27 Haziran 2012 Çarşamba

Emekçiler ve Çöpler



Hakim: “Maaşlarınız bu ay da ödenmedi değil mi?”
BES Başkanı: “Evet”
Hakim: “Grev yasağınız kalkarsa, Lefkoşa yine çöp içinde kalacak”
BES Başkanı: “Yok, biz bu kez iş yavaşlatması yapacağız. Çöpleri de toplayacağız”
Karar: “Her ne kadar da çöplerin toplanmaya devam edeceği söylenmişse de bu bir beyandan ibarettir ve bağlayıcılığı yoktur. Bu yüzden grev yasağının devamına...”
Hale bakar mısınız!!!
Aylarca maaşlarını alamayan belediye emekçilerini değil, sokaklardaki çöpleri dert edenlere bir bakın...
Ortada grev bile yokken grev yasaklayanlara bir bakın...
Grev hakkını vermek için grev yapmama şartı koyanlara bir bakın...
Yüce yargının önünde, emekçinin grev hakkını savunamayanlara bir bakın...

20 Haziran 2012 Çarşamba

Banka Açmanın Yanında Banka Soymak Nedir Ki?



Küre şeklinde, yuvarlak bir kumbaraydı... Rengi mavi...
Üzerine altın sarısıyla dünya haritası çizilmişti.
Tepesinde demir paraların girebileceği büyüklükte bir delik vardı...
Ne kadar mutlu olmuştum nenemin elinde gördüğümde...
İki taneydiler... Biri ablama biri bana...
Benimki hala duruyor. Onunki de duruyordur herhalde...
Ne de olsa “tasarruf çağı”nı ucundan da olsa yakalamış bir dönemin çocuklarıyız...
Ve böyle şeyleri kolay kolay kaybetmez o dönemin çocukları...
Biriktirmek, çoğaltmak ve paylaşmak o dönemin temel erdemleriydi...
Bankalar kumbara dağıtırdı... Şimdi de dağıtıyorlardır, geçmişe nostalji...
Siz biriktirirdiniz, bankalar da sizin biriktirdiklerinizi sizin adınıza “saklardı”...
En azından bize söylenen buydu... Oysa bankaların esas işlevi her zaman kredi dağıtmak olmuştur.
Yani bizim biriktirdiklerimizi toplayan bankalar, sonra dönüp bunu “yatrımcılara” kiralardı...

13 Haziran 2012 Çarşamba

Bizim Mahalle



Bir ufak mahalleciğimiz var. Kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan bir sevimli mahallecik...
Çok uzun seneler önce, bazı olaylar geçmiş mahallemizin başından. İşte o tarihlerden beridir mahallenin hali perişan.
O olayları herkes başka başka anlatıyor şimdi. Ancak neredeyse gene herkes bugünkü olaylardan dertli...
İzin verirseniz anlatayım size halimizi. Belki derleşerek çözeriz meselemizi...

6 Haziran 2012 Çarşamba

Toparlanıyorlar



Son zamanların popüler konusu ya toparlanmak ya da toparlanmakta olanlar ile ilgili yazılar yazmak...
***
Toparlananlar duyuruyorlar tüm topluma; “toparlanıyoruz” diye...
Eh,  bize de “kolay gelsin” demek düşer bu durumda...
Toparlanıyorlar...
Kimler olarak toparlanmakta olduklarını zaten kendileri söylemiş durumda...
Kişilerin kendi kendilerine biçtikleri sıfatların doğruluğu yanlışlığı pek de üzerinde konuşulacak bir konu değildir.
Doğru olsa ne yazar, yanlış olsa ne yazar...
Değil mi ki bu arkadaşlar kendileri ile ilgili böyle düşünüyorlar ve değil mi ki bize fikrimizi soran yok...
Toparlanıyorlar...

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Kol Kırılır, Yen İçinde...



- “İçimizdeki farklılıkları dışarıya yansıtırsak, düşmanın fayda sağlamasını engelleyemeyiz”
- “İçinden geçtiğimiz bu zor günlerde birlik beraberlik içinde olmalıyız”
- “Bizi bölmelerine izin vermemeli bütünlüğümüzü korumalıyız”
- “Birlik her şeyden önce gelir”
Tanıdık geliyor mu bu cümleler?
Sanki de 12 Eylül Cunta Lideri Kenan Evren konuşuyor...
Belki de Denktaş kalkmış mezarından nutuk atıyor...

15 Mayıs 2012 Salı

Kıbrıs Komplosu Kitabının Türkçe Baskısına Önsöz



Kıbrıs sorunu uzun yıllardan beridir gerek ada halklarının yaşamlarını gerekse de bölge ülkelerini meşgul ediyor. Birleşmiş Milletler’den Avrupa Birliği’ne, NATO’dan artık geçmişe ait bir anı haline gelen Varşova Paktı’na hatta Bağlantısızlar Hareketi’ne kadar bir çok uluslararası güç odağının çeşitli zamanlarda, çeşitli biçimlerde müdahil olduğu bu sorun, en çok Kıbrıs’ta konuşulmasına rağmen gene en az Kıbrıs halkları tarafından bilinmektedir.
Kıbrıs halkları, sorunun ayrıntılarına ilişkin o kadar çok detay ile uğraşmaktadır ve her biri kendi çıkarını maksimize etmeye uğraşan o kadar çok öznenin basıncı altındadır ki; hem resmin bütününü göremez hem de sorunun kendi açısından ne ifade ettiğini çözümleyemez duruma getirilmiştir. Kıbrıs halkları içinde sorunu Türkiye Cumhuriyeti’nin, Yunanistan’ın, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, AB’nin, (geçmişte) SSCB’nin vs. çıkarları temelinde anlayan, çözmeye çalışan kesimler her zaman oldu, bugün hala var ve muhtemelen gelecekte de olacak.

30 Mart 2012 Cuma

Kıbrıs'ta Ulusal Sorun Kitabı'na Sunuş



Kıbrıs sorununun nedenleri ve çözümüne dair bugüne kadar onlarca plan üretildi... Yüzlerce kitap yazıldı... Onbinlerce insan seferber oldu... İmparatorluklar dağıldı, sömürgeciler değişti, devletler kuruldu, savaşlar yapıldı, anlaşmalar imzalandı, kararlar alındı... Ancak sorun her tarihsel dönemde varlığını sürdürdü...
Devletler başka devletlerle, hükümetler muhalifleriyle, partiler diğer partilerle, babalar-anneler çocuklarıyla, kardeşler kardeşleriyle anlaşmazlığa düştü... Ancak sorun her tarihsel dönemde varlığını sürdürdü...
Farklı ülkelerin sağ partileri birbirleriyle düşman oldu, aynı ülkede solcularla sağcılar birbirlerini suçladı... Kimi zaman faşşizme mazeret, kimi zaman dinsel gericiliğe zemin oldu Kıbrıs sorunu...

28 Mart 2012 Çarşamba

Sosyal Patlama



Sosyal patlamalar planlanabilir şeyler değildirler...
Takvimdeki günleri işaretlenip, saatlerimizi ayarlayarak sözleşip başlatabileceğimiz şeyler değildir sosyal patlamalar...
Çoğu zaman yıkıcı, olumsuz ve sıkıntı yaratıcı sonuçlarıyla beraber birden bire olurlar...
***
Özelleştirme Yasası da geçti...
Şimdi Ercan’dan başlayarak, Telefon, Elektrik, DAÜ, eğitim, sağlık sırayla satışa çıkabilir...
Öncesinde Göç Yasası geçmişti...
İkramiyeler, maaşlar, ödenekler ve önceden kazanılmış tüm ek menfaatler bir kalemde silinmişti...

21 Mart 2012 Çarşamba

Belediye Ne İşe Yarar?



Ledra Palace Işıkları’nın hemen yanında bir arazi var... Çok uzun süredir boş duran bir arazi bu.
Eskiden Çetinkaya Spor Kulübü tarafından antrenman sahası olarak kullanılıyordu. Ancak Çetinkaya’ya ait değil...
Vedeniklilerden kalma bu toprak parçası, tarihi Lefkoşa Surları’nın hendek kısmı ile bağlantılı. Bu yüzden de Eski Eserler Dairesi tarafından himaye altına alınmış.
Birara bölge esnafı arasında dolaşan söylentilere göre, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları’nın rüyalarına girmeye başlamış arazi...
Cemal Başkan, “ne yapsam da bu araziye bir yolunu bulup beton döksem” diye dönüp duruyormuş yatağında...

14 Mart 2012 Çarşamba

Kişilerle Uğraşmak



Sadece Kıbrıs’a özgü bir davranış değildir politik meselelerde fikirler, örgütler ve kişileri birbirine karıştırmak... Örneklerine dünyanın başka ülkelerinde de bol bol rastlanabilir... Örneğin İkinci Paylaşım Savaşı’nın nedeni olarak Hitler’in akıl hastası olmasını gören tarihçiler bile var hala...
Ekonomik koşullar, bu koşulların yarattığı ihtiyaçlar, bu ihtiyaçların beslediği hareketler ve bu hareketlerin doğurduğu kişiler şeklinde anlamak gerçekten de zordur tarihi. Derin bir düşünce ve kısa yoldan vazgeçebilme kararlılığı gerektirir böyle bir düşünme tarzı.

7 Mart 2012 Çarşamba

Bir Opsiyon Daha Var! Yada Bu Aşk Burada Biter



Egemen Bağış şöyle buyurdu: “Kıbrıs’ta çözüm için her opsiyon masada. Çözüm, iki liderin uzlaşması ve toplumlarına kabul ettirdikleri bir birleşme formülü ile olabileceği gibi iki liderin uzlaşarak ayrılıp 2 ayrı devlet şeklinde ya da KKTC’nin Türkiye’ye bağlanması da mümkün olabilir.”
Kısacası, TC Devleti aba altından sopa gösterip Kıbrıslı Elen ve Kıbrıslı Türklere açık bir mesaj verdi; “Ya benim istediğim gibi bir çözümü kabul edeceksiniz ya da kırk katırla kırk satır arasında tercih yapacaksınız...” Seçenekler ise açık: Ya TC’nin kabul edeceği bir anlaşma ya iki devlet ya da entegrasyon...
Bu açıklamayı TC’li bir bakanın yapmış olması, gayet net gösteriyor ki adına kktc denilen devletçiğin TC karşısında bir gramcık egemenliği yok...

29 Şubat 2012 Çarşamba

Ne Yapsak Nafile



Kıbrıslı Türklerin toplumsal varoluş mücadelesi belli bir yere gelmiş ve tıkanmış görünüyor...
Mücadele ateşinin halkımızın yüreğini sarmasına neden olan olumsuzluklarsa olduğu gibi durmakta...
Durmak bir yana her geçen gün artmakta...
Okullarda zorunlu din eğitimine ve yaz dönemlerinde çocuklarımızın uçaklarla kurslara taşınmasına karşı çıkıyorduk. Şimdi Yakın Doğu Üniversitesi bünyesinde ilk yılı ücretsiz İlahiyat Fakültemiz, Meslek Liseleri’ne sokulmaya çalışılan İmam Hatiplerimiz, devlet okullarında verilen Kur’an kurslarımız, hacılara hocalara peşkeş çekilen 200 dönümlük arazilerimiz ve TC Elçiliği tarafından dağıtılan binlerce Kur’anımız var...

22 Şubat 2012 Çarşamba

Sosyal Hizmetler



Herkesin hepbir ağızdan aynı şeyi söylediği ortamlarda bulundunuz mu hiç?
Hadi zorlayın hafızanızı, bir kez olsun yaşamış olmalısınız bu durumu...
Her konuşan kendi söylediğinden gayet emindir. Zaten diğer konuşanlar da onunla hemfikirdir.
Her söylenen daha önce söylenenlerin teyidi, daha sonra söylenecek olanların da zeminidir.
Öylesine bir karşılıklı onaylama sarmalı içinde bulursunuz ki kendinizi, değil itiraz etmeye farklı düşünmeye bile cesaret edemezsiniz.

15 Şubat 2012 Çarşamba

Dayan Rüsva Etme Beni



“Örs oldun dayanacan, çekiç oldun vuracan.” Sık sık kullanırdı bu cümleyi babam...
Kendi kişisel tarihi boyunca örs olmuş ve hep örs kalmıştı.
Bu yüzden de hep dayandı, çekiç olacağı günü bekledi..
Çekiç olmanın, tek kişilik bir iş olmadığını da biliyordu.
Ancak tüm örsler hep birlikte çekiç olabilirlerdi...
Onları örs yapan neyse çekiç yapacak olan da oydu...
Ne örs olmaları tek başlarına onların kabahatiydi ne de çekiç olmak tek başlarına onların elindeydi.
Bu “örslük ve çekiçlik” meselesi tek kişilik bir mesele değildi kısacası... Özellikle de örsler için...

8 Şubat 2012 Çarşamba

Savaş İkinci Perdede Çıkacak



“İnsanlara bir şeyler söylemek istiyoruz.
Ama önce bunu söylemeye hakkımız olmalı.”

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun halen sahnelenmekte olan son oyunundan bu sözler.
Tüm yaşamı boyunca; tiyatro yapabilmek, sahnede kalabilmek için gerçeklik ile olan bağlarını kaybetmek pahasına tavizler veren bir sanatçıya, başka bir sanatçı tarafından söyleniyorlar...
Bendl, yani sahnede kalmak için hayata sırtını dönen baş karakterimiz, yaşamının son anlarındadır.
Yalnız, bitkin ve umutsuzdur...
Tüm yaşamını uğruna adadığı tiyatro aracılığı ile ömrünün bir bilançosunu çıkarma noktasına gelmiştir.
Bu artık son oyundur. Ya da bu, yaşam oyununun ikinci perdesidir...