28 Haziran 2011 Salı

Neden Yokoluyoruz?



Sendikal Platform 2011 yılını Toplumsal Varoluş İçin Mücadele Yılı ilan ettiği zaman, içinden geçtiğimiz sürece ne kadar isabetli bir isim verdiğinin farkında mıydı acaba?
Evet, UBP ile AKP arasında imzalanan protokol ve bu protokol aracılığı ile Kıbrıslı Türklerin çok ciddi bir saldırı altında oldukları belliydi.
Evet, KTHY’da yaşanan rezalet, sözde yetkililerin duyarsızlığı gün gibi açıktı.
Evet, sözde Sosyal Güvenlik Yasası’nın tamamlayıcısı Göç Yasası geçirilmiş, yılın ilk gününden itibaren yürürlüğe girmeyi bekliyordu.
Evet, DAÜ – Kooperatif- Telefon Dairesi ve Kıb-Tek’e yönelecek saldırılar seziliyordu.
Evet, daha fazla anıt, daha fazla cami ve daha az eğitim daha az sağlık politikaları yükselişteydi.
Ama toplumsal bir yokoluşun eşiğinde olduğumuzu anlamak için veya toplumsal bir yokoluşun eşiğinde olduğumuzu söyleyebilmek için bunlar yeterli midir?

20 Haziran 2011 Pazartesi

Duydunuz mu?



Duydunuz mu? Göç Yasası’na karşı mücadele eden altı pırıl pırıl AÖA öğrencisi, okul disiplin kurulundan kınama cezası aldı...
Duydunuz mu? Öğrenciler, eylemlerini okul sınırları dışında yapmış, tek suçları da İrsen Küçük ve Derviş Eroğlu kuklasına işbirlikçilik ödülü vermeleriymiş...

10 Nisan 2011 Pazar

Kıbrıs: Durursak Düşeriz



Kıbrıslı Türklerin, AKP tarafından dayatılan neo-liberal paketlere, dini gericiliğin ve siyasal islamın gittikçe yükseltilmesine ve asimilasyona karşı toplumsal varoluş mücadelesinde üç büyük eylem geride kaldı. 28 Ocak, 2 Mart ve 7 Nisan eylemleri; pankartları, talepleri, mücadele yöntemleri, AKP yetkililerinin aşağılamaları ve kktc’deki hükümetin onursuz tutumu ile çok konuşuldu. Gelinen yerde eylemler sürecinin bir bilançosunu çıkarmak ve önümüzdeki süreci bu bilanço ışığında kurgulamak şart olmuştur. Aslında AKP’nin ve işbirlikçi UBP hükümetinin pozisyonu belli... “Dünya yansa umurumuzda değil” tavrı ile kitlesel halk direnişini görmezden gelmeye, ilk buldukları fırsatta ise baskı ile, tehtid ile, zor yolu ile yok etmeye kararlılar. Egemenlerin karşısında bulunan direniş hareketi ise başından beridir zaten parçalı yapıya sahip. 7 Nisan tarihi ile birlikte açığa çıktığı gibi bu yapı tamamen parçalanmaya doğru ilerliyor. Bu gidişatı durdurabilecek tek unsur ise muhalefet bloğu içerisinde bulunan sosyalist/bağımsızlıkçı unsurların kararlılığıdır.

1 Nisan 2011 Cuma

Paşalar Papazlar (Yayınevinin Notu)



Khora Kitaplığı ilk kez 1988 yılında yayınlanmış olan ve uzun bir zamandır baskısı tükendiği için yeni kuşakların ulaşmakta zorlandığı Niyazi Kızılyürek’in Paşalar Papazlar kitabının elinizde tuttuğunuz ikinci baskısını gerçekleştirmekle gurur duyuyor. Yirmi üç yıl önce yayınlanmış bir kitabın bugün yeniden basılması için ya hala güncele dair söyleyecek sözü ya da tarihe ışık tutan bir belge olması gerekir. Paşalar Papazlar’ın içinde belge niteliğinde bir çok yön bulunabilir. Ancak bizim için öncelikli kıymeti ülkemiz Kıbrıs’ın güncelliğine dair söylediklerinin hala eskimemiş olmasındadır.

Bağımsızlık Mücadeleleri ve Sosyalistler



Sosyalizm mücadelesi temel olarak enternasyonalist bir mücadeledir. Feodal toplumdan kapitalist sisteme geçiş sürecinde işçi sınıfının bağımsız bir politik özne olarak tarih sahnesine çıkışı, enternasyonal dayanışmayı ve eş zamanlı olarak sosyalizm mücadelesini de gündeme taşıdı. Bu bağlamda özellikle emperyalist çağın (1900’lü yıllar) başlarına kadar sosyalizm tartışmaları ağırlıklı olarak ileri kapitalist ülkelerin gündeminde yer buldu. Sömürge ülkelerde sosyalizm tartışmalarının başlaması ise; bağımsızlık mücadelelerinin yükselmesi ve bu mücadeleler içinde siyasal bir özne olarak işçi sınıfının biçimlenmesi ile paralel bir seyir izler.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Bu Çağrı Ankara’ya Değil Ankaralılaradır



28 Ocak mitingine “Ankara Elini Yakamızdan Çek” pankartı ile katılmaya karar verdiğimizde, Kıbrıs’ta Ankara’dan fazla Ankara’cı bazı çevreleri ve Ankara’nın icazeti ile tekrardan hükümet olma hayali kuranları kızdıracağımızı biliyorduk. Ancak Ankara’nın bu kadar öfkeleneceğini doğrusu tahmin etmemiştik.
Mitingimiz ve pankartlarımız hakkında konuşmamış, Kıbrıslıları aşağılamamış bir tek AKP kurmayı kalmış mıdır bilemiyorum... Çok satan gazetelerinde Kıbrıs ile ilgili fikirlerini anlatmamış kaç köşe yazarı vardır onu da bilemiyorum... Bizim elde yazılmış bez pankartımızı fonda kullanarak Kıbrıs’tan bahsetmeyen ana haber bültenine rastlamak ya da Kıbrıs ile ilgili açıklama yapmayan bir TC partisi bulmak mümkün müdür peki?

13 Şubat 2011 Pazar

28 Ocak Mitingi Sonrası Express Dergisi ile Söyleşi



* Annan Planı dönemi ardından, Kıbrıs yine Türkiye gündeminde. O zaman AKP ve onu destekleyen kesimler tarafından 'kahraman' olarak görülen, sempatiyle bakılan kitle ile, bugün 'hain' denilen kitle aslında aynı kitle değil mi?
Soruya cevap vermeden önce bir küçük hatırlatmada bulunayım. 2000’li yılların başında Kıbrıs’ın kuzeyinde ortaya çıkan hareketlilikler kitlesel mitingler Annan Planı’ndan biraz daha önce başlamıştır. Bankaların iflas etmesi ile birlikte kktc Meclisi kitleler tarafından basılmış ve o dönemki ismiyle Avrupa Gazetesi yazarlarının sudan gerekçelerle tutuklanması üzerine mitingler süreci başlamıştır. O tarihlerde 10-15 bin kişilik mitingler örgütlenebiliyordu. Ki Kıbrıs şartlarında bu çok yüksek bir rakamdır. UBP-TKP hükümetinin istifa etmesi ile durdurulamayan hareketlilik, kendini sendika, parti ve demokratik kitle örgütlerinin buluştuğu Bu Memleket Bizim Platformu çatısı altında ifade etmeye başlamıştır. Annan Planı’nın taraflara sunulması ve görüşme sürecinin hızlanması ile birlikte bu halk hareketliliği BMBP tarafından Annan Planı’na doğru yöneltilmişti. Yani hareketlenmenin nedeni Annan Planları değildi. Ama Annan Planları gibi somut hedeflerin ortaya çıkması ile birlikte kitleselliğin de katlanarak arttığını söyleyebiliriz. Annan Planlarının gündemde olduğu süreçte mitinglere katılan kitlenin 50-60 bin kişiye kadar yükseldiği söylenebilir.

8 Şubat 2011 Salı

Baraka: 'Ankara elini yakamızdan çek'


Baraka Kültür Merkezi, Kıbrıs’ın kuzeyinde, “halk olma hakkı ihlal edilmiş bir halkın hakları” için neoliberalizme karşı mücadele ediyor. Kıbrıs’taki son mitinge “Ankara elini yakamızdan çek!” pankartıyla katıldı ve mitingin mesajını özetleyen bu pankart faşist saldırı girişimlerinin ve Ankara’nın hışmının hedefine oturdu. Baraka’dan Münür Rahvancıoğlu ile son eylemlerin gerçek dinamiklerini, hedeflerini, öznelerini ve Tayyip Erdoğan’ın sert çıkışının Kıbrıs’taki karşılığını konuştuk

12 Ocak 2011 Çarşamba

Bir Otobiyografi Denemesi (Baraka)



Baraka’nın kuruluş tarihi nedir? Bu soruyu bir defada yanıtlamak neredeyse imkansız gibi… İki ay süren buluşmalarına son noktayı 4 Temmuz 2001 tarihinde koyan bir grup genç, Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği bahçesinde kahve içerken ortak bir metin hazırlayıp imzaladıklarında kurulmuştu belki Baraka. Ama daha ismi yoktu, binası yoktu, gerçi hiçbir zaman ciddiye alınan bir tüzüğü olmadı ama tüzüğü de yoktu. Bu kararın hemen ardından maddi sıkıntıların aşılması için bir dizi faaliyet örgütlendi. Bunların en önemlisi S.O.S. ve Çıkmaz Sokak grupları ile Alkapon ve Emre’nin bedelsiz sahne aldıkları 29 Ağustos 2001’de gerçekleşen dayanışma konseridir. Böylece Baraka’nın artık bir logosu, ilk afişi ve ilk etkinliği vardı ama acaba Baraka kurulmuş muydu? Yoksa bağış makbuzlarının basılması ve bir bina kiralanabilmesi için kampanya başlatılmasıyla mı kuruldu Baraka? Belki de Baraka’nın kuruluş tarihini 1 Nisan 2002’de tamire muhtaç ilk dernek lokalinin kiralanması olarak kabul etmeliyiz. Ya da bu binada 3 Haziran 2002’de gerçekleşen Nazım Hikmet Anması da olabilir kuruluş tarihi.

10 Ocak 2011 Pazartesi

DEĞERleri Yaşamımıza Uygulamaya Değer Mi? (Değiştirilmiş)




“Ben özgürüm” diyordu genç arkadaş; “Özgürüm ve bana ne yapacağımı söyleyen kurallara ihtiyacım yok. Sen neden sürekli eşitlik, küreselleşme gibi politik meselelerle uğraşıyorsun ki, neden tüm bunları boşverip keyfine bakmıyorsun?”
Çağımız insanının en fazla zorlandığı şeylerden biri de; belli ilkelere, değerlere, prensiplere göre yaşamaktır. Öyle ki, bireyler sistemin koyduğu hiçbir kural, kanun veya yasağı sorgulamadıkları halde, değişimden yana, özgürlükçü her türlü ilkeyi reddetmekte, itiraz etmekte, tartışmaktadırlar. Tabi ki genel olarak sol hareketin de zaafları, ezberciliği ve şekilciliği buna zemin sunmakta, iş son tahlilde halk ile “bilen”lerin karşılıklı inatlaşmasına kadar gidebilmektedir.

1 Ocak 2011 Cumartesi

Sendikal Bunalım



Her ne kadar “sendikaların çok fazla grev yaptığı” ve “hükümetin sendikalar tarafından idare edildiği” gibi şikayetler hemen her kesimin dilinde de olsa, biz bu yazıda tam tersini iddia edeceğiz. Gerçekte sendikal hareket yaklaşık yirmi yıldır ciddi bir bunalım içerisine girmiştir. Bu bunalım emek hareketinin genel bunalımı ile de kuşkusuz bağlantılıdır ve sadece ülkemize özgü değil küresel ölçekte gözlemlenebilecek bir olgudur. Sendikal mücadelenin basın bildirileri, başarısız ve etkisiz grevler, yönetim kurulları düzeyinde eylemler çerçevesine sıkışıp kalması; giderek hem halktan, hem emek hareketinin genelinden hem de kendi üyelerinden kopması ile daha da görünür hale gelen bir krizden bahsediyoruz. Kriz şiddetlendikçe, hem sendikalı hem sendikasız çalışanlardan hem de geniş halk kesimlerinden “sendikacılara” dair şikayetler yükselmektedir. Kısacası sendikalara yönelik şikayetler de sendikal krizin göstergelerindendir.

Dosya: Bunalım



Argasdi’nin yirmi birinci; 2011 yılının ilk sayısında dosya konusu olarak “bunalım”ı seçtik. Elbette ki bu seçimimizin temel nedeni 2008 yılından beridir gündemimizde olan küresel krizdir. Ancak Hammaliye Kurulu olarak bu dosyayı hazırlarken sadece “kriz ve ekonomi” çerçevesinde kalmadan, genel olarak bunalım olgusunu masaya yatırmak istedik. Hemen her biri, bir dergi boyutunda işlenebilecek olan, çeşitli açılardan yaklaştığımız bunalım konusunu kısıtlı sayfalarımızdan tüm derinliği ile sunamadığımızın farkındayız. Gene de Kıbrıs gibi güzel bir ülkede bile bunalım kelimesinin ne kadar çok olguyu çağrıştırabileceğine dair genel bir çerçeve çizebildiğimizi düşünüyoruz.

5 Ekim 2010 Salı

Halk Olma Hakkı İnkar Edilmiş Bir Halkın Hakları



Kıbrıs’ta En Temel Hak İhlali: Kendi Kaderini Tayin Hakkı (1)
Kıbrıs, Akdeniz’in doğusunda bulunan stratejik bir yeni-sömürgedir. Adanın bakır, pirit gibi yer altı ve narenciye, patates, tahıl gibi yer üstü ekonomik kaynakları ciddi bir değer taşısa da; tarih boyunca kaderine stratejik önemi yön vermiştir. Tarih boyunca istilalara uğrayan, dış güçler tarafından yönetilen ve kendi bağımsız gelişme dinamiklerine hükmedemeyen bir adadır Kıbrıs.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Kıbrıs Sorunu ve Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı



“Bilimin eşiğinde, cehennemin giriş kapısında olduğu gibi, şu kurala uymak zorunludur: Qui si convien lasciare ogni sospetto / Ogni vilta convien che qui sia morta
Burada bütün kuşkular kovulsun / Ve burada her türlü korku yok olsun
(Dante İlahi Komedya)”
Karl Marx
Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı

1 Ekim 2010 Cuma

Yunan Albaylar Cuntası ve Kıbrıs



25 Kasım 1973 tarihi Yunanistan için olduğu kadar ülkemiz Kıbrıs için de dönüm noktası niteliğinde bir tarihtir. Bu tarihte Yunan Albaylar Cuntası’nın yönetimi el değiştirmiş ve 21 Nisan 1967 darbesinden beridir ülkeyi yönetmekte olan Albay Yorgo Papadopulos’a darbe yapılarak yerini Binbaşı Dimitris Yuanides almıştır.