkte yazdıklarını tekrarlıyormuş...
Özetle, kayıt dışı çalıştırılan tır şöförünü ben "enseleyemediğim" için bu kazanın meydana geldiğini, işimi yapmak için maaş aldığımı ama işimi yapmadığımı, Başbakanlık kapısını benim kırdığımı, benim gibi kişileri istihdam eden hükümetin gerçekten de istifa etmesi gerektiğini, işe gitmediğimi, gitsem de iş yapmadığımı ve devleti yönetenlere küfür ettiğimi öne sürüyor Alihan Pehlivan...

Eylemden Notlar: Liselilerden Öğrenmek


Dün Sendikal Platform’un çağrısı ile gerçekleşen Genel Grev ve Başbakanlık önündeki eylemlilik ülkemizdeki hükümet, muhalefet, gençlik, polis, sendikalar ve seçim partileri konusunda birçok tartışmaya neden oldu. Yedi gündür tüm eylemlere katılmış birisi olarak, dünkü eylemin ilk bakışta bana düşündürdükleri ve üzerinde çok daha derin çözümlemeler yapılması şart olan başlıklar şöyle:

30 Kasım 2016 Çarşamba

SERDAR DENKTAŞ'IN YÜZÜ

[Dağyolu'nda gerçekleşen ve devletin açık ihmalleri nedeniyle kaza denilemeyecek kadar vahim sonuçlanan olaydan sonra gerçekleşen eylemlerden bir gözlem.]

Bugün, tam gün sokaktaydım. Tüm eylemlere katıldım... Ruhumda çok derin izler bırakacak şeyler gördüm, duydum, yaşadım. Ama Serdar Denktaş'a dair unutamayacağım iki olay var ki, onları buraya yazmak istiyorum:

Katil Devlet


 
Sözün bittiği yer…

Bir okul otobüsü ve bir iş aracı…

Saat sabahın yedisi…

Ölüm karanlıkta buldu genç bedenleri…

Suçları okula gitmek için otobüse doluşmak mıydı?

Yoksa bu duyarsız, umarsız, lanetli coğrafyada doğmak mıydı?

Geride savrulmuş okul çantaları, dağılmış defterleri ve kitapları kaldı…

Ve belki o defterlerin bir köşesine karaladıkları aşk şiirleri…

26 Kasım 2016 Cumartesi

Castro'nun Ardından

Sana geçmişte "goşist", "maceracı" diyenler; bugün kendilerini "anti-militarist" kabul edip her tür şiddete karşı olmakla böbürlenenler, halkının devrimini devrim saymayıp seni de diktatör diye tanımlayanlar şimdi ölümünün ardından "komutan", "büyük devrimci", "komünist" diye konuşuyorlar.... 

23 Kasım 2016 Çarşamba

Mont Pelerin Sürecinin Analizi

Mont Pelerin’de gerçekleşen görüşmelerin yaratılan beklenti ortamına uygun olmayan bir şekilde sonuçlanması ile Kıbrıslı Türk ilerici toplumsal muhalefetinde genel bir hayal kırıklığı oluştu.
Böylesi bir hayal kırıklığının tek sebebi Akıncı yada Anastasiadis’in zirvedeki performansında aranmamalı. En az bunun kadar, hatta daha fazla, içeriği bilinmeyen bir görüşme sürecine romantik manalar yükleyerek, halkı amigo düzeyinde bir cesaretlendirme rolü için sokağa çağıran “platformlar” da bu hayal kırıklığının mimarlarıdır.

9 Kasım 2016 Çarşamba

Mağusa Polisi, Polis ve Polisler

Türkiye’de giderek açık bir görünüm alan faşist uygulamalar hepimizin malumu...
Bu uygulamaların hızla Kıbrıs’a da sirayet edeceği ve “Türkiye’de ne varsa aynısının bizde de yaşanacağı” endişesi ise yaygın olarak paylaşılan bir hissiyat...
Bu koşullarda, Türkiye’de yaşananlara sessiz kalmamak ve demokrasi, adalet, özgürlük talebinde Türkiye halkları ile dayanışmak ciddi önem arzediyor.

2 Kasım 2016 Çarşamba

#Reddediyoruz Nasıl Kazandı?

Geçtiğimiz cuma gün Meclis’ten gelen haberle yaz başından beridir yürütülen #Reddediyoruz sürecinin kazanım ile sonuçlandığı tescillenmiş oldu. Aslında Anayasa Mahkemesi’nin kararını açıladığı günden beridir Reddediyoruz bileşenleri, bunun bir başarı olduğunu ifade ediyorlardı. Dahası, mahkeme kararı bu yönde olmasaydı dahi; toplumun ezici bir çoğunluğu tarafından reddedilmekte olan bir ofisin gerçek hayatta uzun süre tutunması da mümkün olmayacaktı zaten. Ancak zaferin kesinleşebilmesi için, Meclis’teki işbirlikçi kesimin de teslim bayrağını çekmesi beklendi ve ancak o zaman Kıbrıslı Türkler derin bir “ohh” çekerek rahatladı…
Peki, kendi emeğimiz ile inşa ettiğimiz bu önemli direnişin hedefine ulaştığından emin olmak için neden bunca tereddüt ettik? Reddediyoruz’un Ağustos’tan beridir “Ofisçiler kaybetti” yönündeki açıklamalarına rağmen, neden bir yanımız hep şüphe ile yaklaştı buna?