1958 kuşağı
sendikacılarından Kamil Tuncel, yıllar önce kendisi ile yaptığımız bir
röportajında şöyle diyordu: “Eğer bir işçi işini düzgün yapmıyorsa,
kaytarıyorsa, onun cezasını önce sendika verir. Bizim bildiğimiz sendikacılık
böyledir. İşyerinin verimi, her işçinin işini düzgün yapması sendikanın
öncelikli işidir. Böyle şeylere göz yumulursa; işçiler de, iş yeri de, sendika
da zarar görür. Onun için patrondan önce sendikalar, işini düzgün yapmayanı
cezalandırmalıdır.”
1 Şubat 2017 Çarşamba
18 Ocak 2017 Çarşamba
Kişilerle Uğraşmak (Yeni)
Politik
meselelerde fikirler, örgütler ve kişileri birbirine karıştırmak sadece
Kıbrıs’a özgü bir davranış değildir. Örneklerine dünyanın başka ülkelerinde de
bol bol rastlanabilir…
Örneğin İkinci Paylaşım Savaşı’nın nedeni olarak
Hitler’in akıl hastası olmasını gören tarihçiler bile var hala…
13 Ocak 2017 Cuma
Femnizm Herkes İçindir
11 Ocak 2017 Çarşamba
Çözümü Beklerken
Arabada giderken, spiker Cenevre’de gerçekleşecek
görüşmelerde hangi siyasi parti temsilcilerinin bulunduğunu ve görüşmelerin
nasıl bir havada cereyan etmesinin beklendiğini anlatıyordu.
Görüşmelere katılacak ülkeler ve bu ülkelerin çözüm
konusundaki tutumlarına ilişkin değerlendirmeler başladığında, gideceğim yere
varmıştım. Radyoyu kapattım ve arabadan indim.
9 Ocak 2017 Pazartesi
Viva Meksika
"Dünyayı Sarsan On Gün"ü okuyanlar John Reed'i bilecektir. 33 yıllık yaşamına dünya tarihini değiştiren 2 müthiş devrime (Meksika ve Rusya) tanıklık etmeyi sığdırmış ve Kızıl Meydan'a gömülen eşsiz bir ABD'li gazeteci...
4 Ocak 2017 Çarşamba
Faşizme İnat: Yaşasın Hayat
2017 yılının ilk saatleri Türkiye’de Reina saldırısı ile
başladı. Daha bu saldırının şoku atlatılamadan, yaşanan olayların etkisiyle
oluşan linç kültüründen Kıbrıs’ta da uzak durulamayacağı ortaya çıktı...
Barbaros Şansal’ın keyfi bir kararla sınır dışı edilmesi,
aslında olayların hiç de uzağında olmadığımızı hatırlatırcasına gerçeği
yüzümüze vuruverdi...
Örgütlü kötülük ile yüzyüzeyiz...
1 Ocak 2017 Pazar
‘Homo Homini Lupus’ mudur?
Homo homini lupus, Romalı ozan
Plautus’a ait Latince bir deyiştir. “İnsan insanın kurdudur” manasına
geliyor...
İngiliz felsefeci Thomas
Hobbes, bu deyişi kullanarak insanlar arası ilişkilerin bir devlet otoritesi
tarafından düzenlenmesi gerektiğini, aksi takdirde toplumsal yaşamın
çatışmalarla belirleneceğini iddia etmiştir. Hobbes’a göre, insanlar statü,
güvenlik ve kaynaklara erişim gibi güdülerle hareket eden rekabetçi canlılardır.
İnsanlar arası rekabetin düzenlenmesi için de devlet otoritesine ihtiyaç
vardır. Devlet, insanın doğasında bulunan çatışmacı ve rakebetçi özellikleri
kurumları aracılığı ile düzenler ve toplumsal yaşama şiddetin damga vurmasının
önüne geçer.
28 Aralık 2016 Çarşamba
“Hepimiz Suçlu” muyuz?
Girne bölgesinde yaşanan su baskınları sonrası; olanların toplum olarak hepimizin suçu olduğu, bir suçlu bulup onu kötülemekle bu yaşananların önüne geçemeyeceğimiz, teker teker her bireyin bu çarpık yapının oluşmasında pay sahibi olduğu ve kendi kendimize yönelik özeleştiri yapmadan benzer olayların yaşanmaya devam edeceğine dair yaygın bir fikirle karşılaştık…
Buna göre; dere yataklarına yapılan evlerde oturan, bu evlere göz yuman belediyeyi destekleyen, doğa yıkımı yaşanırken günlük hayatını devam ettiren, mevcut çarpık yapıyı beslemekte olan gelmiş geçmiş tüm hükümetlere oy veren ve hatta yeterince tepki göstermeyerek yaşananlara sessiz kalan herkes, yani aslında hepimiz yaşananların müsebbibiydik! Hiçkimsenin bir başkasını veya hiçbir siyasi yapının bir başka siyasi yapıyı eleştirmeye hakkı yoktu!
Hiçbir siyasi yapı ile alakası olmayanlarımız da suçlu olmaktan kurtulamıyordu, çünkü onlar da en azından mevcut partilerin yıllardan beridir seçilmekte olmasından dolayı kabahatliydi. Bu süreçte, “Bu hükümetleri biz seçtik”, “Hepimiz suçluyuz”, “Bizim de payımız var” gibi cümleler en çok duyulan söz kalıpları oldu…
Buna göre; dere yataklarına yapılan evlerde oturan, bu evlere göz yuman belediyeyi destekleyen, doğa yıkımı yaşanırken günlük hayatını devam ettiren, mevcut çarpık yapıyı beslemekte olan gelmiş geçmiş tüm hükümetlere oy veren ve hatta yeterince tepki göstermeyerek yaşananlara sessiz kalan herkes, yani aslında hepimiz yaşananların müsebbibiydik! Hiçkimsenin bir başkasını veya hiçbir siyasi yapının bir başka siyasi yapıyı eleştirmeye hakkı yoktu!
Hiçbir siyasi yapı ile alakası olmayanlarımız da suçlu olmaktan kurtulamıyordu, çünkü onlar da en azından mevcut partilerin yıllardan beridir seçilmekte olmasından dolayı kabahatliydi. Bu süreçte, “Bu hükümetleri biz seçtik”, “Hepimiz suçluyuz”, “Bizim de payımız var” gibi cümleler en çok duyulan söz kalıpları oldu…
7 Aralık 2016 Çarşamba
ALİHAN PEHLİVAN BENİ YAZMIŞ
Bunca toplumsal mesele varken, kendi şahsi konularımla kimseyi meşgul etmek istemem. Ama belirtmeden geçemeyeceğim bir noktacık var; Alihan Pehlivan beni yazmış... Dün BRT'de bugün de Kanal T'de ismimi vermeden aşağıdaki linkte yazdıklarını tekrarlıyormuş...
Özetle, kayıt dışı çalıştırılan tır şöförünü ben "enseleyemediğim" için bu kazanın meydana geldiğini, işimi yapmak için maaş aldığımı ama işimi yapmadığımı, Başbakanlık kapısını benim kırdığımı, benim gibi kişileri istihdam eden hükümetin gerçekten de istifa etmesi gerektiğini, işe gitmediğimi, gitsem de iş yapmadığımı ve devleti yönetenlere küfür ettiğimi öne sürüyor Alihan Pehlivan...
Özetle, kayıt dışı çalıştırılan tır şöförünü ben "enseleyemediğim" için bu kazanın meydana geldiğini, işimi yapmak için maaş aldığımı ama işimi yapmadığımı, Başbakanlık kapısını benim kırdığımı, benim gibi kişileri istihdam eden hükümetin gerçekten de istifa etmesi gerektiğini, işe gitmediğimi, gitsem de iş yapmadığımı ve devleti yönetenlere küfür ettiğimi öne sürüyor Alihan Pehlivan...
Eylemden Notlar: Liselilerden Öğrenmek
Dün Sendikal Platform’un çağrısı ile gerçekleşen Genel
Grev ve Başbakanlık önündeki eylemlilik ülkemizdeki hükümet, muhalefet,
gençlik, polis, sendikalar ve seçim partileri konusunda birçok tartışmaya neden
oldu. Yedi gündür tüm eylemlere katılmış birisi olarak, dünkü eylemin ilk
bakışta bana düşündürdükleri ve üzerinde çok daha derin çözümlemeler yapılması
şart olan başlıklar şöyle:
30 Kasım 2016 Çarşamba
SERDAR DENKTAŞ'IN YÜZÜ
[Dağyolu'nda gerçekleşen ve devletin açık ihmalleri nedeniyle kaza denilemeyecek kadar vahim sonuçlanan olaydan sonra gerçekleşen eylemlerden bir gözlem.]
Bugün, tam gün sokaktaydım. Tüm eylemlere katıldım... Ruhumda çok derin izler bırakacak şeyler gördüm, duydum, yaşadım. Ama Serdar Denktaş'a dair unutamayacağım iki olay var ki, onları buraya yazmak istiyorum:
Bugün, tam gün sokaktaydım. Tüm eylemlere katıldım... Ruhumda çok derin izler bırakacak şeyler gördüm, duydum, yaşadım. Ama Serdar Denktaş'a dair unutamayacağım iki olay var ki, onları buraya yazmak istiyorum:
Katil Devlet
Sözün bittiği yer…
Bir okul otobüsü ve bir iş aracı…
Saat sabahın yedisi…
Ölüm karanlıkta buldu genç bedenleri…
Suçları okula gitmek için otobüse doluşmak mıydı?
Yoksa bu duyarsız, umarsız, lanetli coğrafyada doğmak mıydı?
Geride savrulmuş okul çantaları, dağılmış defterleri ve kitapları
kaldı…
Ve belki o defterlerin bir köşesine karaladıkları aşk şiirleri…
26 Kasım 2016 Cumartesi
Castro'nun Ardından
Sana geçmişte "goşist", "maceracı" diyenler; bugün kendilerini "anti-militarist" kabul edip her tür şiddete karşı olmakla böbürlenenler, halkının devrimini devrim saymayıp seni de diktatör diye tanımlayanlar şimdi ölümünün ardından "komutan", "büyük devrimci", "komünist" diye konuşuyorlar....
23 Kasım 2016 Çarşamba
Mont Pelerin Sürecinin Analizi
Mont Pelerin’de gerçekleşen görüşmelerin yaratılan
beklenti ortamına uygun olmayan bir şekilde sonuçlanması ile Kıbrıslı Türk
ilerici toplumsal muhalefetinde genel bir hayal kırıklığı oluştu.
Böylesi bir hayal kırıklığının tek sebebi Akıncı yada
Anastasiadis’in zirvedeki performansında aranmamalı. En az bunun kadar, hatta
daha fazla, içeriği bilinmeyen bir görüşme sürecine romantik manalar
yükleyerek, halkı amigo düzeyinde bir cesaretlendirme rolü için sokağa çağıran
“platformlar” da bu hayal kırıklığının mimarlarıdır.
9 Kasım 2016 Çarşamba
Mağusa Polisi, Polis ve Polisler
Türkiye’de giderek açık
bir görünüm alan faşist uygulamalar hepimizin malumu...
Bu uygulamaların hızla
Kıbrıs’a da sirayet edeceği ve “Türkiye’de ne varsa aynısının bizde de yaşanacağı”
endişesi ise yaygın olarak paylaşılan bir hissiyat...
Bu koşullarda, Türkiye’de
yaşananlara sessiz kalmamak ve demokrasi, adalet, özgürlük talebinde Türkiye
halkları ile dayanışmak ciddi önem arzediyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













