28 Aralık 2016 Çarşamba

“Hepimiz Suçlu” muyuz?

Girne bölgesinde yaşanan su baskınları sonrası; olanların toplum olarak hepimizin suçu olduğu, bir suçlu bulup onu kötülemekle bu yaşananların önüne geçemeyeceğimiz, teker teker her bireyin bu çarpık yapının oluşmasında pay sahibi olduğu ve kendi kendimize yönelik özeleştiri yapmadan benzer olayların yaşanmaya devam edeceğine dair yaygın bir fikirle karşılaştık…
Buna göre; dere yataklarına yapılan evlerde oturan, bu evlere göz yuman belediyeyi destekleyen, doğa yıkımı yaşanırken günlük hayatını devam ettiren, mevcut çarpık yapıyı beslemekte olan gelmiş geçmiş tüm hükümetlere oy veren ve hatta yeterince tepki göstermeyerek yaşananlara sessiz kalan herkes, yani aslında hepimiz yaşananların müsebbibiydik! Hiçkimsenin bir başkasını veya hiçbir siyasi yapının bir başka siyasi yapıyı eleştirmeye hakkı yoktu! 
Hiçbir siyasi yapı ile alakası olmayanlarımız da suçlu olmaktan kurtulamıyordu, çünkü onlar da en azından mevcut partilerin yıllardan beridir seçilmekte olmasından dolayı kabahatliydi. Bu süreçte, “Bu hükümetleri biz seçtik”, “Hepimiz suçluyuz”, “Bizim de payımız var” gibi cümleler en çok duyulan söz kalıpları oldu…

7 Aralık 2016 Çarşamba

ALİHAN PEHLİVAN BENİ YAZMIŞ

Bunca toplumsal mesele varken, kendi şahsi konularımla kimseyi meşgul etmek istemem. Ama belirtmeden geçemeyeceğim bir noktacık var; Alihan Pehlivan beni yazmış... Dün BRT'de bugün de Kanal T'de ismimi vermeden aşağıdaki linkte yazdıklarını tekrarlıyormuş...
Özetle, kayıt dışı çalıştırılan tır şöförünü ben "enseleyemediğim" için bu kazanın meydana geldiğini, işimi yapmak için maaş aldığımı ama işimi yapmadığımı, Başbakanlık kapısını benim kırdığımı, benim gibi kişileri istihdam eden hükümetin gerçekten de istifa etmesi gerektiğini, işe gitmediğimi, gitsem de iş yapmadığımı ve devleti yönetenlere küfür ettiğimi öne sürüyor Alihan Pehlivan...

Eylemden Notlar: Liselilerden Öğrenmek


Dün Sendikal Platform’un çağrısı ile gerçekleşen Genel Grev ve Başbakanlık önündeki eylemlilik ülkemizdeki hükümet, muhalefet, gençlik, polis, sendikalar ve seçim partileri konusunda birçok tartışmaya neden oldu. Yedi gündür tüm eylemlere katılmış birisi olarak, dünkü eylemin ilk bakışta bana düşündürdükleri ve üzerinde çok daha derin çözümlemeler yapılması şart olan başlıklar şöyle:

30 Kasım 2016 Çarşamba

SERDAR DENKTAŞ'IN YÜZÜ

[Dağyolu'nda gerçekleşen ve devletin açık ihmalleri nedeniyle kaza denilemeyecek kadar vahim sonuçlanan olaydan sonra gerçekleşen eylemlerden bir gözlem.]

Bugün, tam gün sokaktaydım. Tüm eylemlere katıldım... Ruhumda çok derin izler bırakacak şeyler gördüm, duydum, yaşadım. Ama Serdar Denktaş'a dair unutamayacağım iki olay var ki, onları buraya yazmak istiyorum:

Katil Devlet


 
Sözün bittiği yer…

Bir okul otobüsü ve bir iş aracı…

Saat sabahın yedisi…

Ölüm karanlıkta buldu genç bedenleri…

Suçları okula gitmek için otobüse doluşmak mıydı?

Yoksa bu duyarsız, umarsız, lanetli coğrafyada doğmak mıydı?

Geride savrulmuş okul çantaları, dağılmış defterleri ve kitapları kaldı…

Ve belki o defterlerin bir köşesine karaladıkları aşk şiirleri…

26 Kasım 2016 Cumartesi

Castro'nun Ardından

Sana geçmişte "goşist", "maceracı" diyenler; bugün kendilerini "anti-militarist" kabul edip her tür şiddete karşı olmakla böbürlenenler, halkının devrimini devrim saymayıp seni de diktatör diye tanımlayanlar şimdi ölümünün ardından "komutan", "büyük devrimci", "komünist" diye konuşuyorlar.... 

23 Kasım 2016 Çarşamba

Mont Pelerin Sürecinin Analizi

Mont Pelerin’de gerçekleşen görüşmelerin yaratılan beklenti ortamına uygun olmayan bir şekilde sonuçlanması ile Kıbrıslı Türk ilerici toplumsal muhalefetinde genel bir hayal kırıklığı oluştu.
Böylesi bir hayal kırıklığının tek sebebi Akıncı yada Anastasiadis’in zirvedeki performansında aranmamalı. En az bunun kadar, hatta daha fazla, içeriği bilinmeyen bir görüşme sürecine romantik manalar yükleyerek, halkı amigo düzeyinde bir cesaretlendirme rolü için sokağa çağıran “platformlar” da bu hayal kırıklığının mimarlarıdır.

9 Kasım 2016 Çarşamba

Mağusa Polisi, Polis ve Polisler

Türkiye’de giderek açık bir görünüm alan faşist uygulamalar hepimizin malumu...
Bu uygulamaların hızla Kıbrıs’a da sirayet edeceği ve “Türkiye’de ne varsa aynısının bizde de yaşanacağı” endişesi ise yaygın olarak paylaşılan bir hissiyat...
Bu koşullarda, Türkiye’de yaşananlara sessiz kalmamak ve demokrasi, adalet, özgürlük talebinde Türkiye halkları ile dayanışmak ciddi önem arzediyor.

2 Kasım 2016 Çarşamba

#Reddediyoruz Nasıl Kazandı?

Geçtiğimiz cuma gün Meclis’ten gelen haberle yaz başından beridir yürütülen #Reddediyoruz sürecinin kazanım ile sonuçlandığı tescillenmiş oldu. Aslında Anayasa Mahkemesi’nin kararını açıladığı günden beridir Reddediyoruz bileşenleri, bunun bir başarı olduğunu ifade ediyorlardı. Dahası, mahkeme kararı bu yönde olmasaydı dahi; toplumun ezici bir çoğunluğu tarafından reddedilmekte olan bir ofisin gerçek hayatta uzun süre tutunması da mümkün olmayacaktı zaten. Ancak zaferin kesinleşebilmesi için, Meclis’teki işbirlikçi kesimin de teslim bayrağını çekmesi beklendi ve ancak o zaman Kıbrıslı Türkler derin bir “ohh” çekerek rahatladı…
Peki, kendi emeğimiz ile inşa ettiğimiz bu önemli direnişin hedefine ulaştığından emin olmak için neden bunca tereddüt ettik? Reddediyoruz’un Ağustos’tan beridir “Ofisçiler kaybetti” yönündeki açıklamalarına rağmen, neden bir yanımız hep şüphe ile yaklaştı buna?

19 Ekim 2016 Çarşamba

Sağ Siyasetin Derin Açmazı


Son beş yıldır Kıbrıslı Türk siyasal yaşamında hükümet olmayı hedefleyen siyasal partiler açısından derin bir açmaz damgasını vurmuş durumda: AKP ile Kıbrıslı Türk halkı arasındaki gerilim…

Kıbrıs’ın kuzeyinde hükümet olabilmek veya halktan destek toplayabilmek için, AKP’nin uygulamakta olduğu kültürel, dinsel, ekonomik, ekolojik neredeyse tüm politikalara muhalefet etmek şart… Çünkü Kıbrıslı Türkler bu politikaların hepsine haklı olarak tepkili ve kuşku ile yaklaşıyor.

12 Ekim 2016 Çarşamba

Elektrik, Birikim, Tufan ve Aşçı

Sarayda verilecek ziyafet öncesi; tavuk, ördek, hindi ve keklik mutfakta toplantıya çağrılırlar. Toplantıyı açan aşçı, seçme özgürlüğü ve demokrasinin nimetlerine dair uzun bir konuşma yaptıktan sonra, her birine teker teker sorar: “Yenmeden önce hangi sosla pişirilmek istersin?”
Tüm hayvanlar sırayla tercihlerinin beyan ederken, bir ördek itiraz eder: “Ben hiçbir şekilde yenmek istemiyorum!”
Toplantının organizatörü olan aşçının yanıtı nettir: “Bu gündemimize dahil değil.”

5 Ekim 2016 Çarşamba

Garantörler

Son haftalarda yüksek politikanın tartışmasız en yüksek konusunu garantörler ve garantörlük meselesi oluşturmakta.
Kurulacağı söylenen yeni Kıbrıs’ta, garanti sisteminin devam edip etmeyeceği, edecekse biçiminin nasıl olacağına dair; pek de sağlıklı olmayan bir tartışma bu…
Sağlıksız diyorum, çünkü konunun gündeme geliş biçiminden konuyu gündeme taşıyan aktörlere ve konunun karara bağlanacağı zemin ile en yoğun tartışıldığı düzeleme kadar her boyutu çarpık…
Garanti sisteminin nasıl kurulduğu, mevcut uluslararası ilişkiler hukuku içerisinde bu sistemin nasıl ortadan kalkabileceği ve Kıbrıs halklarının bu kararlardaki rolü gibi olgulardan bağımsız yürütülen bu “tartışma”; ilan edilen amacından çok daha farklı noktalara hizmet ediyormuş gibi bir görüntü çiziyor…

1 Ekim 2016 Cumartesi

Göçmen İşçiler

Çalışma hayatımızın düzenli, adil, örgütlü ve tatmin edici olduğu söylenemez. Bu durum özellikle emekçiler tarafından bakıldığında böyledir. Ancak dünya ile kıyaslandığında, belki de uluslararası standartlara en yakın uygulamamız; bu adaletsiz durumu değiştirmek için mücadele etmesi beklenen emekçilerin özenle bölünmüş olması bakımından gösterilen “başarı”dır.

28 Eylül 2016 Çarşamba

Kapıdan Çıkan Kızın Gözleri

Yorucu bir günün sonunda evdeyim. Uzun zamandır izlemek istediğim bir filmi takıp, kahve içerek dinlenme planıyla, kanepeye uzanıyorum. Bir süre izledikten sonra telefonum çalıyor...
Arayan liseden bir arkadaşım. Çok uzun zamandır haberleşmediğimiz, sevdiğim bir insan...
“Çalışma Dairesi’ndesin değil mi hala?” diye soruyor. Ve hemen konuya giriyor: Doktor olarak “büyük” bir özel hastanede çalışan eşi yeni doğum yapmış, hala doğum izninde. Doğum izini sırasında sigorta yatırımlarının gerçek maaşı üzerinden yapılmadığını öğrenmişler. Bu sebeple de doğum izninde olduğu süre için kendisine sigorta tarafından yapılan ödenek, olması gerekenden az olmuş...

21 Eylül 2016 Çarşamba

Bir Kampanyanın Düşündürdükleri


“10 Kişiden Fazla Çalışanı Olan Patronların Sendikasız İşçi Çalıştırması Yasaklansın” talebi ile yürütülen kampanyayı duymuşsunuzdur. Bağımsızlık Yolu bir yılı aşkın bir süre önce bu taleple sokağa çıkmış ve birçok sendika, siyasi parti ve örgütün desteğini almıştı. En önemlisi de ülkemizdeki binlerce özel sektör çalışanının gönlünü fetheden bu talep, halktan beklenmedik bir onay görmüştü.
Zamanla kampanya özel sektördeki sıkıntıların çeşitli boyutları ile tartışıldığı bir zemine dönüştü. İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının patronlar tarafından maliyet düşürmek maksadıyla yerine getirilmemesi ve iş kazaları ile iş cinayetlerindeki artış derinlemesine konuşuldu. Medyada da bu konu kendine hatırı sayılır bir yer buldu.