9 Şubat 1998 Pazartesi

Amaç - Süreç


Her varlık kendi çelişkisini içinde taşır. Bu modern felsefenin, diyalektik ve tarihsel materyalizmin ortaya koyduğu bir gerçektir. Hareket eden bir cismi ileriye götüren bir kuvvet olduğu gibi, geriye doğru çeken bir sürtünme kuvveti de vardır. Hareket ise bu iki kuvvetin bir sonucudur. Yani ne salt ileriye götüren kuvvet, ne de geriye götüren.

1 Ocak 1998 Perşembe

Merhaba



Yalnızdık. Koskoca dağlar, uçsuz bucaksız denizler ve karanlık ormanlar ortasında...
Buluştuk. Dağlar özgürlüğü, denizler sonsuzluğu, ormanlar umudu simgeler oldu bize...
İnsandık. Geyikten yavaştı bacaklarımız, kaplandan zayıftı kollarımız, kuşlar gibi yoktu kanatlarımız...
İnsandık. Paylaştık, dayanıştık, toplaştık, toplumsallaştık.

8 Temmuz 1997 Salı

Yeniden “Duruşa Dair”


 Yani" diye devam etti Titorelli, “Sen çökmüş bir davayı savunuyorsun.

Çoktan kaybedilmiş bir davayı savunan adam biraz komik olur. O role soyunan adam için komiklik gerekli bir şeydir. Sen ciddi davranmak için kendini çok zorluyorsun. Kendin ol: Yani gülünç ol!"

Derviş Zaim, Ares

Harikalar Diyarında

 

İnsan yaşamı, onun içinde bulunduğu çevreden etkilenmesinin ve bu etkilenmenin insanın içinde yarattığı yeni bir etkilenim kaynağının ürünü olduğu kadar, insanın kendisinin söz konusu etkilenim kaynaklarına dair geliştirmiş olduğu karşı tezlerin de bir toplamıdır. Bahsettiğimiz üç etkenden hangisinin insanın günlük yaşamında daha çok rol oynadığı insanın yaşam içindeki duruşunun göstergesidir.

1 Temmuz 1997 Salı

ÇATI Sayı 5 – Selam Yazısı

Beşinci sayıda küçük bir rötarla, ancak yine sizlerin desteğiyle sizlerle birlikteyiz ve sizden aldığımız güçle, (bu güç, yazılarınız ve eleştirileriniz olacaktır) daha iyiye daha güzele daha mükemmele ve gerçek barışa ulaşmak için eleştirilerimizi yöneltecek ve her zaman sizlerle birlikte mücadelemize devam edeceğiz.

Barış, nedense farklı kesimlerden farklı anlamlar yüklenen bir kavram. Bizler, halkın istediği gerçek barışın yanındayız. Barış ve kalıcı çözümün sağlanması için çok çalışmalıyız. Ve bu toplumun dinamiği olması gereken biz gençlerin giydirildiğimiz deli gömleğinden sıyrılıp, edilgen durumdan kurtulup, etken pozisyona gelmemiz gerekir Gençliğin ve toplumun sorunlarını anlamak ve çözümü için etkin roller almak zorundayız. Toplumun çözülmeyen doğan veya doğmayan birçok sorunları vardır. Bunların üzerine gitmek zorundayız. Örneğin: İşsizlik, Göç, Özelleştirme, Örgütlenme, Çevre sorunları v.s.

7 Şubat 1997 Cuma

Kıbrıs’ta Özelleştirme

“Ruhunu sat.
Hemen, bir an önce sat ve kurtul.
Nerede ve nasıl mı satmalısın?
Piyasa seni bulacak merak etme!
Ondan sonrası daha kolaydır.” (1)

‘Özelleştirme’; son on yıldır ‘globalleşme’, ‘teknolojik devrim’, ‘medya’ vb. laflar gibi yoğun olarak işittiğimiz bir kelime. 2-3 yıldır da siyasi ve ekonomik yaşamımıza girmiş durumda (MENAR, Elektrik Kurumu, Kooperatif vs.)
Özelleştirme tartışmaları, devletin küçültülmesi söylemi ile at başı gidiyor. Klasik burjuva iktisadında bırakalım devletin küçültülmesini, aslında devlete yer bile yoktur. Toplum ‘piyasa’ya indirgenmiştir ve her şeyi ‘piyasanın görünmeyen elleri’ düzenler. Oysa liberalizmin yaşanan tarihinde böyle bir şey hiçbir zaman olmamıştır. 1929’daki büyük bunalımla birlikte burjuvazi devlete sığınmış, bu sığınmanın ismi de sosyal devlet olmuştur.

1 Şubat 1997 Cumartesi

Selamlar – Çatı Sayı 4

Yeni bir ÇATI ile yeniden karşınızdayız. Ancak bizlerin amacı sadece ellerinizde tuttuğunuz dergi ile değil, ÇATI olarak her yerde, toplumsal muhalefetin nabzı nerede atıyorsa ve nerede atması gerekiyorsa orada yanınızda olmaktır. Zaten olması gereken de budur.
 Yaşam içinde kendimizi var etmek, günlük hayatı dönüştürebilmek radikal bir değişimin olmazsa olmazıdır ve bu da ancak söyleyenlerin söylediklerini yaşama geçirme sorumluluğunu duymaları ile olasıdır.

HAREKET OLMA YOLUNDA İLK ADIMLAR

Demokrasi ve İnsan Hakları Hareketi (D.İ.H.H.) kurulduğu günden bu yana, çeşitli tepki amaçlı hareketlilikler dışında, ilk kez önüne koyduğu bir programı (10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası) gerçekleştirmiştir.

Kuzey Kıbrıs'taki tüm sözde örgütler karşısında D.İ.H. Hareketi gerçek bir sivil toplum örgütü olma yolunda attığı olumlu adımlarla varlığını her geçen gün daha da pekiştirmektedir. Hareket, gerek kuruluş amaçları, gerek üye yapısı, gerekse yaşam içerisindeki tavrıyla bir olumluluklar zinciri oluşturmaktadır. Yeni kurulmuş bir örgüt olarak birçok zorlukların ve imkansızlıkların içinden, el yordamıyla gerçekleştirilmeye çalışılan eylemlilikler halktan hakettiği tepki ve desteği bulmaktadır.

3 Kasım 1996 Pazar

Kültürler Karşı Karşıya - Bir tartışmanın düşündürdükleri

16 Ekim 1996 Çarşamba akşamı Sanatçı ve Yazarlar Birliği tarafından, KÜLTÜR POLİTİKALARINI TAR-TI-ŞI-YO-RUZ, adı altında Kültür Dairesi Müdüresinin de katıldığı bir panel düzenlendi. Her ne kadar birçok konuşmacının bilincinde oldukları kuşkulu olsa da, panel daha çok kültür politikalarına yaklaşımların farklılığı ile dikkat çekti.

1 Kasım 1996 Cuma

“Üniversiteler” Açılırken

Eylül-Ekim ayları, okul piyasasının kızıştığı aylardır. Ve bu aylarda ilkokul-ortaokul-lise ve üniversiteler yeni dönem kayıtlarını yaparak, derslerine başlarlar. Bu açıdan, bahsettiğimiz dört kurumun birbirlerinden hiçbir farkları yoktur.

“İktidar” Mücadelesi



Çoğu zaman; araçların amaç haline dönüştüğünden yakınırız ve araçların araç olarak, amaçlarınsa amaç olarak kalmasını kalmasını istediğimizi bu yolla ifade ederiz. Oysa her aracın kendi amacını içinde barındırdığını ve kullanılmasıyla zorunlu sonucuna (yani amacına) varacağını hiç düşünmemişizdir. Yani anlatmak istediğim şu: Ezme araçlarıyla kimseyi özgürleştiremezsiniz ve özgürlüğün kendi araçları yaratılmadıkça, özgürleşme adına köleleşmeyi getirirsiniz(1).

1 Ağustos 1996 Perşembe

Seçenekler



Dünyada ve ülkemizde son 10 yıla baktığımız zaman; hayatın her alanında yaşananlar umutsuzluk, yılgınlık ve bezmişlik diye özetlenebilir. Oysa 1900’lü yıllar insanlık için büyük bir umut ve özgüvenle başlamıştı.
Şimdiyse; herkes, dünyanın ne kadar ömrü kaldığını, ozon tabakasının yok oluşunu, hayvan türlerinin eriyip gitmesini, denizlerin kirlenmesini, doğal kaynakların tükenişini ve sonumuzun geldiğini konuşuyor. O kendine güvenen, hayata ve yaşama, en önemlisi; dünyaya meydan okuyan insanlık; kendini insan yapan (hayvandan ayıran) emek gücünden yabancılaştırılmış, atomize edilmiş ve (o koca kolektif üretim sürecine rağmen) tüketim adına yalnızlaştırılmış bir halde ölümü bekliyor.

Uyuriken Uyardılar



Kutlu Adalı’nın öldürüldüğünü 7 Temmuz Pazar sabahı öğrendim. O anki ruh halimi hiçbir şekilde anlatmam olanaklı değil. Çünkü bu olay, düşünen bir beynin, insanın, demokrasinin katledilmesinden, entegrasyon politikalarında bir adım olmasından öte; bazı kişilerin söylediklerinden farklı düşünen herkesin (ki buna ben de dahilim) tehdit altında olduğunun bir göstergesiydi. Bu ülkede, tehditlerden, bombalamalardan, bildiri ve köşe yazılarında yapılan salyalı, küfürlü “uyarılardan” sonra bir de cinayet işlenmişti. Ve bir arkadaşımın da dediği gibi, Kutlu Adalı cinayeti birçok şeyin değiştiği noktaydı, artık herkes duruşunu yenibaştan değerlendirmek durumundaydı.

Merhaba (Çatı Dergisi – Sayı 2)



ÇATI’nın ikinci sayısıyla karşınızda olmanın sevincini yaşarken; düşünen, üreten ve seven bir insanımızı kalleş kurşunlarıyla kaybetmenin acısını yüreğimizde taşıyoruz. Ancak herkes bilmelidir ki; düşünceye sıkılan kurşunlar, umuda sıkılmış demektir ve UMUDA KURŞUN İŞLEMEZ. Kendilerine yakıştırdıkları HAKLI yaftasıyla başkalarını 8silahla veya başka yöntemlerle) susturma hakkını elde ettiklerini zannedenler, bunu unutmazlar umarız. Daönce kaybettiğimiz değerlerimiz gibi KUTLU ADALI da bizim için bilincin ve vicdanın simgesi olarak yaşayacaktır. Susturacakları zannettikleri bizlerin değil, kendilerinin gerçek vatan haini olduğunu düşünceye ve düşünmeye sıktıkları bu hain kurşunlarla gösterenler, hiçbir zaman rahat uyuyamayacaklar. Düşüncede kaybettikleri bu savaşı, fiziki dünyaya taşımak isteyenler, burada daha başlamadan yenilmişlerdir. Bizlerin otomatik silahlarımız yok, ancak yine de buradayız ve yazıp çizmeye ve her satırımız ve kelimemizle onları yok etmeye devam ediyoruz. KORKAK OLANLAR GİZLENENLERDİR, ASLA GÖĞSÜ AÇIK GEZENLER DEĞİL.
Geçtiğimiz ay sadece olumsuz şeyler yaşanmadı. Demokrasi ve İnsan Hakları Hareketi, uzun ve tartışmalı bir dönemden sonra kurularak umudumuza ufuk kattı. Yeni bir kültür, yeni bir tarz, yeni bir ekol ve bir sivil toplum örgütü olarak DİH Hareketini en içten duygularımızla selamlıyor, örgüt yaşamında başarılar diliyoruz.
ÇATI, ilk sayısıyla bir çok eleştiri aldı. Dergimizi beğenmeyenler de beğenenler de vardı tabii. İlk sayımızdaki çeşitli baskı hatalarından dolayı, hepinize karşı mahcubuz. Ancak içeriğimize yönelik verebileceğimiz tek cevap şu olabilir; Bizler, tek sesli ve tek sözlü bir yapı oluşturmak için yola çıkmadık. Herkesin farklılığıyla ve hoşgörüsüyle yan yana durabileceği, tartışabileceği, kesişilen her noktada ortak tavır alabileceği, kimsenin kimseyi kendisine benzetme çabasına girmeyeceği, çoks esli, çok sözlü, çok kültürlü bir yapı için yola çıktık, ve asla bu hedefimizden vazgeçmiş değiliz.
Birbirlerinde buldukları her farklılıkta ötekini “tarihin çöplüğüne” savuranlar, dünyanın her köşesinde mitoz-mayoz bölünmektedirler. Ötekine tahammülü olmayanlar, TV’lerde, meydanlarda  kavga etmekte, birbirlerinin kuyusunu kazmaktadırlar. Ütopyasında kardeşlik ve barış olan insanlar, karşısındakine de (karşılık gördüğü müddetçe) öyle davranmalıdırlar. Çünkü ne kardeşlik ne barış ne de eşitlik idealleri ertelenemezler. Ve bugün hemen-şimdi ilişkilerimizde varolmalıdırlar. “Herkes”için barış, “herkes” için kardeşlik, “herkes” için eşitlik ve “herkes” için özgürlük diyerek yola çıkanlar; karşılarına “herkes” bile çıksa yine de savaşacaklardır. Bizler de “herkes”in bir parçası olduğumuza ve kendimizi kimseden ayrı, kimsenin üstünde, kimseden bilinçli bir pozisyona yakıştırmaya hakkımız olmadığına göre; yine çağırıyoruz: Haydi gelin kardeşliğin, barışın, sevginin, hoşgörünün, birlikte üretimin, paylaşımın ÇATI’sına bir parça da siz ekleyin;
DÜNYAYI VE KIBRISI BİRLİKTE YARATALIM.

Çatı, Sayı 2, Ağustos 1996

1 Haziran 1996 Cumartesi

Kıbrıs’ta Örgütlenme(me) Sürecinin Eleştirisi



Öncelikle ve özellikle belirtmek isterim ki; bu yazıda öncelikli ve özellikli amaç, örgütlenme adı altında –bir örgütün ne demek olduğunu bile bilmeden- girişilen ve örgüt kelimesinin içini boşaltmak suretiyle onu anlamsız kılan Kıbrıs örgütlenme pratiğini eleştirmektir. Başlıktan yanlış olarak algılanabileceği üzere, örgütsüz mücadeleyi seçen insanların hatalı, yanlış vs. pozisyonlarda oldukları gibi bir anlam ve/veya amaç bu yazıdan çıkartılamaz.

DAÜ’de Boykot



Tarih 27 Mart 1996 Çarşamba. DAÜ’de saat 2.30’da bir bildiri dağıtılıyor. Öğrenciler hareketli, heyecanlı. Bildirinin bir yüzü İngilizce bir yüzü Türkçe; ancak iki tarafta da dikkat çeken şey üç sütun üstüne kocaman yazılarla BOYKOT. Herkes birbirine “3.30’da Hazırlığın önünde” diye hatırlatmada bulunuyor.