Argasdi’nin
yirmi birinci; 2011 yılının ilk sayısında dosya konusu olarak “bunalım”ı
seçtik. Elbette ki bu seçimimizin temel nedeni 2008 yılından beridir
gündemimizde olan küresel krizdir. Ancak Hammaliye Kurulu olarak bu dosyayı
hazırlarken sadece “kriz ve ekonomi” çerçevesinde kalmadan, genel olarak
bunalım olgusunu masaya yatırmak istedik. Hemen her biri, bir dergi boyutunda
işlenebilecek olan, çeşitli açılardan yaklaştığımız bunalım konusunu kısıtlı
sayfalarımızdan tüm derinliği ile sunamadığımızın farkındayız. Gene de Kıbrıs
gibi güzel bir ülkede bile bunalım kelimesinin ne kadar çok olguyu
çağrıştırabileceğine dair genel bir çerçeve çizebildiğimizi düşünüyoruz. 1 Ocak 2011 Cumartesi
Dosya: Bunalım
Argasdi’nin
yirmi birinci; 2011 yılının ilk sayısında dosya konusu olarak “bunalım”ı
seçtik. Elbette ki bu seçimimizin temel nedeni 2008 yılından beridir
gündemimizde olan küresel krizdir. Ancak Hammaliye Kurulu olarak bu dosyayı
hazırlarken sadece “kriz ve ekonomi” çerçevesinde kalmadan, genel olarak
bunalım olgusunu masaya yatırmak istedik. Hemen her biri, bir dergi boyutunda
işlenebilecek olan, çeşitli açılardan yaklaştığımız bunalım konusunu kısıtlı
sayfalarımızdan tüm derinliği ile sunamadığımızın farkındayız. Gene de Kıbrıs
gibi güzel bir ülkede bile bunalım kelimesinin ne kadar çok olguyu
çağrıştırabileceğine dair genel bir çerçeve çizebildiğimizi düşünüyoruz. 5 Ekim 2010 Salı
Halk Olma Hakkı İnkar Edilmiş Bir Halkın Hakları
Kıbrıs’ta
En Temel Hak İhlali: Kendi Kaderini Tayin Hakkı (1)
Kıbrıs, Akdeniz’in doğusunda
bulunan stratejik bir yeni-sömürgedir. Adanın bakır, pirit gibi yer altı ve
narenciye, patates, tahıl gibi yer üstü ekonomik kaynakları ciddi bir değer
taşısa da; tarih boyunca kaderine stratejik önemi yön vermiştir. Tarih boyunca
istilalara uğrayan, dış güçler tarafından yönetilen ve kendi bağımsız gelişme
dinamiklerine hükmedemeyen bir adadır Kıbrıs.
2 Ekim 2010 Cumartesi
Kıbrıs Sorunu ve Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı
Burada bütün kuşkular
kovulsun / Ve burada her türlü korku yok olsun
(Dante İlahi Komedya)”
Karl Marx
Ekonomi Politiğin
Eleştirisine Katkı
1 Ekim 2010 Cuma
Yunan Albaylar Cuntası ve Kıbrıs
25 Kasım
1973 tarihi Yunanistan için olduğu kadar ülkemiz Kıbrıs için de dönüm noktası
niteliğinde bir tarihtir. Bu tarihte Yunan Albaylar Cuntası’nın yönetimi el
değiştirmiş ve 21 Nisan 1967 darbesinden beridir ülkeyi yönetmekte olan Albay
Yorgo Papadopulos’a darbe yapılarak yerini Binbaşı Dimitris Yuanides almıştır.Neo-Liberal İç Savaş ve Devrimci Direniş, Argasdi Hammaliyesi Sayı 20
19 Nisan 2009 Genel Seçimleri öncesinde Argasdi’nin
14. sayısında şöyle demiştik; “seçim
sonrası hükümeti kesinlikle bir ‘Neo-liberal İç Savaş Hükümeti’ olacaktır. Bu
hükümet, CTP tarafından belli bir noktaya getirilen neo-liberal saldırının
genişletilmesi ve derinleştirilmesi ekseninde yürüyecektir. Bu hükümet, emek
mücadelelerine, grevlere ve eylemlere karşı çok daha acımasız olacaktır. En
ufak bir direniş eğilimini bastırmak konusunda tereddütsüz ve emeğin haklarına
saldırı noktasında pervasız olacaktır. Doğanın talanını iştahla devam ettirecek
bu hükümet, gerçek bir iç savaş hükümeti olacaktır.”14 Temmuz 2010 Çarşamba
20 Temmuz'un 36. Yıldönümünde Mitler ve Gerçekler: Kıbrıs'ın Bölünmesinin Gerçek Tarihi
Kıbrıs, tarihi boyunca
istilalara uğramış, dış güçler tarafından yönetilmiş ve kendi bağımsız gelişme
dinamiğine sahip olamamıştır. Doğu Akdeniz’in stratejik bir bölgesinde,
emperyalist güçler için yaşamsal çıkarlara sahip bir coğrafi konumda bulunan
ada; ekonomik-politik birçok gelişmeyi kendi olgunlaşma süreci içinde
yaşayamamıştır. İç dinamiklere dayalı olarak gelişmeyen, dıştan dayatma sonucu
hayat bulan ekonomik-politik ilişkiler bu sebeple çarpık bir nitelik taşır. Bu
çarpık nitelik uluslaşma sürecinden, sınıf mücadelesine kadar çeşitli
alanlarda, çeşitli olumsuz sonuçların düğümlene düğümlene birikmesine neden
olmaktadır.
2 Temmuz 2010 Cuma
Marksizm ve “Kadın ve Marksizm”
1950 öncesi Editions Sociale tarafından Marx,
Engels, Lenin, Stalin vb. teorisyenlerin çeşitli yazılarından derlenmiş olan
“Kadın ve Marksizm”, kendi
gerçeklerini sizin zihninizde kabul edilebilir kılmak için, asıl gerçekliği
bozan, çarpıtan, değiştiren, arzu ettiği gibi aktaran manipülasyona
dayalı metinlere en güzel örneği oluşturuyor. Türkiye’de Mayıs 2003’te
sekizinci baskısını yapan kitap, Jeon Freville isimli bir Fransız tarafından
“derlenmiş.”
1 Temmuz 2010 Perşembe
Belediye’yi Halk Yönetirse…
Fatsa, Türkiye’nin Ordu iline bağlı
orta büyüklükte bir ilçedir. Devrimcilerin daha THKP-C’nin faaliyette olduğu
tarihlerden başlayarak Fatsa’da canlı ilişkileri mevcuttur. 12 Mart 1971 faşist
cuntası ile birlikte gelişen olaylar, Türkiye’nin her yanında olduğu gibi
Fatsa’da da her türlü hak mücadelesine karşı faşist saldırıların yükselmesi
sonucunu doğurmaktadır. Faşistlerin gerçekleştirdiği cinayet ve saldırılar,
halkta yükselen bir öfkeye neden olmaktadır.
Belediyeyi Şirket Gibi Yönetmek…
Taşeron çalıştırma sadece ülkemizde
değil, tüm dünyada son yılların modası haline gelmiş bulunuyor. Bu yazıda
taşeron çalıştırma uygulamasının yerel yönetim birimlerindeki karşılığını
tartışacağız. Ancak taşeron uygulamasının sadece yerel yönetimlerde değil,
kamuda ve özel şirketlerde de yaygın olduğunu belirtmeliyiz.
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Baraka Kültür Merkezi'nden Hüseyin Alasya’ya Cevap
Baraka Kültür
Merkezi adına Münür Rahvancıoğlu, Hüseyin Alasya'nın kendileri ile ilgili
olarak yönelltiği iddialara cevap verdi. Baraka Kültür Merkezi'nin cevabı
şöyle:
"17 Mayıs
Pazartesi sabahı, Posta FM’de yayınlanan Can Sarvan’la Sabah Postası programına
konuk olarak katılan, Hüseyin Alasya isimli kişi, derneğimiz Baraka Kültür
Merkezi’ni de dahil ettiği bazı iddia ve ithamlarda bulunmuştur. Söz konusu
programın konuşma dökümleri Kıbrıs Postası haber portalında http://www.kibrispostasi.com/index.php/cat/35/news/35894/PageName/KIBRIS_HABERLERI
linkinde görülebilir.
linkinde görülebilir.
14 Mayıs 2010 Cuma
Annem de Bana Lokum Alayım Sana
12 Mart 2010 tarihinde Ankara’da,
Türkiye Cumhuriyeti adına TC Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Dış Ekonomik
İlişkiler Genel Müdür Yardımcısı ÖZGÜR PEHLİVAN ve “KKTC” adına KKTC
Büyükelçisi NAMIK KORHAN tarafından bir Kredi Anlaşması imzalandı.
Söz konusu Kredi Anlaşmasının daha ilk
paragrafında TC devletinin bundan sonra KREDİTÖR, “KKTC” devletinin ise BORÇLU
olarak isimlendirildiği ve söz konusu borcun 500,000,000 USD (Beş Yüz Milyon
Amerikan Doları) olduğu düzenleniyor. Biz ise bu yazı boyunca KREDİTÖR kelimesi
yerine Türkçe sözlükten bulduğumuz ve bu anlaşmanın koşullarına daha uygun
düşecek olan TEFECİ sözcüğünü kullanacağız.
26 Nisan 2010 Pazartesi
Röportaj: Sabah Postası
Baraka
Kültür Merkezi aktivisti Münür
Rahavancıoğlu 'Can Sarvan'la Sabah Postası' programına katılarak,
Sarvan'ın sorularını yanıtladı:
Soru:
Neredeyse hangi sivil toplum kuruluşu eylem yapıyorsa Baraka olarak oradasınız.
Bizim STK’ların çoğu AB ve USAİD gibi kurumların fonlarından yararlanmak üzere
kurulduğu için olsa gerek üye sayıları çok düşük. Siz uzmanlaşmış
aktivistler olarak her eyleme lojistik destek veriyor gibisiniz. Sizinle
aynı ideolojik görüşü paylaşmasalar da sivil toplum örgütleri sizi çok
seviyor...
Münür
Rahvancıoğlu: Baraka
özünde bir kültür merkezi. Ben ve birçok başka arkadaş da kendimizi devrimci
olarak tanımlıyoruz. Kültürel alan da bizim için politik bir alan. Her alanın
politik bir alan olduğunu düşünüyoruz ve bundan dolayı içinde bulunduğumuz her
alanda tabii ki kültürel alanla bağlantısını kurarak tavrımızı koyuyoruz.
Amacımız senin ironik bir şekilde ortaya koyduğun gibi sadece eylem yapmak
değil.
20 Nisan 2010 Salı
'Kıbrıs'ı çok daha sert günler bekliyor'
2 Nisan 2010 Cuma
Tufan Gerçekti Nuh’un Gemisi İse Efsane
“Geride kalan haftalarda sel onlarca
insanı alıp-götürdü, evler, köprüler yıkıldı, işyerleri tahrip oldu, ekili
alanlar ve mahsuller zarar gördü, suya zehirli kimyasallar karıştı... Doğal
âfet dendi, ihmal dendi, dere yatağına ev mi yapılır, bu 'derenin intikamıdır'
dendi, sorumlular hesap versin dendi, 'muhalif' olduğu sanılan siyasetçiler
hükümeti suçladı... Elbette her zaman olduğu gibi 'konunun uzmanları' da
konuştular-yazdılar ama konuşmalarda-yazılarda kapitalizm kelimesi
geçmedi... Kimse 'bu sosyal bir felakettir, gerisinde kapitalist sömürü, yağma
ve talan var' demedi... Eğer öyle diyecek olsalar 'konunun uzmanı' sayılıp,
'değerli görüşlerini' sizinle paylaşmaları mümkün olur muydu?”
1 Nisan 2010 Perşembe
Kadın Emekçiler Neden İkinci Planda
Kamuda çalışan kadınların sayısı erkeklerden neredeysa fazla olmasına rağmen, gerek üst kademe yöneticileri arasında gerekse de sendikaların yönetiminde kadın emekçilerin daha az olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Üstelik kadın emekçilerin neredeyse hiç temsil edilmediği sendika yönetimlerinin; sendika binalarından tutun da sendikal talep ve bildirilerde de kadınlara hiç yer açmadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bildirilerin üslubu ataerkil bir dil ile kaleme alınırken, sendika binaları da kahvehane gibi düzenlenmektedir. Sendikaların sosyal faaliyet adına organize ettiği tavla turnuvaları, halı saha maçları vb. herşey erkeklere yöneliktir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







