10 Ekim 1999 Pazar

Ne De Olsa Marksist


5 Ekim 1999 Salı tarihli “Avrupa Gazetesi”nde yayınlanan bir köşe yazısı beni aşağıdaki yazıyı kaleme almak için teşvik etti. Sözkonusu yazıyı yazan sayın beyefendinin gerek bahsettiği panelde (veya söyleşide, ama asla konferansta değil) gerekse yazısında ifade ettiği “çağdaş” ve “modern” gelişmelerden uzak, cahil ve geri kalmış bir halk insanı olarak, haddim olmayaraktan itirazlarımı bildireceğim.

2 Şubat 1999 Salı

Düşündüm


Güneş, her zamanki kayıtsızlığıyla gökyüzünde yükseliyordu. Kuşlar erkenden kalkmış, sıcak ama nemli bu ilkbahar gününe şarkılarıyla eşlik ediyorlardı. Benim sınavım vardı ve 1.5 satlik bir otobüs yolculuğuyla ulaşabileceğim sınav yerimde 1.5 saat boyunca cevaplamaya çalışacağım sınav soruları, belkide 1 hafta önceden hazırlanmıştı ve beni bekliyorlardı.

10 Ekim 1998 Cumartesi

Medya ve Etik


Medya ve Etik konulu panelimizde benim üzerinde önemle durmak istediğim konu TARAFSIZLIK konusudur. Gazetelerin, Televizyonların, kısaca iletişim araçlarının tarafsız olması gerektiği, özellikle de içerisinde yaşadığımız iddia edilen “Bilgi Çağı”nda bunun daha bir gerekli olduğu neredeyse global bir mutabakat halindedir.

3 Temmuz 1998 Cuma

CMC Atıkları Zehirlemeye Devam


Bugün Lefke-Gemikonağı bölgesinde kimsenin görmeden gelemediği bir çevre felaketi ile iç içe yaşamak zorunda kalan insanlar var. Sanki de her geçen görsün diye tam yolun kenarında bulunan bu kirliliği “hiçkimse görmüyor” olacak ki, bir gurup duyarl insan dışında ortaya kalıcı bir çaba konamıyor. Okuyacağınız bu haber bir haber olma niteliğinden çok insanoğlunun doğaya karşı olan sorumluluğunun bilinciyle yazıldı.

9 Mart 1998 Pazartesi

Örneğin Öğretmenler


Bir saptama yapalım; “genel bir kanı olarak, sol düşünce ‘kuru bir insan severlik’ olarak anlaşılmaktadır.” Bu saptamadan yola çıkarak bazı sonuçlara varacağız. Ancak öncelikle saptamamızı güçlendirmek için bazı örnekler verelim: Mesela, solcu yazarlar devlet egemenlerinin, polisin vb. yaptığı insan hakları ihlallerini işaret ederek toplum vicdanına seslenirler, toplumda ise solcuların genellikle herkesi sevdiği, yardımseverliği öğütledikleri, yardımlaşma ve eşitlik idealleri için mücadele ettikleri şeklinde bir inanç vardır.

9 Şubat 1998 Pazartesi

Amaç - Süreç


Her varlık kendi çelişkisini içinde taşır. Bu modern felsefenin, diyalektik ve tarihsel materyalizmin ortaya koyduğu bir gerçektir. Hareket eden bir cismi ileriye götüren bir kuvvet olduğu gibi, geriye doğru çeken bir sürtünme kuvveti de vardır. Hareket ise bu iki kuvvetin bir sonucudur. Yani ne salt ileriye götüren kuvvet, ne de geriye götüren.

1 Ocak 1998 Perşembe

Merhaba



Yalnızdık. Koskoca dağlar, uçsuz bucaksız denizler ve karanlık ormanlar ortasında...
Buluştuk. Dağlar özgürlüğü, denizler sonsuzluğu, ormanlar umudu simgeler oldu bize...
İnsandık. Geyikten yavaştı bacaklarımız, kaplandan zayıftı kollarımız, kuşlar gibi yoktu kanatlarımız...
İnsandık. Paylaştık, dayanıştık, toplaştık, toplumsallaştık.

8 Temmuz 1997 Salı

Yeniden “Duruşa Dair”


 Yani" diye devam etti Titorelli, “Sen çökmüş bir davayı savunuyorsun.

Çoktan kaybedilmiş bir davayı savunan adam biraz komik olur. O role soyunan adam için komiklik gerekli bir şeydir. Sen ciddi davranmak için kendini çok zorluyorsun. Kendin ol: Yani gülünç ol!"

Derviş Zaim, Ares

Harikalar Diyarında

 

İnsan yaşamı, onun içinde bulunduğu çevreden etkilenmesinin ve bu etkilenmenin insanın içinde yarattığı yeni bir etkilenim kaynağının ürünü olduğu kadar, insanın kendisinin söz konusu etkilenim kaynaklarına dair geliştirmiş olduğu karşı tezlerin de bir toplamıdır. Bahsettiğimiz üç etkenden hangisinin insanın günlük yaşamında daha çok rol oynadığı insanın yaşam içindeki duruşunun göstergesidir.

1 Temmuz 1997 Salı

ÇATI Sayı 5 – Selam Yazısı

Beşinci sayıda küçük bir rötarla, ancak yine sizlerin desteğiyle sizlerle birlikteyiz ve sizden aldığımız güçle, (bu güç, yazılarınız ve eleştirileriniz olacaktır) daha iyiye daha güzele daha mükemmele ve gerçek barışa ulaşmak için eleştirilerimizi yöneltecek ve her zaman sizlerle birlikte mücadelemize devam edeceğiz.

Barış, nedense farklı kesimlerden farklı anlamlar yüklenen bir kavram. Bizler, halkın istediği gerçek barışın yanındayız. Barış ve kalıcı çözümün sağlanması için çok çalışmalıyız. Ve bu toplumun dinamiği olması gereken biz gençlerin giydirildiğimiz deli gömleğinden sıyrılıp, edilgen durumdan kurtulup, etken pozisyona gelmemiz gerekir Gençliğin ve toplumun sorunlarını anlamak ve çözümü için etkin roller almak zorundayız. Toplumun çözülmeyen doğan veya doğmayan birçok sorunları vardır. Bunların üzerine gitmek zorundayız. Örneğin: İşsizlik, Göç, Özelleştirme, Örgütlenme, Çevre sorunları v.s.

7 Şubat 1997 Cuma

Kıbrıs’ta Özelleştirme

“Ruhunu sat.
Hemen, bir an önce sat ve kurtul.
Nerede ve nasıl mı satmalısın?
Piyasa seni bulacak merak etme!
Ondan sonrası daha kolaydır.” (1)

‘Özelleştirme’; son on yıldır ‘globalleşme’, ‘teknolojik devrim’, ‘medya’ vb. laflar gibi yoğun olarak işittiğimiz bir kelime. 2-3 yıldır da siyasi ve ekonomik yaşamımıza girmiş durumda (MENAR, Elektrik Kurumu, Kooperatif vs.)
Özelleştirme tartışmaları, devletin küçültülmesi söylemi ile at başı gidiyor. Klasik burjuva iktisadında bırakalım devletin küçültülmesini, aslında devlete yer bile yoktur. Toplum ‘piyasa’ya indirgenmiştir ve her şeyi ‘piyasanın görünmeyen elleri’ düzenler. Oysa liberalizmin yaşanan tarihinde böyle bir şey hiçbir zaman olmamıştır. 1929’daki büyük bunalımla birlikte burjuvazi devlete sığınmış, bu sığınmanın ismi de sosyal devlet olmuştur.

1 Şubat 1997 Cumartesi

Selamlar – Çatı Sayı 4

Yeni bir ÇATI ile yeniden karşınızdayız. Ancak bizlerin amacı sadece ellerinizde tuttuğunuz dergi ile değil, ÇATI olarak her yerde, toplumsal muhalefetin nabzı nerede atıyorsa ve nerede atması gerekiyorsa orada yanınızda olmaktır. Zaten olması gereken de budur.
 Yaşam içinde kendimizi var etmek, günlük hayatı dönüştürebilmek radikal bir değişimin olmazsa olmazıdır ve bu da ancak söyleyenlerin söylediklerini yaşama geçirme sorumluluğunu duymaları ile olasıdır.

HAREKET OLMA YOLUNDA İLK ADIMLAR

Demokrasi ve İnsan Hakları Hareketi (D.İ.H.H.) kurulduğu günden bu yana, çeşitli tepki amaçlı hareketlilikler dışında, ilk kez önüne koyduğu bir programı (10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası) gerçekleştirmiştir.

Kuzey Kıbrıs'taki tüm sözde örgütler karşısında D.İ.H. Hareketi gerçek bir sivil toplum örgütü olma yolunda attığı olumlu adımlarla varlığını her geçen gün daha da pekiştirmektedir. Hareket, gerek kuruluş amaçları, gerek üye yapısı, gerekse yaşam içerisindeki tavrıyla bir olumluluklar zinciri oluşturmaktadır. Yeni kurulmuş bir örgüt olarak birçok zorlukların ve imkansızlıkların içinden, el yordamıyla gerçekleştirilmeye çalışılan eylemlilikler halktan hakettiği tepki ve desteği bulmaktadır.

3 Kasım 1996 Pazar

Kültürler Karşı Karşıya - Bir tartışmanın düşündürdükleri

16 Ekim 1996 Çarşamba akşamı Sanatçı ve Yazarlar Birliği tarafından, KÜLTÜR POLİTİKALARINI TAR-TI-ŞI-YO-RUZ, adı altında Kültür Dairesi Müdüresinin de katıldığı bir panel düzenlendi. Her ne kadar birçok konuşmacının bilincinde oldukları kuşkulu olsa da, panel daha çok kültür politikalarına yaklaşımların farklılığı ile dikkat çekti.

1 Kasım 1996 Cuma

“Üniversiteler” Açılırken

Eylül-Ekim ayları, okul piyasasının kızıştığı aylardır. Ve bu aylarda ilkokul-ortaokul-lise ve üniversiteler yeni dönem kayıtlarını yaparak, derslerine başlarlar. Bu açıdan, bahsettiğimiz dört kurumun birbirlerinden hiçbir farkları yoktur.

“İktidar” Mücadelesi



Çoğu zaman; araçların amaç haline dönüştüğünden yakınırız ve araçların araç olarak, amaçlarınsa amaç olarak kalmasını kalmasını istediğimizi bu yolla ifade ederiz. Oysa her aracın kendi amacını içinde barındırdığını ve kullanılmasıyla zorunlu sonucuna (yani amacına) varacağını hiç düşünmemişizdir. Yani anlatmak istediğim şu: Ezme araçlarıyla kimseyi özgürleştiremezsiniz ve özgürlüğün kendi araçları yaratılmadıkça, özgürleşme adına köleleşmeyi getirirsiniz(1).