11 Mart 2015 Çarşamba

Kim Kazanacak?

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça sohbetlerin konusu da “seçimi kim kazanacak” eksenine doğru kaymaya başlıyor.
Bir süreden beridir “anketlere” yönelik güven zayıfladığından ve “süpriz” seçim sonuçları “olağan” hale geldiğinden dolayı da tüm adaylar “kazanacakmış” gibi davranıyor, hissediyor.
Yunanistan’da yaşanan Syriza depremi, ülkemizde son genel seçimlerde Toplumsal Varoluş Güçleri’nin barajı zorlamış olması ve LTB Başkanlığı konusunda BKP-TDP-Baraka ittifakının başarısı da “mümkün”ü daha yakın bir olasılık kılıyor...
Kısacası bir “neden olmasın” durumu hakim genel havaya...

25 Şubat 2015 Çarşamba

Mesai Tartışması ve Samimiyet

Kamuda mesai saatlerinin değiştirilmesi ile birlikte verimlilikte artış olacağını iddia edenler var. Diyorlar ki; “üretken ve verimli bir yapıya yoğunlaşmadan tartışmayı kuru gürültüye” boğuyorsunuz! Ve mesai saatleri üzerinden gerçekleşen neo-liberal saldırıya karşı çıkanları “samimiyete” davet ediyorlar. O halde biz de tüm samimiyetimizle konuşalım...

15 Şubat 2015 Pazar

İstenmeyen Bebeğin Ölümü - Arka Kapak Yazısı

Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu günden itibaren, Kıbrıslı Elen ve Kıbrıslı Türk liderliklerince bir “ara formül” olarak kabul edilmişti. “Nihai amaca” ulaşmak için yürünecek yolda istenmeyen bir bebek olarak dünyaya gelen yeni devlet; henüz kuruluş aşamasında sorunlar, gerilimler ve krizlerle yüzyüze kalıyordu.

11 Şubat 2015 Çarşamba

Sibel Siber Kadın mıdır?

Denilebilir ki “Bu soru da nereden çıktı?” Açıklayalım...
Cumhurbaşkanlığı seçim yarışı ilerlerken Sibel Siber’in “erkekten alâ iş yapan kadın” ve “hanımefendi” olmak ile ilgili iddiaları sosyal medyada epey tartışıldı...
Özellikle feminist çevrelerden bu ‘üslup’a yönelik ciddi eleştiriler geldi.
Feministler açısından konu sadece ‘üslup’tan ibaret değildi elbette, üslubun ardında yatan ‘zihniyet’ esas konuydu...
Bir kişi “erkekten alâ” olmakla övünüyorsa, o kişinin başarı kriterinin ‘erkek olmak’ üzerinden şekillendiği açıktır. Oysa ‘erkek’ olmak toplumda çeşitli ayrıcalıklara sahip olmayı getirse de, bu ayrıcalıkların varlığı erkeklerin doğuştan başarılı olmalarından değil toplumun erkeklere sunduğu adaletsiz avantajlardan kaynaklanmaktadır. Ve ‘erkek olmak’ durumunu otomatik olarak ‘başarılı olmak’ olarak anlayan ve olumlayan bir ‘zihniyet’, “kadın”ın başarılı olmasını ‘sevinilecek bir istisna’ noktasından öte bir yere koymuyor demektir...

2 Şubat 2015 Pazartesi

Syriza ve Solda Birlik Konusu - Yenidüzen ile röportaj

-'SYRİZA benzeri bir ittifak Kıbrıs’ta neden mümkün olamıyor? Sol niye iş birliği yapamıyor?
Her ülkenin kendine özgü koşulları ve mücadele eden örgütlerinin de yıllar içinde oluşmuş bir davranış kültürü vardır. Bu sebeple de farklı ülkelerde ortaya çıkmış deneyimlerin bire bir taklit edilmesi mümkün değil. Mümkün olsa da yaşamda aynı karşılığı bulmayacaktır.
Syriza deneyimini uzunca bir süreden beridir takip ediyoruz. Yunanistan’da faaliyet yürüten ve Syriza’nın da bileşenlerinden birisi olan DİKTİO ile 2006’da Atina’da gerçekleşen Avrupa Sosyal Formu’ndan beridir yakın ilişkilerimiz var.

28 Ocak 2015 Çarşamba

Göç Yasası ve Sendikaların Açmazı

Daha yürürlüğe girmezden önce ülkemizde siyasal/sendikal dengeleri alt-üst eden Göç Yasası hala daha yürülükte ve bu yasanın yarattığı olumsuz sonuçlar katlanarak artıyor.
Öylesine katmanlı bir sorunlar yumağı ki sözünü ettiğimiz; bütününü incelemek belki de akademik bir çalışmanın konusu olabilir. Bu yazı bağlamında tartışmaya çalışacağımız ise, Göç Yasası’nın sendikal örgütlülük bağlamında yarattığı sıkıntılar ve bu sıkıntıların nasıl aşılabileceğine dair öngörüler olacak.

14 Ocak 2015 Çarşamba

Yüzleştik? Tamamdır?



Hiç başı yeni kesilmiş tavuk gördünüz mü?
“Başı kesik tavuk gibi” deyimini duymuşsunuzdur da, hiç gerçekten başı yeni kesilmiş tavuk gördünüz mü?
Ben daha deyimi öğrenmeden, tavuğu görmüştüm... Bu yüzden de deyimi ilk kez duyduğum zaman anlamını kavramam zor olmadı...
Başı yeni kesilmiş, yani gövdesinin üzerinde herhangi bir baş olmayan tavuk; koşar...
Oradan oraya, çarpa çarpa, düşe kalka ve nereye gittiğini görmeden, bilmeden koşar...
Bir süre sonra da yığılıp kalır...
Bu olaya bir kez şahit oldum, küçüktüm ve hiç aklımdan çıkmadı... Hiç hoş bir deneyim değildi açıkçası ve bir süre tavuk yemeyi reddetmemle sonuçlandı...
Ama şimdi konumuz bu değil.
Konu şu ki; baş olmadan da organlar hareket edebiliyorlar bir süre...
Ama amaçsız, faydasız ve sonuçsuz hareketler olarak kalıyor bunlar...
Tıpkı başı yeni kesilmiş tavukta olduğu gibi...

1 Ocak 2015 Perşembe

“Her Şey Değişip Akmada”



“Heraklit, Heraklit; ne akıştır bu!
ne akıştır ki bu, dalgalarında
                     dağlıdır alnı en mukaddes putun
                     kızgın demir damgasıyla sukutun.
Gebedir her sukut bir yükselişe.
Ne mümkün karşı koymak
                               bu köpürmüş gelişe...
Heraklit, Heraklit!
       akar suya kabil mi vurmak kilit?
Nazım Hikmet Ran

9 Aralık 2014 Salı

Tahakküm ve Direniş Sanatları

"Ezilenler" her zaman açık ve kamusal meydan okumalarla mücadele ermezler. Aksine ezilenlerin yaşamının büyük kısmı "kamusal" değil "gizli" senaryoların uygulanması ile geçer... Çoğu zaman cool bir "poz kesme" görünümü altında uygulanan dedikodu, alay, sinizm, kinizm bu "gizli" senaryoların önemli bir harcıdır...

3 Aralık 2014 Çarşamba

“Kayıp”ta Kaybolanlar



Geçmiş, öylesine geride bırakıp ardımıza bakmadan yürüyüp gidebileceğimiz bir şey değil...
Hele ki yüzleşmediğimiz, hesaplaşmadığımız, sağaltmadığımız acılarla yoğrulmuş bir geçmişse bu...
Geçmiş, her zaman bugünümüzün içinde yaşar...
Hele ki, inkârla kaçtığımız, boyun eğerek teslim olduğumuz, bastırarak yok saydığımız bir geçmişse bu...

19 Kasım 2014 Çarşamba

Yorgancıoğlu Ne Yapmaya Çalışıyor?



15 Kasım törenlerinde Polis Teşkilatı tarafından gerçekleştirilen zorbalık ve hukuksuzluk üzerine toplumun neredeyse her kesiminden tepkiler yükseldi...
Bu tepkiler arasında en dikkat çekici olan ise Başbakan Yorgancıoğlu’nun Meclis kürsüsünden yaptığı “kınama” konuşmasıydı...
Yorgancıoğlu’nun Polis Teşkilatı’nı kınaması, halkın genelinde şaşkınlık, sol örgütlerde ise küçümsemeyle karşılandı...

17 Kasım 2014 Pazartesi

Polisin Zorbalığı ve Düşündürdükleri



29 Ekim’de gerçekleşen “Cumhuriyet Bayramı” törenlerinde “Vicdani Red’e Hayır – Askerlik Namustur” yazılı pankartlar açılmıştı...
kktc polisi ve onun bağlı bulunduğu GKK ve onun bağlı bulunduğu “Barış” Kuvvetleri ve onun bağlı bulunduğu TC Genel Kurmayı bu pankartlara müdahale etmemişti...

15 Kasım 2014 Cumartesi

"Kıbrıs Komünist Partisi Tarihi" Arka Kapak Tanıtım Yazısı



Kıbrıs’ın sınıf siyaseti bakımından çorak toprakları 1920’li yılların ortasında beklenmedik bir gelişmeye sahne oldu: Kıbrıs’ta bir komünist partisi kuruldu...
O yıllarda, İngiltere sadece Kıbrıs’ta değil, Yunanistan’da, bölgede ve irili ufaklı tüm emperyalistler arasında tartışmasız bir egemenliğe sahipti; Türkiye’de Birinci Paylaşım Savaşı’nın sancıları devam ediyor, Kıbrıs’ta Kilise’nin siyasi liderliği geniş köylü kitelelerine hükmediyordu; Kıbrıslı Türkler siyasi bir uyanışın eşiğinde bile değilken, Kıbrıslı Elen burjuvazisi kendi mezar kazıcısı Kıbrıs işçi sınıfını da beraberinde sürükleyerek tarih sahnesine daha yeni adımını atmıştı...

5 Kasım 2014 Çarşamba

Müzakereler ve Biz



Hikaye malumunuzdur; TC hükümeti ve kktc arasında imzalanan bir “anlaşma” ile kktc kara sularında petrol ve doğalgaz aramaları yapılmasına gıyabımızda hükmedildi....
Bu “anlaşma”nın hem hukuka hem de Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına aykırı olduğunu, “anlaşma”yı imzalayan UBP yetkilileri dahil herkes biliyordu.