30 Mart 2010 Salı

1 Mayıs ve Kamu-Sen

1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü ile ilgili hazırlıklar yoğunlaşıyor. Edindiğimiz bilgilere göre bu yıl, akşam üzeri ve tek bir eylem şeklinde gerçekleşecek olan 1 Mayıs organizasyonuna Kamu-Sen ve Kamu-İş gibi sendikalar katılmıyorlar.

1 Mart 2010 Pazartesi

KTAMS’ta Neler Oluyor?

Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS)’ın bazı yöneticilerinin bağımsız yayınımız Kamu Emekçisi’nden rahatsız olduğu gözlemleniyor. Bilindiği gibi Kamu Emekçisi sendikalı - sendikasız tüm kamu emekçilerine yönelik olarak hazırlanan aylık bağımsız bir yayındır. Kamu Emekçisi özel olarak hiçbir sendikanın aleyhine olmadığı gibi taraftarın da değildir. Ancak sendikal mücadeleye dair Toplumsal Hareket Sendikacılığı fikriyatı doğrultusunda fikir, düşünce ve eleştirilerimizi bu yayın aracılığı ile tüm emekçilere iletmekteyiz.

UBP'nin Geçici Kıyımı

UBP’nin hükümete gelmesinden sonra geçici çalıştırılan kamu emekçilerinin kitleler halinde işten durdurulması da hiç gündemden düşmedi. Şubat ayı içinde yaşanan son durdurma dalgası ile birlikte toplamda 300’ü aşkın geçicinin işini kaybettiği söyleniyor.

1 Şubat 2010 Pazartesi

İşbirlikçiler İşbaşında

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile KKTC Hükümeti arasında  imzalanan “Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü” geçtiğimiz ay en az tartışılan konulardan birisi oldu.
Protokol genel yapısı itibariyle, ülkemizin TC’ye entegre edilmesi, bu entegrasyonun neo-liberal piyasalaştırma süreçleri ile beraber yürütülmesi ve böylesi bir hak yitimine karşı çıkması muhtemel en örgütlü kesim olan kamu emekçilerinin baskı altına alınarak geriletilmesi hedeflerine sahip.

Sel Felaketi ve Kamu

Güzelyurt bölgesinde yaşanan son sel felaketi kamusal hizmetlerin önemini bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır. Felaketten etkilenen insanlara insani yardımın ulaştırılmasında canla başla çalışan kamu emekçileri, emekçilerin tembelliğine dair bolca laf yapmayı marifet sayanları utandırmış mıdır bilinmez ama; bu tarz felaketlerde KAR MANTIĞI ile çalışan özel sektörün değil; TOPLUMSAL FAYDA için çalışan kamu sektörünün hayati bir nitelik taşıdığı ortaya çıkmıştır.

Şimdi Kararlılık Zamanı

Göç Yasası’na karşı sendikalar tarafından yürütülen mücadele özellikle 28 Ekim ve 23 Kasım tarihlerinde hiç kimsenin beklemediği bir kitle eylemliliğine sahne oldu. Kitleler, Göç Yasası’na ve onun simgelediği neo-liberal yoksullaştırma, güvencesizleştirme ve iradesizleştirme saldırısına karşı olduklarını net birşekilde gösterdiler.

Ben De Ordaydım

Egemenlerin dava sürecini ilerletmesi kitle örgütlerinin de hareketlenmesine neden oldu.
Göç Yasası’nın geçirilmesinden sonra sessizliğe bürünen örgütler, bilindiği gibi 23 Kasım’da yaşanan orantısız polis şiddetine, coplamalara, tutuklamalara ve biber gazlı saldırıya rağmen herhangi bir eylem yapmamışlardı.
28 Ekim eylemi nedeniyle on dokuz, 23 Kasım eylemi nedeniyle on altı eylemciye dava okunması; örgütlerin Ocak ayı içinde iki toplantı yapmasına sebep oldu. Bu toplantılarda hukusal ve eylemsel süreçlerin ortak yürütülmesine karar verildi.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Güvencesiz Çalışma

1980’li yıllardan itibaren küresel ölçekte yaygınlaşmaya başlayan güvencesiz çalışma biçimleri, artık ülkemizde de görünür hale gelmiştir. Özel sektörde çok daha yoğun bir sömürü kaynağı olan; part-time, sigortasız, sözleşmesiz, sendikasız çalışma ile desteklenen bu durum; artık kamuda da yaygınlaşmaktadır.
Başlarda özelleştirilen kamu kuruluşlarında çalışanların güvencesizleştirilmesinden ibaretmiş gibi görünen bu duruma sendikalar neredeyse hiçbir karşı çıkış örgütlememişlerdi.

10 Ocak 2010 Pazar

Bir Bürokrasi Hikayesi



2005 yılından beridir kamu emekçisi olarak çalışmaktayım. Kamu görevine başladığımda ilk yaptığım iş sendikalı olmaktı. Sendikalı çalışmanın her emekçinin hem hakkı hem de görevi olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple de bir sendikaya üye olabilme hakkını kazandığım anda hiç düşünmeden üye oldum. Ne yazık ki özel sektörde çalıştığım 4 yıl boyunca böyle bir şansım olmamıştı. Ancak konu bu olmasa da belirtmek isterim; ülkemizde özel sektör çalışanlarının sendikasız çalışması hepimizin yüz karasıdır. Bu konunun hükümetler tarafından çözülmeyeceği ortadadır. Mevcut sendikaların bu konuya el atması ve özelde sendikalaşmanın yolunu açmak için girişimlerde bulunması şarttır. Ancak kamu sendikaları bırakın özelde sendikalaşmanın yolunu açmayı; kamuda bile HEPSİ BERABER %50 örgütlülüğe sahiptir. Yani kamu emekçilerinin %50’si örgütsüz, geri kalan %50 de onlarca sendika arasında bölünmüş durumdadır. Neyse bu girişten sonra biz dönelim hikayemize…

2 Ocak 2010 Cumartesi

Yoksulluk Olarak Şiddet



Şiddet denilince akla; savaş, ölüm, işkence, dayak gibi fiziksel şiddet biçimleri gelmektedir. Oysa yoksulluk; bugün dünya nüfusunun yarısından fazlasını etkisi altında tutan, insanların kendini insan olarak gerçekleştirmesini engelleyen ve ne yazık ki birçok kişi tarafından şiddet olarak dahi değerlendirilmeyen bir şiddet biçimidir.

Dosya: Şiddet!



Şiddet olgusu giderek yaygınlaşan bir şekilde, günlük hayatımızda olduğu kadar sosyal hayatımızda da kendine yer buluyor. Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşanan son eylemler sürecinde de gözlemlendiği gibi, fiziksel şiddet tekelini yasal olarak elinde bulunduran kurum olan devlet tarafından, vatandaşlar üzerinde şiddet kullanımı yükselen bir grafik göstermekte.

1 Ocak 2010 Cuma

2009 Biterken Kısa Bir Değerlendirme!



Hiç kuşkusuz ülkemizde 2009 yılına damgasını vuran en önemli olay nisan ayında gerçekleşen seçimler olmuştur. Seçim sonuçları sadece CTP’nin muhalefete düşmesi ve UBP’nin hükümet koltuğuna oturması ile değil, sol içi ilişkilere etkileri bakımından da belirleyici olayların yaşanmasını getirdi.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Biz Bu Karanlık Yolun Sonunda Doğacak Güneşi Görüyoruz

2009 yılı geride kaldı. “Kamu Emekçisi”nin yayın hayatına “merhaba” dediği yıl olan 2009 aynı zamanda biz emekçiler açısından önemli bazı gelişmelere de sahne oldu:
Öncelikle sermaye çevreleri ile içli-dışlı neo-liberal bir parti olan CTP; emekçi kesimlerde yarattığı hayal kırıklığının da etkisi ile hükümetçilik oyununda devre dışı bırakıldı. Ancak yerine getirilen parti olan UBP; aynı neo-liberal siyaseti daha sert araçlarla uygulayan bir faşist parti olduğunu kısa sürede gösterdi.

1 Aralık 2009 Salı

Sendikal Bürokrasi ve Göç Yasası

23 Kasım’da yaşanan grev, miting ve eylemlerde sendikal bürokrasiden kaynaklı sıkıntılar bir kez daha gün yüzüne çıktı. Açıktır ki, üye ile bütünleşmiş demokratik ve bağımsız bir sendikal yapı söz konusu olsaydı, Göç Yasası’na çok daha yüksek katılımlı ve çok daha militan bir karşılık verilecekti. Bir çok emekçi yasaya karşı olmalarına rağmen sendikalara güvenmedikleri için eylemlere katılmadılar.

Göç Yasası Yetmez

Göç Yasası’nın Meclis’ten geçirilmesinden hemen sonra (ertesi gün) sermaye örgütleri bir açıklama yaparak, yasadan memnun olduklarını ancak “özel sektörün kalkınması için” daha bir çok kararlı uygulamanın hayat bulması gerektiğini ve sadece bu yasanın kendileri için yeterli olmadığını duyurdular.