28 Kasım 2012 Çarşamba

Sizin Hiç Anneniz Öldü Mü?



Son iki hafta bu köşe için yazı yazamadım...
Annemi kaybettim...
Annemi kaybettikten sonra herhangi bir şey yapmak gelmedi içimden.
Yemek yemekten tutun da, aklınıza gelebilecek her şeyi yeniden yapmak için kendimi zorlamam gerekti, gerekiyor...
Bu yazı için de aynısı geçerli...

10 Kasım 2012 Cumartesi

Baraka Yılmadan Yoluna Devam Edecek



Kıbrıs’ta faaliyet gösteren Baraka Kültür Merkezi’ne gerçekleştirilen saldırı sonrasında İstanbul’da bulunan Baraka aktivisti Münür Rahvancıoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Rahvancıoğlu mücadeleye yılmadan devam edeceklerini ifade ediyor…

7 Kasım 2012 Çarşamba

Yalancının Mumu Yada Sol Liberalizme Farklı Bir Tanım



Yalan siyasette bir araç olarak kullanılabilir mi?
Yani pratik olarak kullanılıyor onu biliyoruz da, kullanılmalı mı?
Kullanıldığı takdirde, sonuçları her zaman olumsuz mu olur?
Yalan söyleyen her daim zararlı mı çıkar?
Ya da şöyle soralım, “yalancının mumu” atasözünde de söylendiği gibi en fazla “yatsıya kadar” mı “yanar”?
Biliyoruz siyasal mücadelenin türlü çeşitli araçları vardır...
Belli bir hedefe doğru hareket eden insanlar da, bu hedeflerine varmak için siyasal araçlardan faydalanırlar...
Peki yalan söylemek, eksik bilgi vermek, muhatabının söylemlerini çarpıtmak, cımbızlamak, bağlamından koparmak ve saptırarak farklı anlamlar yüklemek bu araçlardan sayılabilir mi?

31 Ekim 2012 Çarşamba

Ne Zaman Parti Kuracaksınız?



Son zamanlarda pek sık karşılaşır olduk bu soruyla...
“Ne zaman parti kuracaksınız?”
Mesela çıkıp mevcut partilerden birisini eleştirdiğimiz zaman: “Eh o halde siz de kendi partinizi kurun” deniliyor... Daha bir partimizin bile olmadığı hatırlatılıyor bize kısacası ve haddimiz bildiriliyor!
Son zamanlarda pek sık karşılaşır olduk bu soruyla...
Mevcut partileren başka birisini eleştirdiğimizde duyuyoruz, şöyle diyorlar: “Onlar mı? Onlar kendi partilerini kuracak bu yüzden saldırıyorlar!” Böylece artniyetli olduğumuzu iddia ederek, eleştiriyi kendilerince boşa çıkarıyorlar...

24 Ekim 2012 Çarşamba

UBP’nin Tüzüğü



UBP kurultayı gündemden bir türlü inmiyor...
UBP içerisinde kamplaşan iki taraf açısından, gündemin kurultay üzerinden şekillenmesi gayet anlaşılır...
Ne İrsen Küçük, ne Ahmet Kaşif ne de bu iki adayı destekleyenler; halkın gerçek gündemi olan zamlar, eğitim, sağlık, belediye sorunları, asimilasyon, petrol dolum tesisi ve özelleştirmelerden yana kaygı taşımıyor...
Halkın dertleri ile onların dertleri farklı...
Dertler farklı olunca dermanın da gündemin de farklı olması gayet normal...

17 Ekim 2012 Çarşamba

Tecavüz Kaçınılmazsa



Sevdiğim bir arkadaşım var...
Açık sözlü bir insan, samimi ve dürüst...
Kendisi ile fikirlerimiz farklı olmasına rağmen, rahatça sohbet edebiliyor ve birbirimize saygı duyabiliyoruz...
Arkadaşım UBP’li...
Herhangi bir mevki, makam sahibi değil...
Kıbrıslı Elenlerin büyük bir çoğunluğunun Kıbrıslı Türkleri istemediğini düşünüyor...
Bu düşmanlığın bir gün değişebileceğini, daha çok Kıbrıslı Elen liderliğinden kaynaklı olduğunu falan kabul ediyor...

10 Ekim 2012 Çarşamba

Zaten Esarete Zor Dayanıyoruz



Zor olmayan herhangi bir iş var mıdır bu yeryüzünde?
Şöyle kolaycacık, kendiliğinden ve hiç zahmet harcamadan oluveren...
Uğraştırmayan, düşündürmeyen, sıkıntı vermeyen bir iş...
Hani “iş” dedikse aldanmayın...
“İş”ten kastım, maaş için yapılan mesai değil...
“İş” derken kasıt, gerçekleşmesini istediğimiz herhangi bir “şey”...
Sevdiğiniz tarafından sevilmek mesela, çocuğunuzun büyümesi yada...
Yemek yapmak, ayakkabı bağlamak veya çamaşır asmak...
Aklınıza gelebilecek her şey yani...
Kolay yoldan çözülebileni var mı bunların?

3 Ekim 2012 Çarşamba

Sivil Toplum Örgütleri



1990’lı yılların ortalarında Sivil Toplum Örgütü tabirini duymak neredeyse mümkün değildi.
O zamanlar Demokratik Kitle Örgütlerini bilirdik...
Örgütlü oldukları alanın ekonomik-demokratik boyutlu sorunları çerçevesinde mücadele ederlerdi bu DKÖ’ler.
Bu alanlardan hala bilineni çalışma alanı hani sendikaların örgütlü olduğu alan. Eskiden de en geniş tabana sahip ve en mücadeleci DKÖ’ler çalışma alanından çıkardı...

1 Ekim 2012 Pazartesi

Sol Liberalizm ve Mücadele



Bu coğrafyada bağımsız ve halkları kardeş bir Kıbrıs yaratma mücadelesi Baraka ile başlamadı. “Bağımsız Kıbrıs Bütün Halklar Kardeştir” sloganı çerçevesinde bir siyasal mücadele hattı ören yüzlerce devrimci ve birçok örgüt vardır Kıbrıs’ın tarihinde. 1970’li yıllarda Devrimci Grup ve Halk-Der; 1980’li yıllarda Özgürlük, Kıbrıs Devrimci Yüksek Öğrenim Gençliği, Kıbrıs Halk-Der ve 1990’lı yıllarda Demokratik Gençlik Hareketi, Bağımsız Gençlik Platformu gibi yapılar Kıbrıs’ın bağğımsızlık bayrağını hep yükseklerde tuttular. Ancak geçmiş dönemin siyasal sorunları, ideolojik atmosferi ve kültürel imkanları ile bugünküler bir ve aynı değildir. Aynı siyasal hattı devam ettiriyor olmamız, geçmişin ezberleri ile yola devam edebileceğimiz ve bugünün koşullarını tahlil etmeyeceğimiz anlamına gelmez.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Kurultay



Kurultay, büyük toplanma demek...
“Bir kuruluşun, gündemindeki sorunları, temel konuları konuşmak ve yeni kurullar seçmek üzere belli sürelerle veya gerektikçe yaptığı genel toplantı” olarak tanımlanıyor Türk Dil Kurumu’nun Büyük Sözlük isimli eserinde...

19 Eylül 2012 Çarşamba

Havada Farklı Bir Şeyler Var

“Irmakların suyu taşları sürükler
Bir gün silinip yok olur zorbalar
Alır büyüklerin yerini küçükler
Gece uzun da olsa, güneş mutlak doğar” Brecht

Havada farklı bir şeyler var...
Bilmem siz de hissediyor musunuz? Bir tür gerilim, bir şeylerin hazırlığı gibi sanki...
Bakışarak anlaşmış, konuşmadan sözleşmiş diyeceğim birileri...
Onların bildiği ama bizim bilmediğimiz bir şey var gibi...
Arkamızdan fısıldaşıyorlar diye yemin edebilirim şimdi...

12 Eylül 2012 Çarşamba

Hedef Yok, Pusula Çok



Kıbrıs devrimci solu, neredeyse ortaya çıktığı dönemden beridir hedef sıkıntısından muzdarip...
Halkı bizimle birlikte sürükleyecek bir hedefe ihtiyacımız var...
Ama bir türlü böyle bir hedefi tanımlayamıyoruz...
Aslında devrimci sol, tarihinin büyük bir bölümünde bunu önüne bir sorun olarak dahi koymadı...
Bildik sloganlar, popüler söylemler, biçimsel ritüellerle yetindik... sonra da egemenlerin gündemlerinin peşinde sürüklendik...
Görüntüyü kurtarıp, vaziyeti idare ettiğimiz sürece, kendimizi başarılı kabul ettik.
Zaten “kabahatli de biz değildik”...
Suç, Denktaş’taydı! TC’deydi! Eroğlu’ndaydı! Emperyalizmdeydi! Rejimdeydi!
Hatta bizim dışımızdaki solculardaydı, soldaydı!
Bizim dışımızdaki herkes ve her şeydeydi kısacası...
Bir biz kabahatsizdik, temizdik, paktık!

5 Eylül 2012 Çarşamba

Anti-militarizm



Günlük hayatımızın her anı militarist pratikler ile tıka basa doldurulmuş durumda.
Okulda, sokakta, televizyonda, gazetede, markette, orduda, maçta, şurda, burda... Neredeyse her yerde...
Beş yaşındaki çocukların okulda ilk öğrendiği şey sıraya girmek... Ve hemen ardından marşlar, bayraklar, sorgusuz itaat, nedensiz saygı...
Okuldaki süreç; sokaktaki oyunda, televizyondaki programda, gazetedeki haberde, marketteki üründe, ordudaki eğitimde, maçtaki tezahuratta pekişiyor, gelişiyor, yerleşiyor...
Peki militarizm sadece bu saydığımız yerlerin mi bir unsuru?
Verili toplumun temel yapıtaşı olan aile, militarist pratiğin de ilk ortaya çıktığı ortam aslında...
Babaya itaat, büyüğe “saygı”; temellerinden kopartılmış ve nedenleri ile ilişkileri kesilmiş biçimsel ritüeller sarmalı olarak sorgusuz, sualsiz benimsenmek zorunda olunan “gelenekler”...
Beş yaşındaki kızım şahidimdir...

30 Ağustos 2012 Perşembe

İç Dinamikler, Dış Dinamikler



“Kendi bahçesinde dal olamayanın biri
Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor”
Özdemir Asaf

Küçücük bir ada olan Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de stratejik önemde bir yer kapladığı herkesçe malum...
Bu stratejik konumundan dolayı tarihin hemen her döneminde kendi dışındaki bölgesel güçlerin etki alanı içerisinde bulunmuş bir adacıkta yaşıyoruz. Günümüzün Akdeniz, Ortadoğu ve Afrika politikalarını şekillendiren güçlerin kayıtsız kalamayacağı kadar önemli bir coğrafi durumumuz var kısacası.
Üstelik bu adacıkta yaşayan halklar olarak coğrafi ve siyasal olarak bölünmüş, düşmanlaştırılmış ve bağımlılaştırılmış bir haldeyiz.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Bağımsızlık - Ulusalcılık



“Bir dönem kutuplu dünya mevcutken üçüncü dünya savunusuyla  önemsenen ve Cezayir direnişinin yahut Türkiye 68’inin mottosu olarak anımsanabilecek “bağımsızlık” talebi, ulusalcılığın reddiyle birlikte uzun süredir geçerliliğini yitirmiştir. Bağımlılık-bağımsızlık, ucu ulusalcılığa, sınıf vurgusunun yitirilmesine ve askeri çekişmeye varabilecek tehlikeli bir propaganda zemini...”
Bandista, Yeniçağ Gazetesi, 10 Ağustos 2012

Bizler “Bağımsız Kıbrıs” talebini yükseltiyoruz ya bugünlerde; Yeniçağ Gazetesi’nde yayınlanan röportajında Bandista müzik grubu bir uyarı yapma gereği duymuş...
Bandista’ya göre bağımsızlık kavramı; geçmişe ait, ulusalcı, sınıf mücadelesinden kopuk ve savaşa odaklı bir kavrammış...
Üstelik bu iddiayı sadece Bandista değil, başka bazı kişiler, örgütler de dillendirmeye başlıyorlar...
Bir gazete köşesinde ne kadar mümkün olur tartışmalı da olsa biraz düşünelim bakalım gerçekten öyle mi?