10 Ağustos 2011 Çarşamba

Perde Aralığından



İbrahim Aziz’in iki dilli olarak basılan yeni kitabı “Perde Aralığından”ı okudunuz mu? Eğer okumadıysanız, bir solukta okunacak bu kitabı mutlaka okumanız gerekiyor.
İbrahim Aziz, Kıbrıslı Türk solunun mücadele tarihindeki önemli bir boşluğu doldurarak, Derviş Ali Kavazoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi yazarları ile olan ilişkilerinin üzerine ışık tutuyor.
Esas itinbariyle kişisel tanıklıklara dayalı olan kitapta, ilk kez gün yüzüne çıkan bazı belgeler de bulunuyor.

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Kıbrıs Türkü Ne Demektir?



Dil, insan toplumlarının uygarlık safhasında geliştirdikleri en önemli sosyalleşme araçlarından birisidir. Çeşitli toplumların kullandığı kelimeler, kavramlar, cümle kalıpları aynı zamanda o toplumların düşünme biçiminin, yaşam şeklinin bir yansımasıdır.
Denilebilir ki; toplumlar nasıl yaşarlarsa öyle konuşurlar. Örneğin Eskimo dilinde kar yağışının çeşitli biçimleri için yüzlerce kelime vardır. Oysa Türkçe’de tipi, lapa vs. diye saysak saysak en fazla 15-20 kelime bulabiliriz. Eskimolar açısından yaşadıkları iklim, evlerinin yapısı, sosyal hayat, ekonomi vs. için merkezi önem arz eden kar yağışı, bizim için bu kadar merkezi olmadığından yağan karın biçimlerindeki farklılıkları algılamamız da bunu ifade etmemiz de daha sınırlıdır. Kısacası dil, toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası, toplumsal pratiğin net bir yansısıdır.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Kıbrıs’ta Sosyalizmin Evrenselliği ve Yerelliği



Gaile Dergisi’nin 122. Sayısında Cemal Mert imzası ile yayınlanan “Kıbrıs’ta Sosyalist Mücadele Geleneği ve İthal Sosyalist Kültür” başlıklı yazı, ülkemiz solunun kendi tarihini öğrenmesi ve köklerini bulması noktasında önemli bir uyarı içeriyor. Tüm dünyada tarih bilinci sol açısından salt bir bilgi yığılmasından öte bir anlama sahip olmuştur. Tarih, geçmiş deneyimlerden çıkarılan dersler ve geleceğe dair bir çıkarsamalar alanı sunması bakımından her zaman bugüne dair bir olgudur. Bu yüzden de ne zaman nerede ne olduğundan öte bir geçmiş değerlendirmesi boyutu taşır. Sol açısından geçmişin değerlendirilmesi, geleceğin inşasından ayrı düşünülemez. Ve elbette, akademik kaygılar bir yana, geleceği kurma iddiası olmadan geçmişi bilme kaygısı ortaya çıkmaz. İşte tüm bu sebeplerle Kıbrıs’ta sol iddia taşıyan her kişi ve örgütün, dünya devrimci pratiği kadar Kıbrıs devrimci, sosyalist, demokrat pratiğini de bilme çabası içinde olması beklenir, istenir bir durumdur.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Cesaret ve Kahramanlık



19 Temmuz salı gün yaşananları mutlaka takip etmişsinizdir.
Belki televizyondan, belki internetten, belki de gazete fotoğraflarından izlediniz olup biteni. Kim bilir belki de bizzat oradaydınız.
Polis teşkilatımız bir kar makinesi gibi yolu açtı, dikensiz bir gül bahçesi yarattı Recep Tayyip Erdoğan’a.

21 Temmuz 2011 Perşembe

Kıbrıs Erdoğan'ın yavru vatanı değil




Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 61'inci hükümetin Başbakan'ı olarak ilk resmi yurtdışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdi. Erdoğan'ın gezisi süresince sıkıyönetim uygulanan Ada'da, sendikacılar gözaltına alındı, çok sayıda protestocu yaralandı. Bu gelişmelerin yanı sıra, Erdoğan ziyaretinin Kıbrıs müzakerelerinde krizler yaşandığı bir döneme denk gelmesi de önem kazanıyordu. Başbakan Erdoğan, Kuzey Kıbrıs ziyaretinde Avrupa Birliği'ne (AB) sert mesajlar verdi. Erdoğan, "Rum yönetimi dönem başkanı olursa, AB'yle ilişkileri dondururuz" açıklamasını yinelerken, "Türkiye, önceki dönem Kıbrıs politikasına mı dönülüyor?" sorusunu akıllara getiren ifadeler de kullandı.

Baraka Kültür Merkezi Temsilcisi Münür Rahvancıoğlu Kıbrıs'ta yaşanan gelişmeleri, gazetemize değerlendirdi.

12 Temmuz 2011 Salı

Polis ve Polisler



Kıbrıslı Türklere ait değerler sermayeye peşkeş çekildikçe, sendikaların eylemlerinde tansiyon daha da yükseliyor.
Dinsel inanç sistemine, ekonomisine, siyasetine, kültürüne kısacası varoluşuna yönelik saldırının hayati bir noktada olduğunu anlayan halk, giderek zaptedilmesi daha zor hale geliyor.
Egemen Blok ise tepkileri bastırmak, halka ve örgütlerine geri adım attırmak için şiddetin dozunu arttırıyor.

5 Temmuz 2011 Salı

UBP ve İşbirlikçilik



Ülke tam bir yangın yerine dönmüş durumda. Neo-liberal politikalar ile dinsel gericilik, asimilasyon saldırısı ile ekolojik talan el ele gidiyor.
Gelen-giden hükümetlerden ve partilerden bağımsız ilerleyen bu süreç, yeni bir şey değil. Ancak yeni olmaması başka bir şey, artık dayanacak gücümüzün kalmaması bambaşka bir şey...
Asimilasyon süreci köklerini 1950’lerden alıyor. Köy isimlerinin değiştirilmesi, soy isimler ile ilgili zorlamalar, Kıbrıslı Türklerin konuştuğu dile, okuduğu tarihe, yaşadığı coğrafyaya müdahaleler hep bu sürecin parçası...

1 Temmuz 2011 Cuma

Günümüzün Felsefesi: Başka Alternatif Yok!



“Gerçekçi ol, imkansızı iste”
1968 Duvar Yazısı

İçinden geçtiğimiz çağın belki de temel ayırt edici yönü; seçenek bolluğuna rağmen (belki de bu yüzden) alternatif yokluğudur. Sistem tarafından sunulmuş olan seçeneklerin bolluğu, sistem dışı bir seçeneği düşünebilme imkanlarımızı körelterek seçeneksizliğimizi arttırmaktadır.
Bugün çocuk sahibi olan birisi çocuğunu kktc üniversitelerinde, Türkiye’de, Avrupa’da, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde vs. okutmayı düşünebilir. Sayılabilecek onlarca farklı seçeneğe rağmen ortaya tek bir sonuç çıkmaktadır; her yıl yüzlerce yeni diplomalı işsiz! Sonucun bilinmesine rağmen, çocuğumuzu diplomalı işsizler ordusuna eklemek üzere okuyabileceği “en yüksek” dereceye kadar okutmak dışında bir alternatif yoktur!

DAÜ Sürecinden Öğrenmek



KTHY ile yatıp KTHY ile kalktığımız 200’ü aşkın günden sonra sermayenin yeni bir saldırısı ile karşı karşıya kaldık. DAÜ üzerinden yaşanan bu saldırı, toplumsal muhalefetin önceki süreçlerden ders çıkarmaktaki eksikliklerini net bir şekilde gösterdi. Haziran ayının ilk günlerinden itibaren DAÜ üniversite öncesi kurumlarının (ilkokul, kolej ve kreş) Fettullahçı olduğu bilinen Doğa Koleji’ne devredileceği söylentisi hızla yayıldı. Bu söylentilere son noktayı koyan ise 3 Haziran 2011 tarihinde imzalandığı ortaya çıkan “ön protokol”ün tam metninin kamuoyuna sızması oldu. Bu protokol ile resmi olarak ortaya çıktığı gibi; DAÜ’nün parça parça özele devredilmesi sürecine üniversite öncesi kurumlardan başlanıyor, işlem bir satış işlemi olarak değil “işletme devri” olarak “on yıllığına” (bu on yılları Telsim ve Turkcell’den iyi bilmemiz gerek) yapılıyor.

Dosya: Alternatif



Alternatif kelimesinin kökeni Fransızca’dır ve Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde Türkçe karşılığı “seçenek” olarak veriliyor. Seçenek kelimesi ise aynı yerde “birinin yerine seçilebilecek bir başka yol, yöntem, tutum” olarak tanımlanıyor. Argasdi’nin 23. sayısının dosya konusunu “seçenek” olarak değil de “alternatif” olarak belirlememizin nedeni; “seçenek” kelimesinin verili, sunulmuş ve hazır olanaklar arasından yapılacak tercihleri çağrıştırıyor olmasıdır.

28 Haziran 2011 Salı

Neden Yokoluyoruz?



Sendikal Platform 2011 yılını Toplumsal Varoluş İçin Mücadele Yılı ilan ettiği zaman, içinden geçtiğimiz sürece ne kadar isabetli bir isim verdiğinin farkında mıydı acaba?
Evet, UBP ile AKP arasında imzalanan protokol ve bu protokol aracılığı ile Kıbrıslı Türklerin çok ciddi bir saldırı altında oldukları belliydi.
Evet, KTHY’da yaşanan rezalet, sözde yetkililerin duyarsızlığı gün gibi açıktı.
Evet, sözde Sosyal Güvenlik Yasası’nın tamamlayıcısı Göç Yasası geçirilmiş, yılın ilk gününden itibaren yürürlüğe girmeyi bekliyordu.
Evet, DAÜ – Kooperatif- Telefon Dairesi ve Kıb-Tek’e yönelecek saldırılar seziliyordu.
Evet, daha fazla anıt, daha fazla cami ve daha az eğitim daha az sağlık politikaları yükselişteydi.
Ama toplumsal bir yokoluşun eşiğinde olduğumuzu anlamak için veya toplumsal bir yokoluşun eşiğinde olduğumuzu söyleyebilmek için bunlar yeterli midir?

20 Haziran 2011 Pazartesi

Duydunuz mu?



Duydunuz mu? Göç Yasası’na karşı mücadele eden altı pırıl pırıl AÖA öğrencisi, okul disiplin kurulundan kınama cezası aldı...
Duydunuz mu? Öğrenciler, eylemlerini okul sınırları dışında yapmış, tek suçları da İrsen Küçük ve Derviş Eroğlu kuklasına işbirlikçilik ödülü vermeleriymiş...

10 Nisan 2011 Pazar

Kıbrıs: Durursak Düşeriz



Kıbrıslı Türklerin, AKP tarafından dayatılan neo-liberal paketlere, dini gericiliğin ve siyasal islamın gittikçe yükseltilmesine ve asimilasyona karşı toplumsal varoluş mücadelesinde üç büyük eylem geride kaldı. 28 Ocak, 2 Mart ve 7 Nisan eylemleri; pankartları, talepleri, mücadele yöntemleri, AKP yetkililerinin aşağılamaları ve kktc’deki hükümetin onursuz tutumu ile çok konuşuldu. Gelinen yerde eylemler sürecinin bir bilançosunu çıkarmak ve önümüzdeki süreci bu bilanço ışığında kurgulamak şart olmuştur. Aslında AKP’nin ve işbirlikçi UBP hükümetinin pozisyonu belli... “Dünya yansa umurumuzda değil” tavrı ile kitlesel halk direnişini görmezden gelmeye, ilk buldukları fırsatta ise baskı ile, tehtid ile, zor yolu ile yok etmeye kararlılar. Egemenlerin karşısında bulunan direniş hareketi ise başından beridir zaten parçalı yapıya sahip. 7 Nisan tarihi ile birlikte açığa çıktığı gibi bu yapı tamamen parçalanmaya doğru ilerliyor. Bu gidişatı durdurabilecek tek unsur ise muhalefet bloğu içerisinde bulunan sosyalist/bağımsızlıkçı unsurların kararlılığıdır.

1 Nisan 2011 Cuma

Paşalar Papazlar (Yayınevinin Notu)



Khora Kitaplığı ilk kez 1988 yılında yayınlanmış olan ve uzun bir zamandır baskısı tükendiği için yeni kuşakların ulaşmakta zorlandığı Niyazi Kızılyürek’in Paşalar Papazlar kitabının elinizde tuttuğunuz ikinci baskısını gerçekleştirmekle gurur duyuyor. Yirmi üç yıl önce yayınlanmış bir kitabın bugün yeniden basılması için ya hala güncele dair söyleyecek sözü ya da tarihe ışık tutan bir belge olması gerekir. Paşalar Papazlar’ın içinde belge niteliğinde bir çok yön bulunabilir. Ancak bizim için öncelikli kıymeti ülkemiz Kıbrıs’ın güncelliğine dair söylediklerinin hala eskimemiş olmasındadır.

Bağımsızlık Mücadeleleri ve Sosyalistler



Sosyalizm mücadelesi temel olarak enternasyonalist bir mücadeledir. Feodal toplumdan kapitalist sisteme geçiş sürecinde işçi sınıfının bağımsız bir politik özne olarak tarih sahnesine çıkışı, enternasyonal dayanışmayı ve eş zamanlı olarak sosyalizm mücadelesini de gündeme taşıdı. Bu bağlamda özellikle emperyalist çağın (1900’lü yıllar) başlarına kadar sosyalizm tartışmaları ağırlıklı olarak ileri kapitalist ülkelerin gündeminde yer buldu. Sömürge ülkelerde sosyalizm tartışmalarının başlaması ise; bağımsızlık mücadelelerinin yükselmesi ve bu mücadeleler içinde siyasal bir özne olarak işçi sınıfının biçimlenmesi ile paralel bir seyir izler.